Fikret Hakan

Yıllar, yıllar önceydi.

Evveldi zaman, kalburdu saman…

Yüz yıl geçti mi üstünden,

Bin yıl mı bilmem?

Anlatacaklarım Eski Türkiye’den…

Develer tellal değildi,

Ama yine de güreştirirlerdi…

Pireler de berber değildi hani.

Olurdu bazen kontroller,

Olanı eve gönderirdi öğretmenler…

Anamın tahta beşiğinde babam oğlu yatardı.

74 Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra doğduğu için, Barış’tı adı.

O zamanlar; barış arayanlar, barışa inananlar vardı…

Hele toplanın şöyle, anlatacaklarım var.

Zaman, gerçek bir zamandı…

***

5, 6 arkadaş yine Atatürk Parkı’nda toplandık…

Büyüğüne saygılı,

Küçüğüne sevgili,

Yurduna - memleketine sevdalı,

Topluma olabildiğince faydalı afilli delikanlılardık…

Kasap Hakan açtı mevzuyu:

Fahrettin Cüreklibatur’muş, Cüneyt Arkın’ın asıl adı…

Keçi gibi inatçı ama yufka yürekli Arnavut Doğan ekledi:

Orhan Gencebay’ın da soyadı “K” ile başlarmış.

Orhan Kencebay’mış…

“Allah Allah” dedi Soner.

“İlk defa duydum.

Sezen Aksu’nun da asıl adının,

Fatma Sezen Yıldırım olduğunu biliyordum…”

Soner; bir duygusal insan, bir naif yürek.

Okul takımının kalecisi aynı zamanda, adeta bir panter…

Van’dan geldi Bülent.

Gelir gelmez, takımımıza da, yüreğimize de yerleşti.

“Bumin Gaffar Çıtanak’mış” dedi.

Fikret Hakan’ın asıl ismi…

Bunları ilk defa duydum.

Hepsine şaşırdım da,

O nasıl bir isimdi öyle;

En çok, Bumin Gaffar Çıtanak’ı ilginç buldum…

***

Gün, Fikret Hakan dostlar.

Gün, Bumin Gaffar Çıtanak…

23 Nisan 1934’ü gösteriyordu takvimde yapraklar…

Yüce meclisimiz 14 yaşındaydı.

Ve yüce ATATÜRK;

Bu coşkuyu,

Bu sevinci,

Bu bayramı çocuklara adamıştı…

Bir bahar sabahı,

Güzel şehir Balıkesir’de;

Edebiyat öğretmeni Gaffar Bey’den oldu,

Başhemşire Fatma Belkıs’tan doğdu Bumin Gaffar…

Bir bayram gününde, doğduğu günün de çocuğuydu…

Mertti, dürüsttü Bumin.

Henüz çocuk yaşlarında bu karakter üzerine oturdu…

Sağlamdı hayata karşı, çalışkandı…

Dedim ya, hayata karşı:

Hep;

Kendi şansını kendi yarattı,

Kendi doğruları ile yaşadı…

Sonucunda;

250’yi bulan tiyatro, film ve dizi oyunculuğu,

10’u bulan yapımcı, senarist, yönetmenliği,

3 plâğı,

6 kitabı,

10’larca ödülü bulunan bu muhteşem kariyerine,

Basamak basamak,

Çalışarak ve kararlı adımlarla tırmandı…

Verilen her görevin,

Yarattığı ve şekillendirdiği her işin üstesinden layıkıyla kalktı…

769600.jpg

***

Bumin Gaffar henüz okul hayatına başlamadan,

Babası Gaffar Bey;

Balıkesir’den İstanbul’a,

Galatasaray Lisesi’ne atandı.

Ailecek İstanbul’a taşındılar…

İlk ve ortaokul derken lisede;

Taksim Lisesi’nde okurken,

Gazeteciliğe merak sardı…

Araştırmayı ve yazmayı seviyordu…

Mithat Perin’in sahibi olduğu,

İstanbul Ekspres Gazetesi’nde işe girdi…

Hem okuyup,

Hem çalışıyordu…

fikret-hakan-1737.jpg

Abdi İpekçi, Halit Kıvanç çalışma arkadaşlarıydı…

Ancak erken yaşta kazandığı para,

O’na tatlı gelmeye başlamıştı…

Giderek okuldan daha da uzaklaştı.

