Atillâ Köprülüoğlu

Atillâ Köprülüoğlu

Deniz Küstü

Doğa ziyaret edilecek bir yer değil. O evdir.

(Gary Snyder)

***

Çukurova’nın göbeğinden çıkmıştır 

Yaşar Kemâl. Gençliğinde  

bir süre balıkçılık da yapmıştır.

Romanlarında, şiirlerinde Karadeniz’den Toroslar’a, 

Ağrı Dağı’ndan Ege’ye uzanan geniş Anadolu coğrafyasını anlatır bize.

Örneğin,

43 yıl önce yayımladığı 

romanı 

“Deniz Küstü”de, ana tema olarak İstanbul’un çürüyen doğasını seçmiştir.

Bir kentin tüm coğrafyasıyla 

her anlamda yozlaşması ve çürümesi anlatılır.

Net bir şekilde, Yaşar Kemâl’in “çevreci deniz dostu“ romanıdır “Deniz Küstü”... Çevre sorunları büyük bir duyarlılıkla ele alınmıştır.

whatsapp-image-2021-06-15-at-15-22-52.jpeg

***

Boğaz’a 

kıyılı mahalle Menekşe’de geçer, romanın ana karakteri Balıkçı Selim’in gözünden de canı yanan deniz paylaşılır okuyucuyla. Ekolojik dengenin alt üst olması işlenir.

O Balıkçı Selim ki, en büyük sevgisi Yunus balıklarıdır.

Denize hep açıldığında Yunuslar’la karşılaşmak ister.

Şöyle bir bölüm vardır romanda;

“Yunuslar onu görünce yürekten, candan gülüyorlardı.

Hiç hayvan güler mi?

Gülmek, ağlamak insanlara mahsustur.

Vay ahmakoğlu insanoğlu vay,

asıl gülmeyi unutan insanlardır. Şu dünyada dostu, arkadaşı olmayan bir sıcak elin tadına, bir bakışın güzelliğine artık bundan sonra varamayan, varamayacak olan da insandır.” 

Yine "Büyük Usta" yazmıştır; 

“Altında yaşadığı göğü, üstünde gezdiği toprağı, akan suları göremeyen insandır.

Görkemli doğa ortasında görmeden dolaşan,

bakarkör olan insandır.

Yunuslar, balıklar, kuşlar, kurtlar, tilkiler, ne pahasına olursa olsun, hem de börtü böcekler bu dünyanın tadını çıkarırlar.”

***

Gündemde denizlerimizi adeta çamur gibi gösteren müsilaj felaketi.

Yani; deniz salyası ya da deniz tortusu... 

Sadece İstanbul’da değil, Bursa’dan Balıkesir’e Marmara’ya kıyısı olan tüm yerleşimlerde saptandı.

İstanbul’un birçok noktasında kanalizasyon  doğrudan denize verilirken, endüstri geliştikçe de fabrikalar, imalathaneler atıkların boşaltılmasını çok pahalı bulup o kimyasal zehirlerini Marmara’ya akıttılar.

Büyük beton projelerinin hafriyatları bile denize boşaltıldı.

O fabrikaların atık suları 2000-2018 arasında yüzde 320 arttı.

Atık suların da yüzde 80’inden fazlası denizlere boşaltılıyor.

"Avrupa’nın çöpü Türkiye’ye getirildi” iddiaları hep güncel değil mi? Hurda plastik ithalatına yeni düzenleme geliyor(!)

Sunay Akın Hocam’ın tespiti de herşeyi anlatıyor aslında;

“Marmara Denizi son iki yılda kirlenip bu hale gelmedi. Marmara’nın oksijensiz kalıp can çekişmesine neden olan bilimi dışlayan, rantçı anlayıştır! Ormanlarımızı katleden, derelerimizi yok eden, toprağı ve suyu zehirleyen bu anlayış, bilimle inatlaştığı için çağdışıdır, insanlık düşmanıdır!”

whatsapp-image-2021-06-15-at-15-22-13.jpeg

***

Marmara Denizi, “sıfır atık projesiyle” yola çıkanların hassasiyetten uzak politikalarıyla zaten yoğun bakımda,

can çekişiyor. Marmara Denizi salya kusuyor salya!

O cam mavisi rengi çoktan gitti.

Bir de Kanal İstanbul yapılırsa. Eyvah, eyvah! Marmara, bu projeye feda edilmemeli. 

Marmara’ya yapılan tüm deşarjlar durdurulmalı!

Marmara ve tehdit altındaki denizlerimizin sağlığı için acil önlemler alınmalı, çözümler üretilmeli.

Salya meselesi, doğal gerçekleşmemiştir. İnsan elinden çıkmıştır!

Unutmadan; muhalefetin, müsilaj sorununun araştırılması için verdiği önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.

***

Deniz küstü, çoktan küstü bize! Tükürüyor yüzümüze!

İnsanları, denizi, doğayı, ormanları, dereleri, kuşları, böcekleri küstürmemeli!.

Önceki ve Sonraki Yazılar