Atillâ Köprülüoğlu

Atillâ Köprülüoğlu

Nazım Hikmet Vapuru

Nâzım Hikmet...

Ölümsüzlüğü şiirleriyle yakalamayı başarmış şairimiz.

En çok hasreti, özlemi çeken, dizeleriyle yaşayan yaşatandır o:

"kimi insan ezbere sayar yıldızların adını

ben hasretlerin"

demiştir.

"Yeryüzünün Sesi Şair" çok sever denizi, dalgaları, yakamozu, deniz fenerlerini, iskeleleri, martıları ve vapurları.

Memleketine, oğluna, sevdiklerine, sevenlerine hasreti dillendirmekte de sıkça kullanır 

"Hasret" te olduğu gibi;

"Denize dönmek istiyorum!

Mavi aynasında suların:

boy verip görünmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!

 

Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!

Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.

Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.

Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;

Ben sularda batan bir ışık gibi

sularda sönmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!

Denize dönmek istiyorum!.."

images-12-001.jpeg

***

Vapur çok önemlidir şiirlerinde...

1 Ocak 1921’de de Mustafa Kemal’e silah ve cephane kaçıran gizli bir örgütün yardımıyla dört şair, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nureddin, Sirkeci’den kalkan "Yeni Dünya" vapuruna gizlice biner. 

İnebolu’ya varıp Milli Mücadele'ye katılır.

O "vapur"u asla unutmamıştır!

images-11.jpeg

***

"Yine "vapurlu" bir şiirinden bölüm; 

"Bir vapur geçer Varna önünden,

uy Karadeniz`in gümüş telleri,

bir vapur geçer Boğaz’a doğru.

Nâzım usulcacık okşar vapuru,

yanar elleri."

***

Dedik ya çok sever denizi, dalgaları, martıları, gemileri, vapurları, balığı,  balıkçıları...

İşte "Bulut mu Olsam" dan dizeler;

"Bulut mu olsam, gemi mi yoksa? 

Balık mı olsam, yosun mu yoksa?.. 

Ne o, ne o, ne o. 

Deniz olunmalı, oğlum, bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla."

***

Nâzım Hikmet'in aramızdan ayrılışından sonra onu sevenler, sevdikleri biraraya gelir, komite kurarlar Sovyetler Birliği'nde.

Amaç; adını yaşatmak, bir uçağa; "Nâzım Hikmet" ismini vermektir.

Sonradan vazgeçerler bu fikirden. 

Bir tersanede inşa edilmekte olan şilebe adının verilmesi karara bağlanır.

Niçin şilep uygun görülmüştür?

Yolcu gemilerinin rotaları belli limanlar arasındadır.

Ama bir yüklü şilep  

okyanusları, denizleri aşar, bütün limânlara uğrayabilir.

***

Tarih 12 Ağustos 1965'tir...

Şilep, tamamlanmıştır. Odesa Limanı'nda ilk seferi için tören düzenlenmiştir.

Nâzım Hikmet'in son eşi Vera "onur konuğu"dur.

Dünyanın dört bir yanından şairler,  yazarlar, ressamlar, davetlidir.

Kaptanlığını Vadim Andreyeviç'in yaptığı geminin kütüphanesine "Büyük Şair''in kitapları armağan edilmiştir.

Bir de büyük boy fotoğrafı asılmıştır.

Ülkemizden de "boyu kadar kitaplar yazmış" Aziz Nesin çağrılmıştır.

***

Tarih 15 Ocak 1992'dir.

Nâzım'ın 90.doğum günüdür.

O günü şair yazar Sunay Akın;

"İstanbul'un Nâzım Plânı" kitabında şöyle anlatır;

"Doğum günü için toplanan insanların ellerindeki rengarenk kağıt gemilere polisler bir anlam veremez.

Saat 12.00'ye geldiğinde şairin memleket toprağına bastığı son yer olan Tarabya kıyısından yüzlerce kağıt gemi ve karanfil denize bırakılır!"

