Atillâ Köprülüoğlu

Atillâ Köprülüoğlu

27 yıl önce Sivas'ta yakılan şair... Şiirleri dillerde, Metin Altıok Yüreğimizde...

Şiir, iletişim aracıdır. Coşkulu söylemdir!

"Yazana değil, ihtiyacı olana aittir!.."

Pablo Neruda’nın, “Ekmek gibidir, herkes tarafından bölüşülmelidir,” dediği şiir; "hüzündür, aşktır, heyecandır, mutluluktur." 

Şiir-ler hayat tarzının ifadesidir.

Sevgi yoksunu insanların bir türlü sevemedikleri şeydir şiir.

Şiir Sait Faik’e göre şudur: 

“Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz. İnsanı insana ancak şiir sevdirir. Yoksa cinayetler alır yürür, insan insanın yüzüne bakamaz olur. Harpler şiirsizlikten çıkar. Cinayetler şiirin okunmadığı yerlerde işlenir…”

***

Şiir; paylaşmaktır..

Şiir; heyecandır!

Şiir; duyguların tufanıdır...

Kafka için “Şiir, insanların kafalarına yeni gözler eklemektir. Gerçeği değiştirmektir”; 

Melih Cevdet Anday, “Şiir, bütün özelliği edasında olan bir söz sanatıdır.” 

“Şiir, bilinen sözcüklerle bilinmeyen sözler oluşturmaktır.” 

“Şiir yaşamak için güzeldir, ölüme yardımcı olmaz,” der…

Cahit Sıtkı Tarancı da “Şiir nedir?” sorusuna “Şiir ne değildir ki?” sorusuyla yanıt vermiştir. 

Neticede; şiir her şey demektir!..

***

Peki şair kim?

Temel Demirer'in "Şiire Koçaklama" yazısında okumuştum;

Arapça'da şair (sha’ir), ‘bilen kişi’ anlamına gelir.  

Bildiği de ‘şiir’ olsa gerektir.

Şiir, şairin ‘bildiği’dir. 

Şiir, şairin bize ‘bildirdiği’dir.

***

Metin Altıok...

Sivas 'ta 27 yıl önce  yakılan, kaldırıldığı hastanede 

-tam da bugün- aramızdan ayrılan şair.

Bergamalı Ozan...

“Ölsem 

Ayıptır, 

Sussam 

Tehlikeli

Çok 

Sevmeli 

Öyleyse, 

Çok 

Söylemeli.”

yazıp birbirinden inci dizelerin imzası Metin Altıok.

Hep bize; "bildiren" şair!..

Behçet Necatigil’in söylediği gibi: “İlk kitabıyla şair olmuştur”o!..

***

O;

‘‘Ama inan sonludur aşk da

Kovalar sonunu kendi kendinin

Bana bir uçurum gerek şimdilerde

Yeterince dik ve derin.

Bir çavlan istiyorum çünkü

Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.’’ yazdıydı. 

Yaşamın ve şiirin kristalini kırmak!

Naifliğe bakınız!..

***

Peki Altıok'a göre de şiir nedir?

Metin Altıok "Şiirin İlk Atlası" kitabında şiiri şöyle tanımlıyor: 

``Şiir bilgisinin en önemli özelliği bu bilginin genel bir bilgi olmamasıdır. Çünkü şiir devingen ve değişken, her seferinde tek ve özgün olan çok özel bir varoluş biçimine sahiptir. Bu özellik başka şairlerin şiirleri için olduğu kadar aynı şairin şiirleri için de geçerlidir. Şiirle her karşılaşmamız bir öncekinden farklı, yeni bir karşılaşmadır.''

***

Metin Altıok deyince;

yazınımızın  ‘her okunuşunda "yeni şeyler söyleyen’',

en dokunaklı, en felsefi şiirlerini yazan

"keskin zekalı-çıraklık dönemi olmayan" şair olarak

anımsanır…

"Bu ham dünyada zoraki bir söz gibi sevgim /

Sevsem sana yazık, sevmesem incinirsin"...

dizesini oya gibi işlemiştir…

"Erken olmuş yemişim, dalımın yaralısı" dediği kızı

Zeynep dünya geldiği andaki

-bitimsiz mutluluğunu- yeniden çiçeklenen

yaşamını,kahvaltılarında ekmek dilimlerine

zeytinden gözler, reçelden ağız,

düdük makarnadan nasıl burun yaptığını,

sonbahar yapraklarından masa örtüsü hazırlamayı

öğrettiğini -Filiz Aygündüz ne güzel paylaşmıştır bizlerle…  

***

Sezen Aksu sesinde güzelleşen şiiri "Öndeyiş"ten gelen

"Kavaklar"ı zaman zaman mırıldanırım:

"Bedenim üşür, yüreğim sızlar/Ah kavaklar, kavaklar…

Beni hoyrat bir makasla/Eski bir fotoğraftan oydular.

Orda kaldı yanağımın yarısı/Kendini boşlukla tamamlar.

Omuzumda bir kesik el ki durmadan kanar.

Ah kavaklar, kavaklar…

Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar."

