Öztürk Serengil

Bu bir Perşembe yazısıdır dostlar...

Piyasa yazısı değildir...

Bu kadar kötüyken her şey,

Biraz gülme amaçlı;

Ki, güldükçe dünyayı güzelleştiren çoktur aramızda,

Gülüp hayata sıkı sıkıya sarılalım deyi düşünülmüş bir yazıdır…

Düşünülmüş ve siz güzel yürekli dostlarıma;

Yüreğim ve aforizmalarımdan parmak uçlarıma,

Ederi eksiğinden bozdurularak sunulmuş bir yazıdır aynı zamanda…

Bir de: Tamamen kendimden özgündür...

Dün Zafer Algöz’ün şu yukarıdaki videosundan;

Etkilendiğim için araştırılıp, yazılmıştır...

Tatilcilerin tatile gittiği,

Biz evi beklemeyi sevenlerin ev tatilinde,

Tam da 15 Temmuz tatil gününde;

Evlerimizde,

Koltuklarımıza kurulup,

Bacak bacak üstüne atıp şöyle,

Keyif kahvemizle birlikte;

İlla ki;

"Çehrede tebessüm",

"Yürekte güzel günlere özlem" amaçlıdır yazımız...

Okumayı sevmeyip sadece fotoğraflara bakanlar için;

60'lardan,

70'lerden,

O her şeyin aslı olduğu,

Her şeyin aslı olduğu için güzel olduğu günlerden,

Fotoğraflarımız çoktur...

Gelin bir nostalji yapalım.

Ne dersiniz?

O atlarına binip gidenlerden;

Ama an be an yüreğimizde yaşayanlardan,

Güzel insanlardan birini analım...

129527596-2504851679812837-6646817636083403526-n.jpg

***

Yeşşeeeee!

Şek şek kelajjj!

Abidik gubidik tivis!

Mangırajjj...

Deyince tanıdınız değil mi?

Evet evet; bu günkü yazımız,

Öztürk Serengil...

Gelin bu renkli kişilikli,

İlginç adamı hep birlikte tanıyalım...

Şeref buyurdunuz;

Türkiye’nin özgün sesi Pencere TV’deki köşeme,

Hoş geldiniz gönül hâneme...

***

Siz kahvelerinizi yudumlarken

Ya da çay siz bilirsiniz;

Biz de 1950'lere,

60'lara,

70'lere dönelim ve

Öztürk Serengil'in ağzından,

Öztürk Serengil'i dinleyelim...

*****

2 Mayıs 1930'da,

Artvin'de doğdum...

O zaman saçım var ama

Kafa pek basmıyor...

Okulu çift dikiş gidiyorum.

2 ileri, 1 geri...

Yıl, 1949.

Lise 2'deyim…

Baktım okumayla olmayacak bu iş...

Baktık okumayla olmayacak bu iş...

2 kafadar arkadaşım;

Sonraların ünlü bankeri,

Banker Kastelli Cevher Özden

ve

Sonraların ünlü ressamı

Cemal Akyıldız ile birlikte,

Okulu bırakıp İstanbul’a geldik...

Birkaç küçük iş;

Alavere dalavereden sonra,

Babıali'de ressamlık yapmaya başladım...

Keyfim gıcır.

Güzel de para kazanıyorum...

Ama insan durmuyor işte.

İçim fıkır fıkır!

Çocukluğumdan beri artist olmak,

Tek hedefim...

Bir tanıdığın vasıtasıyla,

Artistlik işine;

1951 yılında,

Avni Dilligil Tiyatrosu'nda,

"Dekor yardımcısı" olarak başladım...

129660173-2504852143146124-4991645758932284142-n.jpg

***

Dedim ya:

"Çocukluğumdan beri artist olmayı isterdim!" diye...

Çocukluğumda;

Giresun'da sinemada filmini gördüğüm,

Shirley Temple'ye âşık olmuştum...

O'na bir mektup yazdım…

Adresini bilmediğim için;

Kendisine göndermesi için,

Sinemanın makinisti Kör Abdi'ye verdim...

Sonra da,

Ömür boyu o cevabı bekledim...

