Duygu Asena

19 Nisan 1946’da,

İstanbul’da;

Tüccar Ahmet Muhtar Bey'den oldu,

Nihal Hanım'dan doğdu...

Gelişimini şöyle anlatır:

"Doğru olduğunu düşündüğümüz şeyleri yapabilmek için;

Kardeşim İnci’yle beraber,

Zaman zaman yalan söyleme hakkımızı kullandık...

Daha küçükken denize gitmek,

Gündüz partilerine gitmek,

Biraz büyüyünce flört etmek,

Diskoteğe gitmek gibi...

Büyük ablamızı;

Üniversiteye bile göndermeyen babamı,

Bu biçimde alt edebiliyorduk...

Babamın;

Liseyi bitirip de,

Üniversite sınavını kazandığımda,

‘Kazanacağını bilseydim sınava sokmazdım’

deyişini unutmadım...”

duygu-asena-gencligi.jpg

***

Devam ediyor Duygu Asena,

Ailesini ve çocukluğunu anlatmaya:

"Annemin güzelliği meşhurdu.

Bizim adımız ise hiç geçmezdi...

Kardeşim İnci de,

Güzelliğini ön plana çıkaran bir kadın olmadı...

Güzellik yarışmasına girmesi,

Babamdan kurtulmak içindi...

Çünkü Milliyet Gazetesi;

Birinci gelen kıza,

Londra’da okul bursu veriyordu...

İnci sınava girdi kazandı.

Eğitim bursunu da aldı...

Milliyet Gazetesi’nin o zamanki en ünlü yazarı,

Halit Çapın röportaja geldi...

Orada gördüler ilk birbirlerini.

Tanıdılar.

Karar verdiler.

Birbirlerini sevip evlendiler.

Çocuk falan derken bursa gidemedi...”

***

Bugünkü konuğumuz Duygu Asena dostlar...

"Feminist" dendiğinde ilk akla gelen kişi…

15 yıl önce bugün;

30 Temmuz 2006'da,

İstanbul'da ayrıldı aramızdan...

s-b91473f48ac1dcdccf0841fba50ddacbbbba6a05.jpg

***

Duygu Asena,

Devam ediyor hayatını anlatmaya:

"Dışarıdan bakıldığı zaman;

Benim doğduğum ev, tam bir sıcak yuva...

Kadın; annem, genç ve güzel.

Erkek; babam, olgun ve kazancı yerinde...

Bahçe içinde, iki katlı güzel bir ev, iki çocuk...

Yokluk, yoksunluk değil, fazlalık var.

Komşuda olmayan sende var...

Ama orada her şeyin;

Bizlerin,

Eşinin,

Çocuklarının sahibi olan babam dâhil,

Kimse mutlu değildi...

Sıcak olabilecek, olması gereken yuva;

Cehennemdi desem, haksızlık olur.

Ama soğuktu...”

***

1972 yılında,

Hürriyet Gazetesi’nde,

Gazetecilik hayatına başlar Asena...

Gazetenin Kelebek ekinde,

'Şirin' takma adıyla köşe yazıları yazar...

1974 yılında;

Çok sevdiğini düşündüğü,

Gültekin Gürgen ile evlenir...

Uyuşamadıklarını fark eder.

Gazetede kendisi gibi evli olan,

Murat adlı bir başka gazeteciye âşık olur...

Bir süre sonra durumu kocasına açar

ve ayrılmak istediğini söyler...

‘Aşk Ateşi’ düşmüştür bir kere yüreklere.

Kavurur da kavurur…

Murat da kendi eşine anlatır durumu…

Konu mahkemelik olur...

Hürriyet Gazetesi’nin,

O dönemdeki Genel Yayın Yönetmeni Nezih Demirkent;

Gazeteden 5 kişiyi,

Duygu Asena’yı mahkemede,

Hafif kadın olmakla suçlamak için,

Tanıklığa gönderir...

Ancak, Gültekin Gürgen mahkemede:

“Bu başka bir şey...

Adı üstünde: Aşk...

