Timur Selçuk

"Benim kâbem, ahlâklı insandır..."

Böyle diyordu bir seslenişinde.

Bir röportajında,

Bir yürek sesinde...

Böyle tarif ediyordu Usta...

Bir insanın;

Alıp alabileceği en büyük pâyenin,

Dürüstlükten,

Ahlâktan geçtiğini,

İbadetin ve inancın daha sonra geldiğini,

Böyle anlatıyordu o güzel yüreğince...

***

"Benim kâbem, ahlâklı insandır...

Yani üreten,

Paylaşan,

Zulme sessiz kalmayan,

Zâlime boyun eğmeyen...

Aklı,

Yani bilimi,

Bilgiyi;

Duyarlılığı,

Yani insanı insan yapan değerleri,

Sanatı;

Vicdânı,

Yani düşünceyi,

Felsefeyi;

HAKKIYLA KULLANAN...

Bütün bunları birleştirici,

Koruyucu bir "insanî üst kimlik" olarak değerlendiren;

Diğer bütün özelliklerimizi,

Tüm saygınlıkları içerisinde,

Bu birleştirici üst kimliğin altına koyan;

Ahlâklı insan değerleriyle beslenen,

Kişileri kastediyorum..."

***

Böyle kastetti kendini,

Böyle anlattı önemsediği şeyleri...

İçinde boğulduğumuz,

Nasıl derin sözler...

Nasıl yürek'çe bir sesleniş...

Lütfen tekrar tekrar okuyun dostlar.

‘Tekrar tekrar’ diyorum size.

‘Yürek seslenişi’nde o kadar derinlik var...

İnanın her okuduğunuzda;

Hayata dair,

Yeni bir kazanım elde ettiğinizi göreceksiniz...

Gün, Timur Selçuk...

Timuur Selçuk!

Dolu dolu geliyor değil mi ağıza.

Büyük, çok büyük bir Usta...

123875011-2481878075443531-4531958035955565172-n.jpg

***

2 Temmuz 1946'da;

İstanbul'da,

Ünlü bestekâr Münir Nurettin'den oldu.

Tiyatro sanatçısı Şehime (Erton) Hanım'dan doğdu...

Buyurun size,

Usta’nın ilginç yaşam hikâyesi:

Sanatçı bir anne babanın ortanca çocuğudur Timur.

Ablası Meral’in çok sevdiği kardeşi,

Şair olan kardeşi Selim’in her zaman güven duyduğu ağabeyi,

Anne babanın kıymetlisi…

Sanatçı bir ailede;

Ne kadar çok yaşama sanat dâhil edilirse,

Ne kadar çok yaşanır ve hayata uygulanırsa sanat,

O kadar çok içindeydi küçük Timur da…

5 yaşında piyano çalmaya başlar.

7 yaşında da ilk konserini verir…

İlkokul, ortaokul derken;

Galatasaray Lisesi’ne geçer…

Galatasaray Lisesi'nde eğitimine devam ederken;

İstanbul Belediye Konservatuarı'nın,

Piyano bölümünde de öğrenim görür...

Liseyi bitirdikten sonra,

Henüz 16 yaşında Paris'e giderek;

Müzik Öğretmen Okulu'nun,

Bestecilik ve Orkestra Yönetim bölümünden mezun olur...

5 yıl boyunca Paris'te;

Hem öğrencilik yapar,

Hem de o genç yaşta eğitmenlik...

Paris’te mide rahatsızlığı çeker.

Birkaç kez geçirdiği mide kanamasının ardından,

Midesinin 5'te 1'i alınır…

Yine iyileşmez...

1967 yılının Nisan ayında;

Hotel Deu Hastanesi'ndeki

Notre Dame koğuşuna yatırılır...

Oldukça ağır geçen bir ameliyatla,

Midesinin üçte ikisi daha alınır...

5'te 4'ü alınan,

Küçücük kalan bir mideyle yaşar Usta.

Ömrünün geri kalanında...

***

1967'de Türkiye'ye döner...

Ve ilk plâğını çıkarır...

Cahit Sıtkı Tarancı,

Orhan Veli Kanık

ve Ümit Yaşar Oğuzcan gibi,

Usta Şair'lerin Şiir'lerini besteler,

Kendi seslendirir...

