Bilmek ve İnanmak

Bilmek ve İnanmak

Bilmek, inanmak, şüphe etmek başlıca zihin aktiviteleridir. Merak ettiğimiz kadar bilgi sahibi değiliz; zaten olamayız. Bilebileceklerimiz sınırlıdır. Deneyim konusu olan ve olabilecek nesneleri veya şeyleri öğrenip bilebiliriz.

Bilmek, inanmak, şüphe etmek başlıca zihin aktiviteleridir. Merak ettiğimiz kadar bilgi sahibi değiliz; zaten olamayız. Bilebileceklerimiz sınırlıdır. Deneyim konusu olan ve olabilecek nesneleri veya şeyleri öğrenip bilebiliriz. İnanca gelince, bilemeyeceğimiz konularda inanç yetimizi harekete geçirebiliriz. Bazen bilgi alanında olup gerekli bilgiden habersiz kalındığı konularda da, inanç harekete geçer. Şüphe ise hem bilgi edinmede, hem de inanmada aktif haldedir. Her türlü doğru bilgiye ulaşma eyleminde, şüphe yegâne sağlama(test) unsurdur. Ulaşılan sonuç, şüphenin tetiklediği itirazlara doyurucu cevaplar vermediği müddetçe güvenilir bilgi statüsünü kazanamaz.

Şüphe inançlarda da aktiftir. Ama pek sevimsiz bir müdahalecidir. İnançlının huzurunu bozar. Çünkü her inancın bilgiye evirilme meyli vardır. Ancak bir türlü o noktaya gelemez; şüphe de, hep başında bekler. Bu sebeple inanç sistemleri, inançlıyı şüpheden uzak tutmaya çalışır. Zihnin temel bir aktivitesi olan şüphe etmeyi “şeytani” bir işlev olarak adlandırır. Hâlbuki şüphe etme yetisinden mahrum bırakılan bir zihin yarım yamalak çalışır. Asıl görevini yapamaz; yanlış sonuçlara varır.

Anlaşılan şu ki, hiçbir inanç sistemi şüphe karşısında ayakta duramaz. Zihin, şüphe etmek mekanizmasını harekete geçirince hepsi darmadağın olur. Bu sebeple, bazı inanç sahiplerinin “bizim inancımız akla uygundur, rasyoneldir” iddiaları kof sözlerden ibarettir. Bunun söyleyenler, neden “ya Rab, kalbimize şüphe girmesin” diye sabah akşam yakarışta bulunurlar? İnanç sistemlerini ve ideolojileri, insanlığa faydalı olup olmadıklarını, teorik olarak akla uygun olup olmadığı, çelişki bulundurmayıp tutarlı olup olmadığıyla değil, onlara inanan insanların kalitesine, erdemli olup olmadığına bakarak değerlendirebiliriz. Mesela, Hristiyan ve Müslüman toplumlarının yaşantı kaliteleriyle, İslam’ın ve Hristiyanlığın nasıl bir inanç sistemleri oldukları konusunda değerlendirme yapabiliriz.

Ne var ki insan olarak, toplum olarak, yaşamımızı yalnız bilimsel bilgi ile yani ispatlanabilir bilgi ile sürdüremeyiz. Bazı inançlara ihtiyacımız var. Bu son söz, bazı mütedeyyin dostlarımı sevindirecektir; ama bundan kastımın dinsel inançlar olmadığını ta başta belirtmiş olayım. Kastettiğim inançlar, ahlak yasası ile temel evrensel insan haklarıdır. Ahlak yasası ile temel haklar yasaları, insan ile insan, insan ile devlet, devlet ile toplum arasındaki ilişkileri düzenleyen haklar ve yükümlülüklerdir. Bunların ötesinde herhangi bir inanca ihtiyaç yoktur. Yasa koyucu ve hak düzenleyici, insanın kendisidir. Bu temel iki inanca, mesela, insanüstü bir gücü ve kutsalı koyduğunuzda formülü tamamen bozarsınız. Çünkü bu kutsal varlık başlar konuşmaya, olmadık şeyler söyler, insanı şerefinden yoksun kılar, aciz bir yaratık statüsüne sokar. Bir kutsala inanmak söz konusu ise bu, insanın bizzat kendisidir. Onun fevkinde bir varlık değildir.

Şimdi, insanlar neden bilgiyle yetinmezler inançlara meylederler. Çünkü bilgi edinmek, bilgi sahibi olmak zor iştir. Çaba ister. İnanç ise kolaydır; çaba sarf etmeye gerek yoktur. Ayrıca, bilginin sınırları olduğundan, insanlar hep sınırları aşmak ister. Mesela mucizelere inanıverir. Haz. Musa’nın Kızıl Denizi, elindeki sopasıyla, on iki kola ayırdığına inanır. Yine mesela geçen yıllarda, Hz. Meryem’i temsil eden bir heykelin gözlerinden yaş aktığı iddia edildi. Binlerce turist o heykeli görmeye gitti. İnsanlar nedense aklın dışına çıkmak için can atarlar. Ama bir kere çıktınız mı, aklın tüm birikimlerine, temel bilimlere veda etmeyi de beraberinde getirdiğini bilmek gerekir.

Bu kısa analiz ile bilimsel bilginin ve aydınlanmacı eğitimin eksik olduğu toplumlarda, inancın her türlüsün, neden bu kadar mebzul olduğu, bu inançlar yüzünden ve yapmacık kutsallıklar sebebiyle insanlığın nasıl haysiyetinden mahrum bırakıldığını bir nebze görmüş olduk. Tabii, konu büyük, bahis uzundur. Ancak ben hep kısa yazdığımdan, eksik bıraktıklarımı aydın okurlarım tamamladığından, şimdilik bu kadar diyelim.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum