Kâzım Koyuncu

Mücadelelerle dolu yokluk yıllarıydı...

7 Kasım 1971'de;

6 çocuklu KOYUNCU ailesinin,

5. ferdi olarak,

Artvin'in Hopa ilçesine bağlı, Yeşilköy'de doğdu...

Cavit Bey'den oldu minik Kâzım,

Hüsniye Hanım'dan doğdu...

Geçim kaygısı içindeki Cavit Bey;

Ancak 10 Mayıs 1972'de,

Nüfusa kaydettirebildi minik Kâzım'ı...

Babaannesinden masallar,

Hopa'nın ünlü Laz kemençeçisi olarak bilinen,

ve "Kemençeci Yaşar" lakabıyla anılan,

Yaşar TURNA'dan türküler dinleyerek büyüdü...

Okumayı seven yapısı,

Çocukluğundan itibaren çevresi tarafından fark edilmişti...

Müziğe ortaokul dönemlerinde;

Babasının aldığı mandolinle başlayan Kazım KOYUNCU,

Futbola da ilgiliydi ve köydekilerin aksine,

Koyu bir Trabzonspor taraftarıydı...

***

1989 yılında köyünden ayrıldı Kâzım...

İstanbul Üniversitesi'nde,

Kamu Yönetimi Bölümü'ne kayıt yaptırdıysa da,

Üniversitede pek parlak bir öğrencilik dönemi yaşamadı…

Sanat tutkusu ağır basan

ve müzik çalışmalarına o dönemlerde ağırlık veren Kazım;

1992 yılında,

Ali ENVER'le beraber

"Dinmeyen" adındaki müzik gurubunu kurarak,

Profesyonel müziğe başladı...

Öğrencilik yıllarında,

Tiyatro oyunlarına da müzik yaptı Kâzım KOYUNCU...

1993 yılında okulla ilişiğini tamamen kesti...

O yılları şöyle anlatır bir röportajında:

"Zor dönemler…

O okulu bitirip kaymakam falan olacaksın

Veya kendi istediğin işi yapacaksın.

Ama hep soru işaretleri olacak kafanda.

Sonu nereye varacak?

Bu tercihlerden, soru işaretli olanını tercih ettim..."

Sonunun müziğe varmasını istiyordu...

İçinden gelen sesi dinledi

ve yalnızca müzik yapmaya karar verdi...

Karadeniz müziğini,

Rock müzikle birleştirip kendi tarzını yarattı...

Aynı sene arkadaşlarıyla beraber;

"Zuğaşi Berepe" isminde bir grup kuran Kâzım KOYUNCU,

Yeni grubuyla ve "Dinmeyen" grubuyla birlikte çalıştı...

Yeni kurduğu grupla ilk albümü

"Va Mişkunan"ı 1995 yılında yayınlarken,

Kâzım KOYUNCU’nun bu yeni tarzı,

Müzikseverler tarafından çok beğenildi...

***

Birlikte çalıştığı "Dinmeyen" grubu,

1996 yılında "Sisler Duvarı" albümünü çıkarmasının hemen arkasından,

"Zuğaşi Berepe" grubu da,

İkinci albümleri "İgzas"tan sonra 1999 yılında dağıldı...

Sanatında her zaman denemeler ve yenilikler yapan,

Karadeniz müziğinin,

Sert ve de duygusal yapısını eserlerine yansıtan Kazım;

İlk kişisel albümü "Viya!"yı,

2001 yılında çıkardı...

Ama esas çıkış noktasını;

2002 yılında yayınlanan,

"Gülbeyaz" adındaki televizyon dizisinin,

Müziklerini yapmasıyla yakaladı...

Dizinin arkasından konser programları artmaya başladı

ve 2004 yılında, ikinci solo albümü "Hayde"yi çıkardı...

***

Bir tesadüf sonucunda öğrendiği,

Kanser illetinin teşhisi konulduğunda;

Takvimler, 2004 yılının Aralık ayını gösteriyordu...

Ve geride yaşayabileceği sadece 6 aylık bir ömrünün olduğunu bilmiyordu...

Doktorlar kendini fazla yormaması gerektiğini söylese de;

Kâzım KOYUNCU,

İçindeki bitmek tükenmek bilmeyen müzik Aşk'ıyla,

Konserler vermeyi sürdürdü...

Anadolu'nun çeşitli yerlerinde;

Müzikseverlerin buluştuğu,

Yüzlerce konser verdi...

Son konserini,

4 Şubat 2005 tarihinde,

Taksim'deki Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirirken,

"Ha kanser, ha konser" diyerek,

Hayatı pahasına müziğe devam edeceğini duyurdu adeta...

Bu sözler, sevenleri tarafından hiçbir zaman unutulmadı...

***

Hüzün kokan albümlerinde,

Türkçenin yanında;

Lazca,

Hemşince

ve Gürcüce eserlere de yer verdi Kâzım KOYUNCU...

Ve yalnızca Karadeniz bölgesinde değil,

Yurt içi ve yurt dışından da geniş bir kitle tarafından sevildi...

Bir röportajında:

"Çocukken şiirle güzel oynuyordum.

Şair'lerle çok uğraşıyordum.

Bir ceket yaptırmak istedim o zamanlar İstanbul'a gelirken,

Şair ceketi..." diyen KOYUNCU;

Şair ceketiyle gelemediği İstanbul'da,

Tüm Türkiye'nin sevdiği bir sanatçı saygınlığıyla,

Tedavi gördüğü hastanede,

16 yıl önce bugün,

25 Haziran 2005 tarihinde,

Henüz 33 yaşındayken bizlere elveda dedi...

***

Ben;

Her anımsadığımda,

Üstündeki Şair ceketini görebiliyor, hissedebiliyorum...

Ölümünden 2 gün sonra karıştığı toprağında,

27 Haziran 2005 tarihinden bu yana;

Doğduğu köy olan Yeşilköy'de,

Fındık ağaçlarının çevrelediği köy mezarlığında yatıyor Usta.

Ebedi istirahatgâhında...

Bir röportajında,

"Bence bir sanatçının ya da bir şarkıcının çok cesur olması gerekiyor.

Cesaretin ve çalışma arzun varsa hiçbir sorun yok.

En fazla para kazanamazsın.

Bir albümün satmaz ya da 1 milyon satar.

Bunlarla ilgilenmek istemiyorum..."

diyen Kazım KOYUNCU;

Ömrü boyunca,

Doğru bildiği şeyleri ortaya koymaktan hiç çekinmedi...

***

Kendi sözleriyle bir selam göndermek istiyorum Usta'ya:

"Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük...

Kendi dilini, kendi kültürünü;

Kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük...

Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük...

Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar,

Her gün bile bile sokaklarda ölen tinerci çocuklar gördük...

Biz de öldük ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik...

Teşekkürler dünya..."

Teşekkürler Kâzım KOYUNCU...

Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.