Ve sonunda, 16 yaşında liseyi bitiremeden okulundan ayrıldı…

Tiyatroya karşı da ilgisi vardı…

Okulundan ayrılır ayrılmaz;

Henüz 16 yaşında,

İlk oyunuyla sahneye çıktığında,

Yeni ismini de kendi belirlemişti Bumin:

Fikret Hakan…

Oyun bir operetti.

Ses Tiyatrosu’nda sahneleniyordu…

“Üç Güvercin” adlı operette,

Bir palyaçoyu canlandırıyordu…

Erken yaşta gazeteci olarak başladığı mesleki yaşamı,

Tiyatro ile devam etmiş

ve ardından sinema gelmişti…

Sonralarda verdiği bir röportajında,

Bu durumdan şöyle bahsedecekti:

“Hayatımda üç sıçrayış yaptım.

Babıali (Gazetecilik), Pera (Tiyatro) ve sinema...”

Kendi ifadesiyle üçüncü sıçrayışını,

Sinema için yapmıştı Fikret Hakan…

1953’te “Köprüaltı Çocukları”, ilk sinema filmiydi…

Ardından; 

“Beyaz Mendil”,

“Gelinin Muradı”,

“Dokuz Dağın Efesi”,

ve “Üç Arkadaş” filmlerinde oynadı…

Sinemada da aranan bir yüz olacağını kanıtlamıştı artık…

Para kazanmaya başladıkça yaşam şeklini ve anlayışını da değiştirdi.

Artık gece hayatı yaşamının bir parçası olmuştu

ve sosyetenin kadınları da giderek ünlenen bu gencin etrafında dolanıyordu…

fikrethakanimage.jpg

***

1958’de askere gitti.

1960’da asker dönüşü oynadığı;

“Yılanların Öcü" ve "Karanlıkta Uyananlar” adlı filmlerinden sonra,

Artık neredeyse tanımayan - bilmeyen kalmamıştı Fikret Hakan’ı…

Yoğun bir temponun içine girmişti.

Yılda, ortalama 20 film çekmeye başlamıştı.

Yazma yeteneğinden gittikçe uzaklaşıyordu…

“Değil yazmak, uyumaya bile zaman bulamıyordum…” 

Şeklinde açıklayacaktı yıllar sonra bu günlerini…

Artık Fikret Hakan’ın yönü daha çok sinemaya dönmüştü…

Ünlüydü.

Ve kadınlarla da arası iyiydi…

Kadınlarla birçok evlilikler yapacak

ve nihayetinde Yeşilçam’ın en çok evlenen aktörü olarak anılacaktı…

fikret-hakan-2146.jpg

***

İlk evliliğini,

İlk çocuğu olan Elif’in annesi Neşecan ile yapması beklenirken;

Çevresindeki herkesi ters köşeye yatırarak,

Valikonağı Caddesi’ndeki evinde gerçekleşen yıldırım nikâhıyla,

Lale Sarı ile yaptı…

Bu ilk evliliği, 1 yıl bile sürmeden sona erdi…

***

1963’te,

İkinci evliliğini kendi gibi ünlü bir isimle yaptı:

Semiramis Pekkan…

İki ünlünün evliliğiydi yaşanan

ve sadece 66 gün sürebildi…

Üstelik yine gözlerden uzak bir nikâhtı.

Hoş dördüncü evliliği dışında hepsini bu şekilde gerçekleştirdi…

***

Nihâyetinde üçüncü evliliğini,

Kızı Elif’in annesi Neşecan’la yaptı…

Yine Valikonağı Caddesi’ndeki evinde,

Yine iki şahit eşliğinde

ve yine gözlerden uzak bir yıldırım nikâhıyla…

Yine 1 yıl geçmeden boşanarak…

***

Ve 1971 yılında gerçekleştirdiği, o meşhur 4. evliliği…

Dedim ya:

İlk defa gözlerden uzak bir evlilik değildi bu.

Dönemin ünlü pop yıldızı Hümeyra ile olan evliliği…

Davetliler kalabalıktı, şaşaalıydı.

Ama o da çok kısa sürdü.

Sadece 1 ay evli kalabildiler…

Yıllar sonra bir itiraf şeklinde;

Feyzan Ersinan’ın,

Yeşilçam’ın 6 jönünün unutamadıklarını anlattığı,

“Asla Unutmadım” adlı kitabında yazdı bu Aşk’ı Fikret Hakan…

Öyle bir yol bulmuştu.

Her acı çeken ve çektiği acıyı yazıya döken bir Yazar gibi,

Öyle anlatacaktı içindeki pişmanlığı: 

“Hümeyra ile öyle tutkulu bir aşk yaşamıştık ki,

Bir daha da öyle tutkulu bir şey yaşamadım…

O büyük aşkta kıskançlıktan katil bile olabilirdim.

