Zafer Değil Sefer

Zafer Değil Sefer

Yolun ve yolculuğun insan ruhu ile ilişkisine ilişkin epey kafa yormuş bir Lilith kızıyım. Anarşist bir filozof olarak tanımlanan Michael Onfray’ın ‘Yolculuğa Övgü’ kitabı baş ucu kitaplarımdan.

“Okumuş kız, ‘İncinmişsin’ dedi”

‘İnsanı insan yapan şeyin kaybolduğu anda asıl buldukları olduğunu’ söylüyor Rebecca Solnit ‘Kaybolma Klavuzu adlı kitabında. Yolun ve yolculuğun insan ruhu ile ilişkisine ilişkin epey kafa yormuş bir Lilith kızıyım. Anarşist bir filozof olarak tanımlanan Michael Onfray’ın ‘Yolculuğa Övgü’ kitabı baş ucu kitaplarımdan. COVİD19  kabusu nedeniyle evlere ve ofislere kapansak da uzun süre içimizde yol yaptık. İlk yolculuk her zaman satırlarda başlar elbet. O yolları yaptık. Ama ruh ve bedenle gitmek ayrı mesele idi. Turist olmak bu ülkede avantajlı idi ve ben turist değildim!!! Şehirler arasında uçsuz bucaksız ovalara ve dağlara bakarken kentten kete giderken ‘jetlag’ oldum sanki. Renkten renge dönüşmek, ruhtan ruha zıplamak gibi yol almak bence. Dünya külliyatına önemli katkıları olan seyyah Evliya Çelebi’nin memleketi Kütahya’dan geçerken ağır vasıta araçta iki kadın görmenin şaşkınlığı içinde selam duran bir araç dolusu erkeğe bakmak ilginç ve güzeldi. Kadının her alanda istediği her şeyi yapabileceğinin resmi idi gördükleri.

‘GARGAMEL’ GÖRÜYORUM’

Yolda olmak; özgürlüğün tenine değdiğini hissetmek demek aynı zamanda. Her kentin hikâyesi başka, her tepenin ardında bir türkü var, her türküde de birazcık biz varız. Gitmek gelmenin kardeşi olduğu için güzel belki de. İlk uzun yolumu 20 günlük bir bebekken 24 saatlik bir yolculukla deneyimledim ondan bu; iflah olmaz sevda.

Biraz bireşimci biriyim aslında kafamda bir lego var parçaları birleştirmeye çalışıyorum an be an konular başka konulara çağrışım yapıyor. Belki de o yüzden kaotik cümleler kuruyorum, kaosu kahve kadar seviyorum.

Yol mutluluk verdiği gibi hüzün de verir biraz, insana durup düşünme şansını kendi resmine uzaktan, başka bir açıdan bakma şansını verir. Çubuk Beli’ni geçerken içinde yılları devirebilirsin. Yola bakıyorum sonra Bilecik ile Kütahya farklı ama aynı çirkin yapılarla çevrili. Aynı tip beton binaları görmek büyük bir hüzün. Birinin dış cephesinde Gargamel’i görmüş gibi irkiliyorum. Her kentin girişi çıkışı bir. Aynılık o kadar yoran bir duygu ki aslında. COVİD'le birlikte iyice zora giren esnaf lokantaları, tek tük artık otobanlarda, karayollarında... Orada da markaların egemenliği mevcut.

JETLAG ETKİSİ

2.Meşrutiyet dönemi hatırlarsınız esasen Cumhuriyet dönemine fikri temel olması açısından da çok önemlidir koca imparatorluğun dönüşüm, çözülüm süreci. O dönemde önemli fikir insanları yaşadı, yazdı, iz bıraktı.

İsmini herkes çok bilmese de Baha Tevfik, 1912 de çıkardığı ‘Felsefe Mecmuası’nda der ki; ‘Bu toplumun en önemli sorunu felsefesizliktir’ (Türkiye Tarihi 4- Çağdaş Türkiye 1908-1980-Cem Yayınları 2000) ve yine o dönemin dikkat çeken isimlerinden Rıza Tevfik’de ‘Batının insan ideali yaratıcı, idareci ve mücadeleci insandır. Doğuda ise kendine verilmiş olanla yetinen, alınyazısına inanıp bağlanan insan ideali vardır’ der. Sonra bir kamyon yazısı denk geliyor ‘Okumuş kız, ‘İncinmişsin’ dedi.

Aklımdan yiten tarım arazileri ve her konudaki yüzeyselliğimiz geçiyor. O portakal bahçesini verirken evlatlar 8+8 daire hesabı yapmadı mı bazen, otel olacak yan gelip yatacağız demedi mi? Her köyde yaşamak için mücadele verenler o köyün yaşlıları değil mi ki? Sistemsel olarak toprakla mesafe girdi aramıza. Mesafe girmesi sağlandı, biz de soru sormadık. Kent merkez mahpushanelerinde yüksek katlı gecekondularına koşmadık mı kaçar adımlarla… Jetlag etkisi ile 2. Meşrutiyet ile köfteci, bahçeler, oteller, kamyon yazıları arasında sıkışıp kaldım işte. Aklımdan deli sorular ardı arkasına geçip gidiyor. İkizdereli kadınları izliyorum sonra neyse ki yol yaptılar, yollar güzel!!! 

‘BİR MÜTEAHİT ETMEDİ Mİ BU KÖYLÜ?’

‘Yol medeniyettir.’ Elbette yollar güzel, internette çekiyor. Datça’da Ukraynalılara heves ederek denize girmiş yurttaşa ceza da kesilmiş çünkü. O da benim gibi turist değil!!! Bu ülkenin sade bir yurttaşı.  İkizdereli kadınlar da bıkmadan usanmadan nöbetini sürdürüyor toprağı için. ‘Bir müteahit etmedi mi bu köylü’ diyor bir sosyal medya paylaşımında.

Ben yoldayım halen gidiyorum gündüz gece. Cengiz İnşaat logosunu sıkça görmek mümkün hızlı tren istasyonlarında. Sadece o değil ki, irili ufaklı birçok beton blokla karşılaşıyorum her kilometrede. Sonra türküler geliyor aklıma. Evet musikiyi de pek severim, iyi icrasını. Katledilen türküler, katledilen şehirler gibi... Remiks türküler var ya hani, bazıları çok iyi ama çoğunluğu fecaat. Tarım alanlarına bakıyorum sonra. Tarım arazilerinin beton bloklara feda edilmesi... Ama milletin köy kahvaltısı ve yufka ekmeğini story’lerine taşıması ve doğayı yaşattığını sanması... Sanal orgazmlar devrindeyiz ne de olsa.

İkizdere de kuruyacak belki Akşehir gibi… İngilizlerin geri dönüşüm için Türkiye’ye gönderdikleri ancak Adana’da atıkların tarlaya döküldüğü haberini yapan BBC’nin paylaşımını görüyorum. Evet yine kaotik bir ruh hali...

Velhasıl; 1912’de o mecmuada ne yazıyorsa o. Baha Tevfik’in dediği gibi ‘Bizim bir felsefemiz yok’

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum