Kentler İklim Değişiminin Hem Faili Hem Mağduru

Kentler İklim Değişiminin Hem Faili Hem Mağduru

İstanbul Buluşmaları’nın ilk oturumu gerçekleştirildi. Uzmanlar kentler için ‘iklim değişiminin hem mağduru hem de faili’ derken, Kanal İstanbul’un yaratacağı tahribata dikkat çekildi.

TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından birçok uzmanın katılımıyla gerçekleştirilen İstanbul Buluşmaları’nın 14’üncüsünde birinci oturum çevrimiçi olarak yapıldı. "İstanbul’un B Planı" konuşulan etkinlik, dört ayrı oturumdan oluşuyor. Birinci oturum “Yok ediyoruz öyleyse Ekolojik Denge için B Planı” başlığı altında yapılırken; ikinci oturum “Ayrışıyoruz öyleyse Birlikte Yaşam için B Planı” , üçüncü oturum “Sarsılıyoruz öyleyse Riske Karşı Dirençlilik için B Planı” , son oturum ise “Yoksullaşıyoruz öyleyse Sosyo-Ekonomik Güçlenme için B Planı” başlıkları altında yapılacak.

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Zeynep Enlil, “İstanbul’un nasıl bir B planı var ya da olmalı sorusundan yola çıkarak yapı taşlarını döşemek üzere bir adım atmak istedik” dedi. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi’nden Akif Burak Adlar ise etkinliğin ilk defa çevrimiçi yapıldığını kaydederek “2007 yılında başlamıştık bu serüvene. İstanbul Buluşmaları’nı geçtiğimiz yıl da yapacaktık ancak pandemi nedeniyle evlerimizdeydik. İlk kez çevrimiçi olarak yapıyoruz. Pandemi gölgesinde ama hep umutla” şeklinde konuştu.

Ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Melahat İnce, İstanbul İçin Ekotopya profilini anlattı: “İnsanlar kent çiftliklerinde, bostanlarda kendi ürünlerini üretebiliyorlardı artık. Denizlere atıkların atılması engellendi, deniz suyunu temizleyen makineler Marmara’ya yerleştirildi. Metropoldeki tüm beton düzeyler yağmur suyunu emebilecek düzeylere dönüştürüldü. İstanbul temiz hava bakımından dünyada birinci sırada yer alıyor artık. Kanal İstanbul reddedildi, Kuzey Ormanları imara açılmadı ve ormanlar bizlere kaldı.”

İstanbul İçin Distopya profili ise şöyle aktarıldı: “Yıl 2043. Suyun yok olmasıyla ormansızlaşma, biyoçeşitliliğin azalması gibi sorunlar baş gösterdi. Kanal İstanbul’un yapılmasıyla tehlikeye giren tatlı su kaynakları kirletildi. Ekolojik denge bozuldu. Su temini karaborsaya düştü. Suç oranları arttı. Tarlalarda ürün yetişmiyor, tarlalar susuzluktan çatladı. İstanbul kendine yetemeyince Anadolu’daki tarım arazilerini de tüketti. Kuşların cıvıltısı duyulamaz hale geldi. Sanki şehri gri kapladı. Tüm bu etmenler göçü artırdı. Göçün de artmasıyla cıvıl cıvıl İstanbul sessizliğe büründü. İstanbul’un önemli her noktası bomboş. Acaba bu kadar tüketmeseydik nasıl olurdu İstanbul?”

KANAL İSTANBUL TAHRİBATA SEBEP OLUYOR

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Sena Öztürk de iklim değişikliğinin İstanbul’da yarattığı bir diğer sorunun su krizi olduğuna dikkat çekti. “Yapılan yanlış müdahaleler sonucu kirletilip yok edilen su kaynaklarımızın korunması için sulak alanlar ve akarsu yataklarındaki ekolojik su varlığının sürdürülebilirliği dikkate alınmalıdır” diyen Öztürk, Kanal İstanbul gibi suyun doğal döngüsüne zarar veren tüm rant odaklı yatırımların su havzaları üzerinde tahribata sebep olduğunu aktardı.

KAPANMAYA RAĞMEN EN SICAK YILDI

Moderatör Özdeş Özbay ise tehlikeye şu sözlerle dikkat çekti: “2020 yılında küresel ısınma anlamında dünya bir kez daha rekor kırdı. Şu anda 420 karbon parçacığı var. Oysa dünya için 350’ye çekilmesi lazım bu oranların. İşin ilginç yanı, küresel ısınma açısından 2020 özel bir yıldı. Pandemi koşullarında sınırlı da olsa kapanmalar yaşandı. Aslında küresel karbon salınımları yüzde 7 oranında azaldı. Yani buna rağmen en sıcak yıldı.”