Yani anlayacağınız;

Bakmayın böyle cin gibi durduğuma,

Ömür boyu kazık attılar bana…

Kazığın Kör Abdi'den mi,

Shirley Temple'den mi geldiğini,

Diğer yediğim tüm kazıklar gibi,

Asıl sahibini bilemedim...

Ben sadece

ve her defasında,

Çok güzel kazıklar yedim...

***

Tiyatroda,

Dekor yardımcısı olarak çalışıyorum...

Bir gece polisler gelip;

Başrol oyuncusu,

Senih Orkan'ı yaka paça götürdüler...

O rolü, o gece ben oynadım

ve artist oldum...

***

Çocukluğumun hayâline kavuşmuştum...

Tip de kayık!

"Senden iyi 'kötü adam' olur dediler...

İlk 142 filmde, 'kötü adam' oldum...

143. filmden itibaren ise;

'Adanalı Tayfur' tiplemesiyle,

Argolu komedilerin değişmez oyuncusu...

***

Başladı saçlar dökülmeye bu arada.

Hoooop; hızlıca,

Bir anda kel oldum...

Kel olmak bana kompleks getirdi.

Onun için şapka giymeye başladım...

Kelliğimi gidermek için;

Bir sürü adama,

Bir sürü para ödedim...

Bir sürü reçete verdiler...

Mesela taze dana pisliği içine kimyon katıp;

Onu bile, sıcak sıcak sürdüm kelleye...

Bir ara kafama tuz sürüp ineğe yalattım.

Bir inek kalmıştı yalamamış,

Ona da yalattık yani...

Fakat bizim kafayı yalayan ineğin,

Dili de maşallah törpü gibiydi.

Kelledeki son kılları da o götürdü...

Yani bu iş böyle yalatmakla olsaydı,

Bütün memleketin kafada saçla dolaşması lazımdı.

Di mi ama...

129297065-2504851936479478-6292365271904720390-n.jpg

***

Başbakan olduğu devirde;

Süleyman Demirel için,

‘Uyuttun Bizi Süleyman!’

İsimli bir plâk yapmıştım...

Nasıl dinlemişse dinlemiş,

Ortalık ayağa kalktı...

Ama mahkemeye falan vermedi...

Benim Demirel'le yakınlığımın bir sebebi de,

Kellik vaziyetidir...

Bütün keller kendilerini,

Birbirlerine daha yakın hisseder mesela...

Ve karşısındaki kel'i,

Ne olursa olsun;

Kendi kel'inden,

Daha çok kel görürler...

Bu durum dünyanın kanunu gibidir.

Hiçbir zaman değişmez...

***

Oturdum bir gün bizzat saydım.

Şu ana kadar 387 film çevirmişim...

Zamanın birinde;

Yine kafa çatladı,

Nasıl gittiğimi bilmiyorum bile, İsveç'teyim...

O zamana kadar -henüz- 227 film çekmişim.

Bunu duyan İsveçlilerin gözü fal taşı gibi açıldı...

Önce benimle gazetelerde röportajlar falan yaptılar...

Sonra da meşhur rejisör;

İngmar Bergman'la,

İkimizi televizyona çıkardılar...

Programın başında takdimci aynen şöyle dedi:

‘‘Şimdi karşınızda;

Sadece dört film yaptığı halde,

Bütün dünyanın tanıdığı bir sanatçı

ve

227 film yaptığı halde,

Hiç kimsenin tanımadığı bir başka sanatçı...

Program başladı…

Bir ara İngmar Bergman,

Kulağıma eğilerek bana şöyle dedi:

‘‘Kardeşim özür dilerim.

Sen şimdiye kadar 227 film mi çevirdin,

Yoksa 227 fotoğraf mı çektirdin?

***

Sanat hayatımda maddi ve manevi,

Çok kazık yedim...

Kumar dâhil çok para kaybettim…

Bir gün kızım Seren'i Selçuk'ta,

Meryem Ana'ya götürdüm mesela...

Günaydın Gazetesi,

‘‘Serengil kızını vaftiz ettirdi’’ diye manşet attı...

Bin tane küfür mektubu aldım...