Eşim çok namuslu bir kadındır...” diyerek tanıklık yapar...

s-15d76519483bd83165af0c7d401b2e587659f71b.jpg

***

Duygu Asena'nın kendi ağzından dinleyelim o günleri:

“Gizli, yasak bir ilişki, ama her şey de ortada.

Neredeyse herkesin gözü üstümüzde...

Nezih Demirkent ikide bir çağırıyor beni,

'Bırakacaksın’ diye masaya yumruğunu vuruyor...

Bendeyse şöyle bir şey var:

Hangi konuda,

Kim olursa olsun,

Birisi bana ‘Yapma’ derse,

Ben ısrar ederim,

İlla yapacağım!...

YAPACAĞIM, illa!...

Bana bunu yasaklayamazsın...

Kötü bir şey yapmıyorum...

Aşk yüce bir şey ve seviyorum...

Yalancılık da yapmıyorum,

Söylemişim her şeyi açıkça…

O zaman sen bana neden karışıyorsun...

Sadece Nezih Bey değil;

Çalışma arkadaşlarım,

Özellikle kadınlar bana tavır almaya başlamıştı.

Bu daha kırıcı ve öfkelendiriciydi...”

***

Sonuçta,

Duygu Asena gazeteden kovulur…

Askerde olan eşinden aldığı vekâletname ile boşanabilir...

Sonrasında bu yaşadıklarını,

Bu olayın kahramanlarını;

Başta Nezih Demirkent olmak üzere,

'Kadının Adı Yok' adlı kitabında anlatacaktır...

Ardından,

Ayrıntılı Haber Gazetesi’nde muhabirlik

ve 1976-78 yıllarında da,

Man Ajans’ta metin yazarlığı yapar...

1978 yılında;

Gelişim Yayınları’nda,

Genel Yayın Yönetmeni olarak göreve başlar...

Yine 1978’de yayın hayatına başlayan;

Kadınca Dergisi’ni, bambaşka bir boyuta taşır...

Gelişim Yayınları’nın kurucusu Ercan Arıklı;

Dergiyi başlangıçta,

Klasik bir kadın dergisi olarak düşünür...

Bu konuyu da şöyle anlatır:

“Başlangıçta;

Daha 'Feminizm' lafı bile etmeden,

‘Çalışan Kadınlar Kendinizi Sömürtmeyin’

lâfını kapağa çıkarttığım için,

Ercan Arıklı kızdı, karşı çıktı...

'Kadın özgürlüğü falan, ciddi şeyler bunlar.

Batı’da az satar, burada hiç tutmaz.

Yapma böyle şeyler' dedi...

Ama baktı ki,

Biz o tarz gittikçe;

Satışlar,

17-18 binden 50-60 binlere tırmanıyor.

Sürekli tiraj alıyoruz, bir daha karışmadı...

Dergiye gelen mektuplardan biliyor,

Öğreniyorduk ki;

Birçok evde, Kadınca Dergisi yasaklanmıştı...

Babalar kızlarına,

Abiler bacılarına,

Kocalar karılarına yasakladılar Kadınca’yı...

Evet, yasal ve ticari bir yayın yapıyorduk.

Ama Anadolu’da çoğu evde,

Hatta büyük şehirlerde bile,

Siyasi yayın muamelesi görüyorduk.

Sansürleniyor, yasaklanıyorduk..."

***

Türkiye’de; “Feminizm” denince, Duygu Asena gelir akla hemen.

“Duygu Asena” denince de, Feminizm…

Yine bir röportajında,

Feminizm ile tanışmasını;

‘Annesinin yaşadıklarına içsel bir tepki olarak,

Farkında olmadan ve bilinçsizce’ olduğunu ifade eder...

Bu tepkisel duruma;

Özel hayatında yaşadıkları ile ilgili toplum baskısı da eklenince,

Asena; haksızlık, eşitsizlik

ve ötekileştirilmeye karşı olabildiğince mücadeleci biri olmuştur...

Bu konu hakkındaki bayrak tutuculuğunu ise şöyle anlatır:

“Şunu söylemek lazım:

12 Eylül darbesi etkili olmuştur kadın hareketinin doğuşunda.

Darbe sonrasında her türlü politik faaliyet yasaklandı.

Muhalefet yasak, siyaset yasak...