Sosyolog Baran Alp Uncu, kentlerin iklim değişiminin hem mağduru hem de faili olduğunu ifade etti. Uncu, sebep olarak şunları gösterdi: “İklim politikalarının uluslararası ve ulusal düzeyde yaşadığı çıkmaz, alternatif olarak yerel merkezli ulus aşırı bağlar, kentler de bunu sağlamanın en önemli unsurlarından. Çünkü kentler iklim değişiminin hem mağduru hem faili. Neden? Çünkü doğal kaynakların tüketiminde yüzde 75, birincil enerji kullanımında yüzde 60-75, karbondioksit salımlarında yüzde 70 rol oynuyor. Aynı zamanda da kentler mağdur. Bunun da sebebi artan sıcaklıklar, sıcak hava dalgaları, aşırı hava olayları, sel ve su taşkınları, su varlığının azalması, gıda krizi.

100 yıl sonunda bu durumlardan toplam 800 milyonun etkileneceği öngörülüyor. Durum böyle olunca yapılabilecek şeyler var. Kentlerde yapılacak iklim eylemleri kendi başına hiçbir anlam taşımaz. Sadece Türkiye değil, bütün dünyada da bu mücadelenin yürütülüyor olması lazım.”

Uncu, ‘dönüştürücü uyum’ başlığı adı altında yapılması gerekenlerden bazılarını şöyle sıraladı:

>> Çok yönlü, kesişimsel ve döngüsel; merkezli kentsel planlama.

>> Eşitsizlik ve adaletsizlikleri azaltma hedefi.

>> Davranış ve hayat tarzı değişikliği.

>> Kentsel ve bölgesel ekosistemlere bütüncül yaklaşım.

MEVCUT TARIM ALANLARI YOK OLUYOR

Kadıköy Kooperatifi’nden Mert Meral de “İstanbul nasıl beslenir?” başlıklı sunumuyla Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu miktarın 14,1 milyon ton; yetiştirilen miktarın ise 40 milyon ton olduğunu dile getirdi: “Marmara Bölgesi nüfusu 2018 verilerine göre 26 milyon 605 bin. 1996-2018 yılları arasında kaybedilen tarım alanı oranları; İstanbul’da yüzde 33, Batı Marmara’da yüzde 9, Doğu Marmara’da yüzde 16. DSÖ standartlarında sağlıklı bir beslenme için gerekli sebze ve meyve miktarı 2020 nüfusuna göre İstanbul’da 2,6 milyon ton. 2020’de üretilen miktar ise yalnızca 60 bin ton. İstanbul kendi buğday tüketiminin ancak yüzde 5,3’ünü karşılayabiliyor. Marmara üretimi ve tüketimi hesaba dahil edildiğinde ancak mısır, şeftali ve fındıkta Marmara’nın kendi tüketiminden arta kalan ürün fazlası İstanbul’un açığını kapatabiliyor. Bölgesel kalkınma politikaları çerçevesinde tarım, Marmara Bölgesi için stratejik bir sektör olarak görülmüyor. Kentsel dönüşüm ve değişim süreci içinde tarım arazileri gitgide konut alanlarına ve sanayi bölgelerine dönüşüyor, yapılmak istenen yeni mega projelerle mevcut tarım alanları da yok oluyor.”

SU YÖNETİMİ KISIR DÖNGÜ İÇERİSİNDE

Boğaziçi Üniversitesi’nden Dr. Akgün İlhan kentsel su yönetiminin kısır döngüde olduğunu belirtti. Artan nüfus ve su talebine karşın azalan temiz su kaynakları olduğunu açıklayan İlhan, şöyle konuştu: “İstanbul Asya’da yüzde 35, Avrupa’da yüzde 65 nüfus bulunduruyor. İstanbul’un su varlığı ise Asya Yakası’nda yüzde 60, Avrupa Yakası yüzde 40. Tüm bunlar olurken 2014’te Melen Çayı’nın debisi yüzde 50 azaldı, Pabuçdere Barajı kurudu. Sapanca Gölü de kuruyor. Bir de Kanal İstanbul meselesi var. İstanbul’un çok önemli su kaynaklarını doğrudan kaldıracak veya riske edecek. İklim değişikliği çağında su arzını artırmanın yolu, öncelikle su talebini azaltmaktan geçiyor. Su talebini nasıl aşağıya çekeceğiz? Nerdeyse suyumuzun yarısını iletim hattında kaybediyoruz. Suyu verimli kullanmak gerekiyor. Bir bahçeyi şebeke suyuyla yıkamak yerine yağmuru tutacak şekilde dizayn etmek gerekiyor. İçilebilir kalitede ve lezzette şebeke suyu sağlamak lazım.”

Prof. Dr. Doğanay Tolunay, bütün krizlerin temelinde ekolojik kriz yattığının altını çizdi. Tolunay, “Bütün krizlerin temelinde ekolojik kriz yatıyor. İklim krizi dediğimiz aslında karbon döngüsünün bozulması. Ekolojik kriz dediğimiz şey de ekosistem öğelerinin zarar görmesi” dedi.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.