Pazar Edebiyat - Sabahattin Ali ve Aşk

Bu bir Pazar Edebiyat yazısıdır dostlar.

İlgilileri tarafından okuna…

Bugünkü konuğumuz Sabahattin Ali.

Konumuz ise, Sabahattin Ali ve Aşk.

Sabahattin Ali ve Aşk’ları…

Ne güzel geldi kulağa değil mi?

Hayran olduğumuz dizelerin, satırların sahibi ve Aşk ve Aşk’ları.

Öyle çok yakışıyorlar ki birbirlerine.

Öyle çok tamamlıyorlar ki.

Sabahattin Ali ve hayatı…

sabahattin-ali-2.jpg

*****

Etrafındaki insanlar hep güzel sözcüklerle anar Sabahattin Ali’yi.

Sempatik, karizmatik, kabına sığamayan, güler yüzlü…

Yakın dostu Niyazi Berkes şöyle anlatır mesela: 

“Sabahattin, öncelikle insandı.

Ak saçlı, altın gözlüklü, iyi giyimli, beyefendi ve yüreğiyle kocaman bir çocuktu aslında.

Dışarıdan bakıldığında mutlu zannedilen ama içinde fırtınalar kopan bir ADAM’dı O...

*****

Ana başlıklar halinde sayacak olursak içinde; Aşk, ayrıntı, çevre, doğa, evlilik, fedakârlık, gözyaşı, ironi, kadın, kasaba, kıskançlık, mağara, melankoli, oturak, ölüm, platonik, şeytan, taşra, üzüntü, vapur, yalnızlık, zaman, duygu ve düşüncelerini barındıran ve Atilla Birkiye’ye, “Sabahattin Ali’nin Yapıtlarını Sevme Sözlüğü” adında kitap yazdıracak kadar bir yazın ustası…

Sabahattin Ali ve Aşk ve Aşk’ları denilince, öncelikle Ayşe Sıtkı İlhan gelir akla.

Ve bir dönem evlenmek istediği Ayşe Sıtkı İlhan’a;  İki Gözüm Ayşe” diye başlayan, çoğu cezaevlerinden yazılmış 67 mektup, şiirler ve öyküler…

Hem Aşk, hem dostluk ifadeleri barındıran bu mektupların birinde şöyle yazar Sabahattin Ali:

“İki Gözüm Ayşe…

Ve ben ruhumu dinlendirecek bir köşe aramak için dört tarafa koşup çırpınırken, günün birinde herkesten daha yorgun, herkesten daha perişan bir kenara yıkılıp kalacağım…

Yaptığım bu cehennemi koşuda her karşılaştığım ile gülerek konuşacağım, şimdiye kadar benim kaşımı çattığımı gören yoktur, beni gözü yaşlı gören yoktur, bundan sonra da olmayacaktır…

Beni kim hatırlasa gülümseyecektir…

Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da sevdiklerim arasında hayattan korkan, yeis içinde olanlar bulunursa onlara elimden geldiği kadar teselli ve cesaret vereceğim, onları felaketime karşı gülmeye sevk edeceğim ve hiç kimse benim dünyada en çok gözyaşı dökenlerden, cesaret ve neşesi en az olanlardan biri olduğumu tahmin edemeyecektir…

…Sana son nasihatim: Senin için güzel, derin ve zevk verici bir şey olduğu müddetçe ve sana bir şeyler ilave ettiği müddetçe, alabildiğine âşık ol!...

Hiç kimseyi dinleme, hiçbir akıllıca fikre kulak asma, kendini aşka tamamen ver. Fakat âşıklık sana üzüntü vermeye, seni şevkli çalıştırmaktan uzaklaştırmaya, hayatı sana manasız göstermeye başlarsa, derhal vazgeç…”

sabahattin-ali-7.jpg

***

Dedik ya!

Sabahattin Ali; Sevgi’yi seven, Aşk’a âşık bir insandı diye.

Ki; hikâyeleri, romanları çoğunlukla Aşk teması üzerine kuruludur.

Hatta hakkında, “Sabahattin köyü, kasabayı, köylüyü, kasabalıyı çok iyi biliyor, duyuyor ve yaşatıyor. Dili pürüzsüzdür…”  dediği Nâzım, çok romantik olmakla eleştirir bile O’nu…

“15-16 yaşımdan beri şöyle bir haftacık olsun âşık olmadan durduğumu hatırlamıyorum” der Aşk konusunda Usta…

***

Sene 1923...

Henüz 16 yaşında, Balıkesir Öğretmen Okulu’nda öğrencidir Sabahattin.

Arkadaşlarıyla birlikte bir okul gazetesi çıkarır...

İlk şiirlerini,

İlk öykülerini o okul gazetesinde yazar...

Ve ilk Aşk’ını o yıl yaşar...

Sabahattin Ali’nin kendi ağzından dinleyelim o zamanları ve ilk Aşk’ını:

"Ben Balıkesir’de okurken,

Kız Öğretmen Okulu hocalarından birine âşık oldum...