Solcu, entelektüel kadınlar;

Biraz da bu yasak döneminde,

Kendi kimliklerini sorguladılar ve tartıştılar...

Biz de o dönemde el yordamıyla bir şeyler yapıyorduk,

Kadın hakları, eşitliği, özgürlüğü için ve bu tuttu...”

duygu-asena-kimdir-fotograflari.jpg

***

Kadının Adı Yok adlı ilk kitabı 1987 yılında yayımlanır...

Duygu Asena’nın bayrak tutuculuğunu yaptığı feminizmi,

Türkiye’de yeni bir dönemi açar...

Asena;

Bu kitabında aile olgusunu,

Herkesin bildiği çekirdek aile yapısında ele alır...

Muhafazakâr bir baba,

Babanın sözünden çıkmayan bir anne

ve çocuk yaşta cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan,

İki kız evlat…

Kitap; bir yıl içinde 40 baskı yaparak,

Türkiye’de satış rekoru kırar...

Aynı yıl Atıf Yılmaz tarafından filme alınır.

Film, önemli bir gişe başarısı elde eder...

Ancak 1988 yılında kitap,

Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu

tarafından muzır bulunur ve satışı yasaklanır...

duygu-asena-kitap-510.jpg

***

Bu zamanda yaşadığı süreci

ve yaşanmışlıklarını anlatmaya devam ediyor:

“Kitabın ilk cümlelerinde,

‘Babamın yüzü kızgın bir kedi gibi,

Hayır hayır bir köpek,

Hatta bir eşek gibi’ diye yazmıştım...

Bu satırlar kitabın toplatılmasına,

Türk aile düzenini yıkıcı ve çocuklar için muzır,

Yani zararlı, sakıncalı bulunmasına yol açtı...

Kadın edebiyatçıların, yazarların yüzde doksanı;

Hakarete varan ifadeler kullandılar benim için, kitabım için...

Dost olduklarım bile selamı kestiler...

Kelebek’ten kovuluşumdaki iffetsizlik suçlamasını,

Bir kere daha yaşıyordum adeta...

Karşılaştığımız her yerde,

Vebalıymışım gibi yüzlerini çeviriyorlardı..."

***

Bu kadar tepki çeken

'Kadının Adı Yok' kitabından bir bölüm:

"Babam hepimize, her şeyimize karışıyor...

Anneme bile zaman zaman kızıyor.

‘Geç kalma’ diyor.

‘Nereye gidiyorsun, kaçta geleceksin?

Kaç lira harcadın, kaça aldın?’ diye sorup duruyor...

Annem bazen ağlıyor…

Sanırım babamdan korkuyor ve o bir gün bile babama,

‘Kaçta geleceksin, nereye gidiyorsun, kaç para harcadın’ diye sormuyor...

Babamın çok parası var, annemin yok, bizim de yok.

Hepimize babam para veriyor.

Sanırım parayı o verdiği için her şeye karışıyor...

...Annemin babamı sevdiğini sanmıyorum.

Ne konuşurlar, ne söyleşirler, ne birlikte içerler...

Bunu anneme söylesem, iyice mutsuz olacak

ve gidemeyecek…

Gidecek bir yeri yok…

Çalışamayacak…

Çalışamaz…

Gidebilseydi eğer, bunu O’na söylerdim.

Ama gidemeyecek ve söylemeyeceğim...”

***

“Kadının Adı Yok” kitabının devamı olan

“Aslında Aşk da Yok”;

2 yıl sonra, 1989 yılında yayımlanır...

Kitap eş zamanlı;

Almanya, Hollanda ve Yunanistan’da da yayımlanır…

1992 yılında da;

13 öykü, bir masaldan oluşan,

“Kahramanlar Hep Erkek” adlı kitabı yayımlanır...

kahramanlar-hep-erkek.jpg

***

1992 ile 1997 yılları arasında;

TRT 2’deki,

“Ondan Sonra” programını hazırlayıp sunar...

Milliyet Gazetesi’nde başladığı köşe yazarlığını;

Cumhuriyet,

Yarın,

Habertürk

ve Vatan gazetelerinde sürdürür...