Şiir; canı, kanı, kızı Zeynep’tir Metin Altıok'un!

Bingöl’de öğretmenliği sırasında

sınıfın penceresinden, çevredeki

kavak ağaçlarına dalıp dalıp öğrencilerine

hep anlattığı Zeynep’edir.

***

Arkadaşı Mehmet Taner’e çocuklugunda başından geçen trajik bir hikaye anlatır.

"Ki bu hikaye, şairin sonu düşünülerek okunduğunda söylenecek söz bırakmaz insana".

Buyrun;

“Biliyor musun, beni kaynar kazanda kaynattılar dedi Metin Altıok birden. 

Yüzü karmakarışıktı… Küçücük bir çocukken, İzmir taraflarında, annesiyle babası tarladaki işleriyle meşgulken, bir ağacın altına bırakmışlar onu. O yaz sıcağında, bir akrep tarafından sokulmuş: Akrebin zehrini alsın diye, çevredekiler, ateşin üzerine koydukları bir kazan dolusu suya sokup, suyu kaynatmışlar… Gözyaşlarına boğulmuştu, 'Küçücük yahu, daha küçücük bir beden suda kaynatılıyor, düşünsene' demişti."

***

Kız kardeşi Meral Altıok’a “On taneden fazla şiir kitabı çıkarmayacağım, elli yaşından fazla yaşamayacağım, ölümüm yatağımda sıradan bir ölüm olmayacak.” demiştir birgün Metin Altıok. Dediklerinin hepsi de çıkar ne yazık ki. 

"Metin Altıok bilir gibidir başına gelecekleri..."

***

2 Temmuz 1993. 

Kara, kapkara gündür eksik demokrasimiz,

şiirlerimiz, türkülerimiz için…

Dinci faşistlerin yaktığı otelde cesetler arasında son anda

yaşadığı fark edilir.

Yangın öncesi bekleyiş sırasında;

üzerlerine binlerce taş yağarken

“Burada ölürsek geride kalanlar ne yazar hakkımızda?”

diye sorar biri.

Elinde -savunma aleti- fırçalı Metin Altıok şu yanıtı verir:

"Şiir yazarlar!"

Metin Altıok, Behçet Aysan ve Uğur Kaynar’ın otelin merdivenlerindeki bekleyişlerini gösteren fotoğrafı nasıl unuturuz nasıl? 

***

Bir hafta mücadele eder hastanede azraille, kazanamaz!

Şiirinde söylediği vakitlerde:

“Çözük saçlı ikindisinde / Yorgun bir günün /

Gölgeler uzarken / Ölüvereceğim eskiden”

veda eder Zeynep’e, şiirlere, resimlere,

sevdiklerine, sevenlerine Metin Altıok.

Hasret gittiği Zeynep’in arzusuyla -şair gibi- gömülür Ankara toprağına...

***

Ataol Behramoğlu Usta da şu dizeleri yazar çok sevdiği ozan için:

"Bu Yangın Yerinde/ Yaşamak bu yangın yerinde

Her gün yeniden ölerek/ Zalimin elinde tutsak

Cahile kurban olarak/ Yalanla kirli havada

Güçlükle soluk alarak/ Savunmak gerçeği, çoğu kez

Yalnızlığını bilerek/ Korkağı, döneği, suskunu

Görüp de öfkeyle dolarak/ Toplanıyor ölü arkadaşlar

Her biri bir yerden gelerek/ Kiminin boynunda ilmeği

Kimi kanını silerek/ Kucaklıyor beni Metin Altıok

Aldırma” diyor gülerek/ Yaşamak görevdir bu yangın yerinde/ Yaşamak, insan kalarak"

Bu şiir, Zülfü Livaneli tarafından bestelendi ve Yangın Yeri (1996) albümünde yeraldı. Livaneli bu albümünde bu şiirden bestelediği parçayı şöyle anlatıyor: ``Yangın yeri parçası, üç gençlik arkadaşını, Ataol Behramoğlu'nu, Sivas Madımak Oteli katliamında yitirdiğimiz Metin Altıok'u ve beni yeniden buluşturdu.''

***

"Halikarnas Balıkçısı" Cevat Şakir, "yaşam, ölümden büyük ve geniştir" der.

Neden derseniz, ‘’yaşama ölüm sığar da, ölüme yaşam sığmaz’’ diye izah eder.

Metin Altıok; Doğdu, Yaşadı, Sevdi, Yazdı,!

Onu yaktılar Sivas ellerinde.

Geride hüzüne boğduğu sevdikleri, sevenleri ve  şiirleri kaldı.

O şiirleri dillerde, Metin Altıok yürek kulvarımızda;

“Sanki uyanık görülen düş

Tüterken yangın yerleri

Geceye bir masaldan düşmüş,

İki akasya salkımı elleri.”  

#MetinAltıok 

#9Temmuz1993

(Kaynakça: listelist, Ataol Behramoğlu, 

Cemal Süreya-Onüç Günün Mektupları,

Edip Cansever-Gül Dönüyor Avucumda,

Kemal Özer-2009 Yılı Dünya Şiir Günü Bildirisi)

Önceki ve Sonraki Yazılar