Rüyâ mı Gerçek mi?

Anlatacaklarım yine Eski Türkiye’den efenim…

Hele toplanın şöyle:

“Yok mu hiç yenisinden anlatacak” derseniz ki;

Birikiyor biriktiğince,

Belki gün gelir çıkar kendi keyfince…

Yıllar yıllar önceydi.

Hiç unutmam!...

Seni görünce;

Avuç içlerim terler,

Elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırırdım…

Hele gülüşüne;

Gülüşüne ve bakışına,

Gökkuşağının bütün renklerini sığdırırdım…

***

Uçtuk yine, iyi mi!.

Ne anlatacaktık,

Olayı yine Şiir’e bağladık…

Neyse efenim,

Devam edelim anlatmaya:

Çim saha.

Allah Allah…

Biz doğru düzgün çim saha görmedik ki.

Çimi park, bahçelerden biliriz.

Stadlardan değil.

Kumu inceyse miss…

Çim saha ki;

Koşmuyorsun, uçuyorsun.

Kendini yere atasın geliyor.

Yerlerde itinayla yuvarlanasın…

Sağ beke geldi top.

Rakip baskı kurmuş.

1-0 öndeyiz…

Rakip ölümüne saldırıyor.

Şut çektiler, top bizim direkten döndü.

Geldi oradan, O'na çarptı, Bu’na çarptı;

Bizim poposundan ballı sağ bekin ayağına geldi, pas gibi…

Ben popo dedim de,

Siz artık anlayın anlayacağınızı.

Can baba ne derdi hatırlayın;

İşte o, hani iki kanatlı…

Bizim sağ bek,

Adı üstünde sahanın sağ kısmında buluştu topla…

Ben de orta sahanın sol tarafına doğru,

Erketeye yatmışım…

Sağ bekin önünde 2 rakibi var.

El kaldırıyorum, bağırıyorum, çağırıyorum.

Yırtıyorum popomu.

Dedim ya: Ben “popo” diyorum, siz anlayın…

Görmüyor Allah, duymuyor Allah…

Bi ara sersem sepelek,

Göz göze geldik, nasıl geldiysek…

Ben bu arada size anlatıyorum ama

Soldan sağa doğru da,

Sahayı bölercesine koşuyorum…

Ki; hala görüp duymazsa eğer,

İri gövdemi en son götürüp gözüne sokacam…

Fark ettiyseniz “sokacam” dedim,

“Sokacağım” değil…

Yanlış anlaşılmasın;

Zira birkaç tık üstüdür bu eylem,

Normal sokmanın…

***

Göz göze geldik demiştim ya,

İnanmayacaksınız ama bana pası attı iyi mi…

Hem de tatlı bir şekilde önüme bıraktı…

Kesinlikle kendisinden beklenmeyecek performans.

Normalde şaşırmam lazım.

Ama şimdi şaşırılacak zaman değil…

Orta sahanın sağ tarafından;

Rakip kaleye doğru hemen önümde top,

Bomboş, at koşturacak alan…

Yaklaşık 50 metre ve kocaman kaleyle,

Gittikçe küçülen kaleci…

Kalecinin yüzündeki endişeyi,

50 metreden görebiliyorum…

Başladım en iyi yaptığım işi yapmaya.

Af edersiniz, at gibi koşmaya…

Koştukça saçlarım arkadan,

At yelesi gibi şahlanıyor…

Tabi topu unutmadan…

***

Rakip futbolcular arkamda ama

Yetişmeleri mümkün değil…

Turbo’ya aldım, gidiyom kaleye doğru.

Bu arada turboya alınca da,

Kanalı “İzmir’ce”ye bağladım…

“Gidiyom” denir bizim oralarda;

Yapıyom, ediyom, geliyom, gidiyom…

Dönelim mevzuya:

Kaleci ile karşı karşıya kaldım efenim.

“Yapma abi, etme abi” nidalarıyla bakıyor yüzüme…

Aklı sıra vicdan yaptıracak.

Ağlıcak neredeyse…

Yer mi Anadolu çocuğu?

Bir feyk attım, kaleciyi de geçtim…

Ki, halâ top ayağımda…

Karşımda 7 metre 32 santim,

Filelerle örülmüş beyaz ağdan oluşan kale…

Tam olarak mutluluğumu,

Bu sahneyle karşılaşmayan anlayamaz…

His adamıyım!.

Kelimeleri sihir üfler;

Derdimi, yüreğimdekileri iyi de anlatırım ama

Bunda his de yetmiyor efenim…

Yaşamak lazım!...

Tam artık;

Ayak içi ile yumuşacık yuvarlayacağım topu kaleye,

“Düüüüüüüüütttttt” düdük çaldı iyi mi?

***

Yataktan fırladım sinirle…

Yazlıkçılar da geldi ya;

Sitedeki fırlamanın biri,

Yüzünde hınzır bir gülümseme,

Hâlâ düdük çalıyor…

Çalmıyor, ağlatıyor düdüğü.

Çalmıyor, sinirden beni ağlatıyor…

Ahh gençliğim!...

Ahh o her şeyin aslı olduğu,

Her şeyin aslı olduğu için güzel olduğu zamanlar!...

Ahh o boş kaleye gol attığım, milattan önceki yıllar!...

Ahh her şeyimizi bölüştüğümüz arkadaşlar!...

Oturdum ağladım, iyi mi!...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.