***

1997’de yayımlanan “Aynada Aşk Vardı” isimli eserinde;

Hikâye ettiği üç farklı kadının yaşadıkları ve hayatını,

Büyük ölçüde kendi hayatından yola çıkarak yazmıştır…

Özellikle “Nilüfer” karakteri için,

Annesinden esinlendiğini belirtmiştir...

'Aynada Aşk Vardı' kitabından bir bölüm:

“Ah şu kadınlar, ne salak şeyler...

Daha tanımadıkları adamlara âşık oluyorlar,

Âşık olunca da onlar için yapamayacakları şey yok...

Çocuk bile doğuruyorlar...

Sonra adamı tanımaya başlıyorlar...

Bakıyorlar ki hiç de sandıkları adam değil bu...

Beğenmedikleri onlarca şey çıkıyor

ve kadınlar bir süre bunları görmemeye çabalıyor...

Ancak bu mümkün mü?

Yaşıyor ve görüyorlar;

Sonra adamı değiştirmeye uğraşıyorlar,

Beceremiyorlar...

Aşk bitiyor ve acılar başlıyor...”

wi-500.jpg

***

1994 yılında;

Kadınca Dergisi’ndeki sevilen yazılarından derlediği,

“Değişen Bir Şey Yok” yayımlanır...

“Değişen Bir Şey Yok” kitabından bir bölüm:

“Bize ille de evlenmemiz gerektiğini öğrettiler.

Pembe hayâllerimizin bir parçasıydı evlilik.

Kayıtsız şartsız bir düş, bir mutluluk, bir masal âlemiydi.

Evlilik bütün olumsuz şeylerden kurtuluştu...”

Kitap, ilk hafta 70 bin satarak yeni bir rekor kırar...

***

Aynı yıl beyninde tümör olduğu teşhis edilir...

Geçirdiği ameliyata rağmen,

Bu dönemde de yazmaya devam eder...

2001'de, “Aslında Özgürsün” kitabını yayımlar...

Ardından;

2003'te “Aşk Gidiyorum Demez”

ve 2004'te “Paramparça” adlı kitapları yayımlanır...

***

Duygu Asena hastadır artık.

Ama acıdan beslenen her yazar gibi,

Aynı zamanda en verimli dönemindedir de...

Dökeeer de döker yüreğindekileri…

Tek mutlak mahkûmiyeti yazmak olunca bir insanın;

İster rahatlamak için desinler,

İster çok ya da azaar azaar…

Rahatlamak için yazar.

Çok yazar ya da azar azar yazar.

Tutamaz artık kendini.

Hangi şartta, hangi durumda olursa olsun yazar.

Yaşamak için yazar,

Nefes almak için yazar.

Yazdıkça nefes alır, Yazar.

Yazaaaaar da yazar...

Tüm yaşanmışlıklarını,

Kızgınlıklarını,

Yaşayamadıklarını,

Yarım kalmışlıklarını, acılarını kaleme alır adeta...

***

Bundan 15 yıl önce;

30 Temmuz 2006'da,

İstanbul'da ayrılır aramızdan...

Cenazesinde;

Kardeşi İnci Asena,

Duygu’yu şöyle anlatır arkasından:

“Çocukluk dönemimizde,

Duygu bana sarı gülleri içeren bir dörtlük okurdu:

“Eğer bir gün ölürsem,

Mezarıma gelip de sarı güller dikersin.

O da bir sarı güldü,

Ne çabuk soldu dersin...”

Hüzünlü sözleri olan bu dörtlük;

Henüz şu anda hissettiğim bâkire duygularımı yaşamadan,

Beni hep ağlatırdı...

O'nun cenazesinin örtüsünde,

Sarı güllerin yer almasının anlamlı olacağını düşündüm...”

Cenazesi, dostları tarafından sarı güllerle uğurlanır...

***

Bugün bir Feminist Yazar öldü dostlar...

"Uzun bir yol kat ettik, ancak daha da uzun bir yolumuz var..." diyen,

Mücadelesiyle bilinen Duygu Asena öldü bugün...

Anısına, mücadelesine ve üretimlerine saygıyla...

duygu-asena1.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.