Bu nedenle Hümeyra'ya şiddet uyguladım…

Attığım o yumruğu ben de unutamadım,

O da unutmadı…

Yıllardır bunun pişmanlığını yaşıyorum.

Ömrümün sonuna kadar da yaşayacağım…

Hatalıydım…

Hümeyra güzel bir kadın değildi.

Ama güzelliğin çok ötesindeydi…

Karizmatikti, beni çok derinden etkiledi…

Şimdi havaya girecek.

Yine asılıyor mu diye düşünecek…

Bana hâlâ kızgın olduğunu biliyorum.

Öfke duyduğunu da...

Hümeyra hâlâ çok güzel…”

***

Hümeyra ile yaptığı

ve sadece 1 ay süren evliliğinden sonra,

Uzun bir süre evlilik yapmadı Fikret Hakan…

Ta ki; 18 yıl sonra;

1989’da gerçekleştirdiği,

Fatma Zeynep Mirgün ile beşinci evliliğine kadar…

Bu evlilik de 2 yıl sürdü

ve Fikret Hakan’ın son evliliğiydi…

***

1975’te;

Yeşilçam’da,

Toplamda 5 yıl sürecek seks filmleri furyası başladı…

Fikret Hakan bu durumu reddetti.

Valikonağı Caddesi’ndeki evini satıp, Marmaris’e yerleşti…

Burada geçimini teknecilikle sağladı

ve bu garip dönemin bitişiyle,

1980’de sinemaya geri döndü…

Artık yeniden setlerdeydi

ve oyuncu arkadaşları ile bir aradaydı…

Sonrasında;

Sayısız başarılar ve projelerle geçti yaşamı Usta’nın…

unnamed.jpg

***

Yine o Feyzan Ersinan’ın “Asla Unutmadım” kitabında,

Çolpan İlhan ile yaşadığı ilişkiyi ve ilginç sonucunu da şöyle anlatacaktı:

"Çolpan İlhan'la nişanlıydık…

Askere giderken;

Baylan Pastanesi'nin önünde Çolpan'ı,

Sadri Alışık'a emanet ettim…

Sivas'ta askerliğimi yaparken, Çolpan'dan mektup geldi.

Mektupta 'Biz Sadri'yle evleniyoruz' yazılıydı.

Çok şaşırdım.

Büyük bir acı hissettim…

Çolpan'la güzel şeyler yaşamıştık.

Ardından da birçok filmde oynadık.

Asla da bir gün 'Neden?' diye sormadım.

Hiç bir şey olmamış gibi davrandık…

Birbirlerini gerçekten sevmişler ki,

Bu evlilik Sadri ölünceye kadar devam etti…”

dee.jpg

***

Hani kendisini tanımlamıştı ya;

Gazetecilik,

Tiyatro

ve sinema oyunculuğunda içinde Holywood teklifinin de olduğu,

O üç sıçrayışıyla…

Onların arasına;

45’lik plakları,

6 kitabı,

Şarkıcılığı ve sunuculuğu da sığdıracaktı…

Dedim ya: Dolu dolu bir insandı Fikret Hakan…

Ve O’nunki;

Aynı kendisine yakıştığı gibi,

Yaşanmışlıklar ve yarım kalmışlıklarla dolu bir yaşamdı…

raw-fikret-hakanin-adi-bodrumda-yasayacak-727708734.jpg

***

Yaşlanmıştı artık.

Hızlı yaşamıştı.

Ve bu hızlı yaşantısı bedenine yansımıştı…

Akciğer kanseri oldu…

Artık oradan oraya koşturamıyor;

Yeni projelere ve Aşk’lara yelken açamıyor,

Akciğer kanseri tedavisi görüyor

ve hasta yatağında yatıyordu…

4 yıl önce bugün,

11 Temmuz 2017 Salı gecesi;

O olabildiğince karanlık gece,

Saat tam 02.00’de,

Kuş oldu uçtu Usta…

Bu hayat fânusunda…

Bedeni toprağa gömüldü.

Sesi boşlukta kayboldu…

Ve kuş oldu uçtu da,

Gitti başka bir diyara kondu…

Şimdi;

O hepimizin gideceği, arafta…

Bizi bekliyor.

Biz sanat yüreklileri…

Eserlerini izlediğimizde,

Duyumsadığımızda,

Hissettiğimizde; yanımızda, yanı başımızda…

Minnet, özlem ve saygıyla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.