16 yaşındaydım henüz.

Sevdiğim kadın da benden 10 yaş büyük...

O’nun yolunu bekler, laf atardım.

O da çokça kızmış gibi görünürdü...

Gel zaman, git zaman benim sınavıma denetçi olarak girdi.

Ve bana yardım etti.

O sınavda ahbap olduk...

O kadar ki;

Daha sonraları ben İstanbul’da okurken,

O da Validebağ Okulu'na atandı...

Her Cuma,

O'nu görmeye giderdim.

Birlikte Validebağ korularında dolaşırdık..."

sabahattin-ali-9.jpg

***

Sabahattin Ali;

Tüm yaşamında olduğu gibi,

Öğrencilik yıllarında da;

Yine Sevgi'yi seven, Aşk'a âşık bir melankolikti...

Aşk ve Aşk'ı için yapamayacağı çılgınlık yoktu...

Kızlara karşı büyük düşkünlüğü vardı genç Sabahattin'in.

Balıkesir Kız Öğretmen Okulu öğrencileri arasında da,

Bazılarına karşı yakın bir ilgi duyardı...

1924 yılı Mart'ında,

Kız Öğretmen Okulu'nda,

Bir gösteri düzenleneceğini haber almıştı...

Beğendiği kızlar da orada olacaktı.

O gösteriyi mutlaka izlemek istiyordu.

Ama nasıl?

Erkek öğrenciler okula sokulmuyordu...

Ne yapsın Sabahattin?

Okuldan kaçtı.

Başına bir örtü,

Sırtına bir yeldirme geçirerek,

Kız Öğretmen Okulu'na,

Kız öğrenciymiş gibi girdi...

Kimse bunun farkına varmadı.

Ama kendisini kıskanan bir arkadaşı Sabahattin'i şikâyet etti...

Rezalet!...

Müdür, Sabahattin’i İnzibat Meclisi'ne (Disiplin Kurulu) verdi.

Artık herkes O'na okuldan atılacak gözüyle bakıyordu...

Çok korkan Sabahattin,

Bahçedeki bir çam ağacına kendini asmaya karar verdi.

Arkadaşları zor ikna ettiler...

Bu haber okulda yayıldı.

Okul birbirine girdi.

Öğretmenlerin de devreye girmesiyle, müdür ikna edildi

ve Sabahattin okuldan atılmadı...

sabahattin-ali-11.png

*****

Sabahattin Ali mi?

Geri kalan yaşamında;

Ki, çoğu hapiste geçmiştir.

Sevdi hep ve yazdı...

Âşık oldu, yazdı...

Yaşadı dibine kadar,

Yazdı yine...

Şiirler - öyküler yazdı,

Hep yazdı Sabahattin Ali...

Yaşadı, yazdı...

Yazdı, yaşadı...

Birilerinin hoşuna gitmedi ama bu hep yazmaları...

Hapishanelerde yattı,

Yine yazdı...

***

 Ve eşi Aliye’ye nişanlıyken yazdığı mektup:

“Mektubunu aldım.

‘Ben fena kız değilim, senin meyus olmayıp saadetin için hayatımı şimdi fedaya hazırım!’ diyorsun…

Aliye, bana böyle şeyler yazma…

Sonra ben sana deli gibi âşık olurum.

Senin ne iyi kız olduğunu biliyorum...

 Muhakkak ki hayatımda yaptığım ve yapabileceğim en iyi iş,

Seninle hayatımı birleştirmek oldu…

Bundan sonra ne diye kederli ve üzüntülü şeyler yazalım…

Mektubundaki ‘Beni istediğim kadar sevmezsen ölürüm!’ cümlesini,

Belki elli defa okudum…

Ah Aliye, seni isteyebileceğinden çok seveceğim.

Benim nasıl sevebileceğimi göreceksin…”

Gördük dizelerinde, yazılarında.

Usta…

da…

Dedik ya!

‘Birilerinin hoşuna gitmedi bu yazmaları’ diye...

***

2 Nisan 1948'de…

"Bir gün kadrim bilinirse.

İsmim ağza alınırsa.

Yerim soran bulunursa.

Benim meskenim dağlardır, dağlar..." dediği gibi aynı:

Güyâ kendisini Bulgaristan'a kaçıracak rehberi,

Ali Ertekin tarafından;

Bir dağ başında,

Başına taşla vurularak katledildi...

Seni düşündüğümde Usta,

Seni andığımda,

Melânkoli alır başımı-her yanımı…

Özlerim seni buram buram,

İçimde sızı’m sızı’m sızlayan bir sızı...

Ben sana gene vurgunum be Usta...

Ben gene sana vurgunum...

O muhteşem dizelerinde,

Bir anda gelir aklıma o ulaşılmaz çocukluğum…

Ruhun şâd olsun...

Minnetle, saygıyla...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.