Nilgün Marmara

Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim,

Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri…

Ne zamandır ertelediğim her acı;

Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi…

-Bu şiir -

Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim,

Dost kalmak zorunda bana ve sizlere!...

Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o,

Uykusunu bölen derin arzudan.

Büyüsünü bir içtenlikten alırsa,

Kendi saf şiddetini yaşar artık…

-Bu şiir -

Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü;

Ulaşılamayanın boyun eğen yansısı,

Sevda ile seslenir sizlere!...

121384356-2460939777537361-4521249094180321827-n.jpg

***

Gün, Nilgün Marmara dostlar…

Acıyı Şiir’e, Şiir’i yalnızlığa-yoksunluğa bağlayan kadın…

12 Şubat 1958’de, İstanbul’da doğdu. İlkokul, ortaokul derken; eğitimine Avusturya Lisesi’nde başlasa da, daha sonra maddi nedenlerle kaydını Kadıköy Maarif Koleji’ne alır Nilgün Marmara. Ardından İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanır. Ancak o dönemde İstanbul Üniversitedeki öğrenci profilinin hâkim olduğu sağ görüş, özellikle babasının etkisiyle Marmara’nın sempati duyduğu sol görüş ile örtüşmez. Bununla birlikte hiçbir zaman döneminde aktif bir siyasi hareketin savunucusu da olmamıştır. Tekrar sınava girerek Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne başlar. Burada eğitimi yanında yaşamı boyunca etkisi altında kaldığı Sylvia Plath üzerine inceleme yapmaya da başlar…

Mezun olduktan sonra, Marmaris’te bir tatil köyünde çalışmaya başlar. Farklı şirketlerde yönetici sekreterliği, metin yazarlığı gibi işler yapar. Bebek’te Mısır Konsolosluğu’nda çalışır. Ancak tüm bu iş deneyimleri kısa sürer ve yaşamının geri kalanında sadece Şiir yazar…

Şair Ece Ayhan, hasta yatağında 1999’da yazdığı ve henüz yayınlanmamış güncesinde, bir dönem aşk yaşadığı Nilgün Marmara için şunu yazar:

“…Muzip kadın, Nilgün Marmara… Tezer (Özlü) ile birlikte bana muziplikler yapmaya bayılırdı…”

Kızıltoprak’taki evine Ece Ayhan, Cemal Süreya, Edip Cansever, Tomris Uyar, İlhan Berk, Cezmi Ersöz, Orhan Alkaya, Küçük İskender gibi edebiyatçılar gelirdi. Pazar günleri fırında tavuk budu yapmalarından dolayı bu buluşmalarına ‘but partisi’ adını vermişlerdi. Nilgün Marmara’nın caz gırtlağı vardı. Ve bu günlerde şarkı da söylerdi. Cemal Süreya, Amerikalı yazar F. Scott Fitzgerald’ın ele avuca sığmayan karısı Zelda’ya benzetir onu. Adı “Çılgın Zelda” olarak kalır…

Ev partilerinin birinde tanıştığı Kaan Önal ile birlikte yaşamaya başlar. Evliliğe karşı olan Nilgün Marmara; hem kendi, hem de Kaan Önal’ın ailesinin ısrar nedeniyle 1982 yılında evlenir…

Nilgün Marmara’nın Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyat Bölümü’ndeki tezi şuydu: “Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi”

Sylvia Plath’ın yalnızlığa ve hayata bakışı, Nilgün Marmara’yı çok etkiler. Yazgıları da birbirlerine benzer. Plath, 1963 yılında, 30 yaşındayken Londra’da; Marmara ise, 1987 yılında, 29 yaşında İstanbul’da beşinci kattaki evinin yatak odası penceresinden atlayarak intihar eder…

Yalnızca yakın arkadaş çevresi ile paylaştığı Şiir’leri, Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1988), Metinler (1990) ve Kırmızı Kahverengi Defter (1993) adlı günlüğünden yapılan derleme ölümünden sonra kitaplaştırılır…

Nilgün Marmara’nın Şiir’lerinde ve varoluşçu edebi metinlerinde; sıkıntı, yalnızlık, bunalım, umutsuzluk, yabancılaşma, iletişimsizlik, intihar gibi konular yer alır. Marmara’nın seçtiği konuların temelinde, onun manik depresif hastalığının ve toplumsal yaşamda kadın olarak karşılaştığı zorlukların etkisi görülmektedir…

Onun Şiir’leri; dış dünyaya açılan pencere değil, aksine kapanan kapılardır. Belki de bu nedenle ayna ve kendine dönük göz imgeleri Şiir’lerinde en çok tekrarlanan imgelerdendir…

dwatkkawsaelzd7.jpg

***

Tam 34 yıl önce bugün, 13 Ekim 1987, Salı...