Annem ve kız kardeşimle sinemaya gittik.

‘‘Öztürk Serengil, yeni sevgilisiyle’’ diye yazdılar...

Sonra ne bileyim, adam parasızdı.

Çevirdiğim filme ortak ettim.

Sonra paraları alıp kaçtığı gibi,

Filmin vergisini de bana ödetti...

129794628-2504852023146136-3798568775547082302-n.jpg

***

En çok parayı Libya'da kaybettim...

Kaddafi beni severdi.

Bir gün beni çağırttı.

Atladım Libya'ya gittim...

Bana gazino açtırdı önce.

Sonra ne oldu bilmem de, tutuklattı...

Sahara Bank'ta çok büyük param vardı...

Adamlar beni casus diye yakalayıp,

İçeri attıkları anda hayatım kaydı...

Açtığım gazino 12. gününde kapatıldı...

O sırada Ecevit, Libya'ya gelmişti...

Tam kendisine;

400 kişilik ziyafet vereceğim gece,

Beni casus diye içeri aldılar...

Beni Turgut Reis zindanına attılar...

Hapishanelerde toplam 6 buçuk ay yattım...

Baktım bu iş olmayacak.

Kaçmam lâzım...

Bu işler mangıraj'la oluyor tabi.

Mangıraj'ın etkisiyle,

Tezgâhı kurduk...

Bir gece;

Tiyatroculuğumu da konuşturup,

Böbrek sancısı tutmuş gibi yaptım...

Atıyorum kendimi yerlere.

Neredeyse ben bile inanacağım kendime...

Ne yapsalar olmuyor.

Hastaneye götürmeye karar verdiler...

Hastaneye götürülürken,

Hapishane arabasından kaçtım...

Bu tezgâh ve kaçış;

Bana 1970'li yılların parasıyla,

Tam 11 milyon liraya mâl oldu...

Hapishane arabasından;

Sanki balık tutmaya gidiyormuş gibi,

Limana getirildim

ve

uzakta beni bekleyen bir gemiyle pırrr...

Fakat bu arada;

Bizim 39 milyon liralık mangırajjj,

Libya'da kaldı iyi mi...

***

İnsan evladı işte!

Çiğdir, çiğ süt emmiştir!.

Parlak günlerinden uzaklaşınca,

Çevrenin tavrı hemen değişir...

Selâmı, sabahı bile keserler...

Benim gazinolarımda,

Aylarca beleş yiyip içenler,

Benden çıkar sağlayanlar;

O her şeyin iyi olduğu günlerde,

Bana ‘‘Öztürk Bey’’ diyen çoğu kişi;

Daha sonra,

‘‘Ne haber lan Öztürk!’’ demişlerdir..."

***

Daha çok var hikâyesi de;

O da bir başka Çarşambasonrası,

Cumaöncesi Perşembe’ye...

Doğrudur!

Hepsi çiğ süt emmiştir ama;

İlla ki, insan da vardır aralarında...

'Adanalı Tayfur' mu desem bilmem?

Hayat, an be an öğretiyor be Öztürk Baba...

Çoğu çiğdir insan evladının;

Çoğu da ederinden fazlasına satılık,

Hem de kabala...

***

Dört kez evlendi Öztürk Serengil.

Bu evliliklerinden tek çocuğu Seren;

1973 yılında, İstanbul'da doğdu...

Ömrünün son zamanlarında;

Yaşadığı 'beyin ödemi' sebebiyle,

İki kez ameliyat oldu...

Geçirdiği felç nedeniyle,

Ömrünün son bir yılında yürüyemez;

Konuşma merkezi hasar gördüğü için de,

Son günlerinde konuşamaz olmuştu...

Gördük de ne oldu sanki!

'Milenyum'u göremeden,

11 Ocak 1999'da;

Solunum sisteminin durması sonucu,

İstanbul - Kozyatağı'ndaki evinde vefat etti...

Çengelköy Mezarlığı’nda yatıyor şimdi.

Edebi istirahatgâhında...

Anısına, renkli kişiliğine, güzel yüreğine ve üretimlerine saygıyla...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.