Bu yorumun ve üretimin,

Çok beğenilmesi üzerine;

Attila İlhan

ve Nâzım Hikmet gibi üstatların da,

Şiir'lerini besteler...

Ve yine piyanosu eşliğinde,

Kendi seslendirerek konserler verir...

Henüz 28 yaşında,

Tüm dünyanın tanıdığı bir müzik insanıdır artık...

Oda müziği çalışmalarına yönelir...

Müzik adına;

Hem yetiştirdiği öğrencileriyle,

Hem sayısının zor hesaplanacağı üretimleriyle,

Bir efsanedir Timur Selçuk...

Kimilerine göre;

Müziğe olan evrensel katkısıyla,

Babasını bile geçer...

Çok sayıda tiyatro ve film müziği hazırlar...

1977'de,

Henüz 31 yaşındayken,

İstanbul Oda Orkestrası'nı kurar...

***

Ömrü boyunca;

13 albüm,

17 kırkbeşlik plak,

Cahit Sıtkı Tarancı,

Orhan Veli Kanık,

Ümit Yaşar Oğuzcan,

Ahmet Muhip Dranas,

Faruk Nafiz Çamlıbel,

İzzettin Çalışlar,

Yılmaz Onat,

Attila İlhan,

Ceyhun Atıf Kansu,

Aziz Nesin,

Nâzım Hikmet,

Ataol Behramoğlu,

Ömer Kermol,

Selim Selçuk,

Erdem Bur Şiir'lerini bestelediği 49 şarkı,

16 oda müziği,

22 oyun müziği,

11 tiyatro müziği,

1 senfonik Şiir,

3 bale müziği,

10 tane de film müziği üretmiştir...

Ömrü üretimle geçmiştir...

124142681-2481877905443548-5885983886281566464-n.jpg

***

Bir röportajında,

Kendisini ‘engel tanımayan bir mücadeleci’ olarak tanımlar...

Ve ekler sonuna:

"Sorumlu olduğum, sevdiğim bir Türk milleti var...

Bir halk var...

Sadece kendimi düşünerek yaşarsam;

Hesap günü, hesabımı veremem...

Allah, bana çok büyük bir yetenek vermiş...

Kimsenin duymadığı sesleri duyuyorum ben...

Ondan bir beste yapıp sunuyorum...

Üst düzey bir duyarlılık vermiş bana Allah...

Çiçeğin sesini duyuyorum,

Kuşun sesini duyuyorum,

Denizin sesini duyuyorum...

Bunları değerlendirip;

Bir ürün ortaya koyuyorum

ve bunu paylaşıyorum...

Tabi ki de haksızlıklar karşısında da dik duruyorum,

Sessiz kalmıyorum.

Kalamıyorum...”

***

Son konserini;

27 Ağustos 2014 tarihinde,

Nükhet Duru ile birlikte,

Harbiye cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda verdi…

6 Kasım 2020,

Cuma sabahı,

Eşi Handan Selçuk,

Yatakta cansız bedeniyle karşılaşır Usta’nın…

Şöyle anlatır o kara ânı:

“5 Kasım Perşembe gecesi;

Saat 23.30’da, son konuşmamızı yaptık ve uyudu.

Uyuduk…

Sabah uyandığımda ölmüştü.

Cansız bedenine rastladım.

Herhangi bir rahatsızlığı yoktu.

Kâlp kriziymiş sebebi, doktorlar öyle dedi…”

Kâlp kriziydi sebebi…

Garip bir Cuma günü;

Kuş oldu uçtu da,

Bilinmez bir diyara gitti Usta…

124331877-2481877458776926-2260718187374086253-n.jpg

***

Ömrü boyunca dik durdu Usta...

Sessiz kalamadı hiçbir haksızlığa,

Hiçbir haklı çığlığa...

Gezi olaylarındaki açıklamaları halâ akıllarda...

Şimdi sesi;

Boşlukta,

Araf'ta...

Kaybolmadı ama

Duruyor oralarda...

Her andığımızda,

Dinlediğimizde,

Hissettiğimizde,

Hatırladığımızda,

Duyumsuyoruz;

Yanımızda, yanı başımızda...

Anısına,

Tüm üretimlerine

ve insanlığına saygıyla...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.