Henüz 29’undaydı Nilgün Marmara ve "Hayatın neresinden dönülse kârdır…" diyerek, bir veda mektubu yazdı:

"Sevgilim... Her gün kötücül bir düşü kurmak ve onu taşımak, artık kılgıyı gerektiriyor... Sana böyle bir yük bırakmak istemezdim; ama sen akıllı ve güçlüsün, çabuk unutursun... Bu durumdan; kimse kimseyi ya da kendini suçlu, sorumlu saymasın... Çünkü suç yok... Yalnızca; ırmağın akışına, bir müdahale söz konusu...

Her ânın niye'sini sorgulayan bir varlığın, saygısızlığını yok etmek için kararlaştırılmış bir eylem bu...

Çocukluğun kendini, saf bir akışına bırakması ne güzeldi! Yiten bu işte...

Kalbin; ya paramparça kırılmak, ya da taş gibi katılaşmak zorunda kaldığı bu dünyayı REDDEDİYORUM...

Bu tükenişle, hiçbir yeni yaşama başlanamaz...

Bu nedenle, tüm sevdiklerime "Elveda" diyorum...

Ben'i bağışlayın...

Bunu en çok annemden, babamdan ve Kağan, senden diliyorum... Dostlarımdan da...

Seni hep sevdim Kağan! Hoşça kal!...

İsteklerim:

1.) Cenaze töreni istemiyorum, mümkünse yakınız lütfen!

2.) Kuşlar ölünceye kadar iyi bakınız onlara...

3.) Sahneden çekilirken, yaşamıma karışmış herkesi selâmlıyorum...

4.) Kağan; arzu edersen ileride, daktiloya çekilmiş şiirlerimi bastırabilirsin..."

Nilgün Marmara Önal

121490392-2460939740870698-6861261865922682919-n.jpg

***

Bugün bir Şair öldü dostlar... Hem de öyle böyle bir Şair değil... Kelimelere acı katan büyücü, Nilgün Marmara öldü bugün...

Dedim ya: 29'undaydı henüz...

Ecelle değil, kendi isteğiyle canına kıydı... 5. kattaki evinin penceresinden, kendini aşağı attı...

***

"Çok yalnızım! Mutsuzum! Göründüğüm gibi değilim aslında... Karanlıklarda kaybolmuşum!...

Bir ışık arıyorum! Bir Umut arıyorum uzun zamandır. Aradıkça batıyorum karanlık kuyulara!...

Kimse duymuyor çığlıklarımı! Duyan aldırış etmiyor! Çekip kurtarmak istemiyor!...

Bense insanların bu ilgisizliği karşısında; ilgiye susamışım, ümidimi yitirmişim!...

Biliyorum! Bir gün dayanamayacak küçük kâlbim… Arkamı dönüp, inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim!..." diyerek, daha fazla dayanamadı bu yalan dünyaya...

***

Evet, henüz 29’unda veda etti bizlere Nilgün Marmara...

Cemal Süreya'nın "Zelda"sı... Ece Ayhan, İlhan Berk, Tomris Uyar, Ahmet Soysal, Mustafa Irgat ve birçok Şair'in yakın dostu...

Cemal Süreya'nın ağzından dinleyelim "Zelda"sını, Nilgün Marmara'yı:

"Nilgün ölmüş... Beşinci kattaki evinin penceresinden, kendini aşağı atarak canına kıymış... Ece Ayhan söyledi... Çok değişik bir insandı Zelda... Akşamları belli saatten sonra; kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana...

Yüzü allaşır, bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi... Çok da gençti... Sanırım otuzuna değmemişti daha... Bu dünyayı başka bir hayatın, bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu...

Dönüp baktığımda, bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde... O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor..."

121366008-2460939880870684-1656885057766388123-n.jpg

***

Nilgün Marmara’nın, o çok sevdiğini belirttiği eşi; intiharından sonra, “Nilgün'ün şiir yazdığını bile bilmezdim. Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı..." der...

Anlaşılamamak...

Şair'lerin ne çok yaşadığı bir durum… Şiir yazdığını bile fark etmeyen birini sevmek... Ne kadar sevdiğini bile hissetmeyen birine yüreğini vermek... Çok derin bir uçurum!...

***

"Ey yüzleri bir babakuşun,

Gölgesine çakılmış olanlar!

Üzgün adım, ileri marş!..."

Öyle derin, öyle anlamlı, öyle acı dizeler ki! Tabi ki hissedebilene…

Anısına, derin yalnızlığına, acılarına, yoksunluğuna, Şiir yüreğine ve muhteşem üretimlerine saygıyla, hasretle...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.