Sonra mı ne olur?

Sunay Akın, tam 24 saat hiç susmadan Nâzım'ın şiirlerinin okunacağı etkinliğin ilk dizelerini okur;

"Çok yorgunum, beni bekleme kaptan

Seyir defterini başkası yazsın,

Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman

Beni o limana çıkaramazsın"

Nâzım Hikmet'in 1 Temmuz 1957'de çok sevdiği memleketini görebilme umuduyla "geçmiş senelerin yorgunluğunu hissederek yazdığı şiirdir "Mavi Liman"...

***

Yüzlerce Nâzım Hikmet gemisini mavi sulara bırakanlar, onu beklemekte kararlı olduklarını göstermişlerdir.

Ve Şehr-i İstanbul, bir şairin doğum gününün "şairce" kutlandığı ilk etkinliğe tanık olmanın "bahtiyarlıği" içindedir...

***

Bu yazıyı yazarken usuma geliverdi.

Yıllar önce

Tiyatro Yazarı ve Yönetmeni dostumuz Haluk Isık  9 EYLÜL Gazetesi'nde şairin isminin; İzmir Körfezi 'ndeki yolcu vapurlarından birisine verilmesi önerisini içeren yazı kaleme almıştı. 

Nâzım'ın İzmir'i "Kuvayi Milliye''de anlattığını, mücadele yıllarında bu kentin nasıl özel bir yere sahip oldugunu aktardığını da yazmıştı o yazıda.

"Nâzım Hikmet Vapuru''nun inci gerdanlık körfezde ışıl ışıl dolaşacağının hayâlini kurmuştur Haluk Hocam.

Ama hâla o hayali gerçekleşmemiştir İzmir'de!

Biz de önerisini içtenlikle destekleyenlerdeniz hocanın.

Bir gün mutlaka "Nâzım Hikmet Vapuru''nun Konak-Karşıyaka-Göztepe-Karataş-Üçkuyular-Bostanlı iskeleleri arasında nazlı nazlı dolaşacağına inanıyoruz.

images-7.jpeg

***

Bugün 15 Ocak 2021.

Yaşamı, "Tepeden Tırnağa İsyan" olmuş... "Memleketim, memleketim

Ne kasketim kaldı senin ora işi

Ne yollarını taşımış ayakkabım

Son mintanım da sırtımda paralandı çoktan…" yazmış... Hasretliğiyle şiirlerinin gücüne güç katmış "Vatan Haini"nin...

"...Öldüğüme yanmam da, buralarda gömerler, ona yanarım " diye kahrolmuş...

Bu toprakların yetiştirdiği nadide değer...

Yıllarca zindanlarda çürütülmeye çalışılmış, 

Yol arkadaşı Vâlâ Nureddin'in (Vâ-Nû) tanımıyla da;

"İnandığı fikirler uğruna hayatını cesaretle ortaya koyan iri kalibre namuskâr bir mücadele adamı"...

"Olağanüstü bir insan"...

Kurtuluş Savaşımız'ı "destanlaştıran" tek şair...

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Şurası kesin ki, şimdiye kadar kimse Türk dilinde bu kadar etkileyici bir şey yazmamıştır!.." dediği devrimci ozan...

Nâzım Hikmet'in 119.Doğum Günü!..

fb-img-1610658622457-001.jpg

***

Bu Dünya'dan Nâzım geçti!

Onu, içinden "vapur" da geçen bir yazıyla anmaya çalıştım.

Noktayı, Sunay Akın dizeleriyle koyalım;

"Nâzım Hikmet vapuru

deniz ile arasına

dökülen asfaltı kırar

ve özgürlüğüne kavuşturur

Salacak iskelesini

batmak pahasına..."

#NâzımHikmet

#15Ocak1902

Önceki ve Sonraki Yazılar