Dr. Aybars Akoğlu

Dr. Aybars Akoğlu

Diyarbakır İzlenimleri

Diyarbakır sokakları ile ilk tanışmam 2005 senesiydi. Şırnak’ta vatani görevimi yapmak için Diyarbakır’da askeri toplama merkezine katılabilmek için havalimanına indiğimde, attığım her adımda bir tedirginlik, esen rüzgarın bedenime dokunduğu her anında, bir endişe vardı. Hani bazılarınız yaşar, evde mutfakta falan, sanki arkanızda biri var hissi. O yıllarda da Diyarbakır sokaklarını adımlarken yaşadığım tam da buydu. Sırtımı gözleyen bir tabanca, tüfek… Askerlik için kestirmiş olduğum saçlar, beyaz tenim, diksiyonum belki de hedef olmamın tek bir sebebi olabilirdi. Ya da tüm bunlar saçma bir fanteziydi. Ama çekindiğim, endişe ettiğim gerçekti. Sokaklar gerilim kokuyordu. 2005-2006 yıllarında defalarca aynı duyguyla kentin sokaklarını tanımaya gayret etmiştim. Her an bir meydanda bomba patlayabilir düşüncesi, her an ıssızlaşmış bir köşede saldırıya uğrama düşünce ve meydan okuyuşu. Ama o yıllarda Diyarbakır hiç de turistik bir duygu vermiyordu. Kimsenin kimseye hoşgörü gösterebileceği bir ortam yoktu. Kent tedirgindi…

Sonra 2013 yılında Altay kulübü yöneticisi olarak Amedspor ile ligin ikinci maçında karşılaşmak için aynı sokaklarda bu sefer de başka bir sevdaya sahip olmanın tedirginliği ile geziyordum. Diyarbakır halkı çok misafirperverdi, gittiğimiz hiçbir yerde bizi üzen biri yoktu. Maç başlarken okunan İstiklal marşını, şeref tribününde sadece İzmir’den gelen Altay yöneticileri okurken belki de spor insanları olarak ilk defa ayrışmıştık. Gittiğimiz çok deplasmanda ‘Burası falanca buradan çıkış yok’ sloganları atıldığında bunu oyunun bir parçası olarak kabul edip, çok da umursamasak da ‘Burası Amed, buradan çıkış yok’ diye bağıran binler içinde kalmak, bu sesleri ciddiye almaya sebep oluyordu. Son dakikada kaçırdığımız penaltı ile sahadan yenik ayrılmıştık ama bugün hala düşünüyorum, son dakika penaltı golü ile kazanmış olsak gerçekten oradan çıkabilir miydik diye. Belki yine bizim fantezi dünyamızdı ama kent öfkeliydi, saldırgandı…

Barış sürecinin hüküm sürdüğü 2015 yılı mayısında çok değerli dostlarla ilk defa turistik amaçla gezindiğimiz sokaklar, yepyeni bir kimliğe bürünmüştü. Turizm bölgede insanları daha güler yüzlü yapmıştı. Turistler için hediyelik eşya satılan hemen hemen her dükkanda, Kürdistan milli takım forması satılıyordu ve hatta dönüş uçağı için havalimanında bilet işlemlerimizi yaparken dış hatlar terminalinden uçağa yönlendirilmiştik. Bunun bahanesi tadilattı belki ama, çok sembolik bir başkaldırı vardı ve devlet buna göz yumuyor ve destekliyordu. Dış hatlar terminalinden İzmir’e yolculuk ederken aklımda tek soru ellerimizle verdiğimiz şehitler bunun için mi şehit olmuşlardı. Benim fantezim miydi bilmiyorum ama kent iddialıydı, hazırlanıyordu…

Ve bu hafta sonu çok değerli dostlar ve rehberimiz Mahmut Beyin kılavuzluğunda aynı sokakları adımladık. Gruptaki bakımlı kadınlar sayesinde bizi ‘Hello’ diyerek karşılayan Diyarbakır çocukları etrafımızda artık tehdit değil, sevgiye, sıcaklığa ihtiyaç duyan her olağan çocuk gibi algılanıyordu. Zerzevan kafede bir reyhan şerbeti içebilmek için girdiğimiz ara sokaklarda yolculuk yapabilmeyi bırakın hayal edebilmeyi, sokağın başından bile bakamazdım sanırım önceki yıllarda. Hediyelik eşya dükkanlarında artık Türk Bayrakları dalgalanıyordu. Elbette Amedspor ve İstanbul takımlarının formaları ile birlikte ama özellikle gözlerimle aradığım halde bir tek Kürdistan milli takım forması görmedim bu sefer. Esnaf kendi derdindeydi. Tahir Elçi’nin katledildiği dört ayaklı minarenin olduğu sokak sanki bu acıya hiç şahit olmamışçasına rengarenkti. İnsanlar keyifle hediyelik eşyacılara girerken sanırım bu sokakta yüreği daralan tek bendim. Mardinkapı civarında TOKİ’nin hendek savaşlarında yıkılan mahalle yerine yaptırdığı evler ise sanki bir film dekorunun yeniden şekillendirilmesiydi. Mahallenin hemen bitişiğindeki evlerin görüntüsü ile TOKİ’nin lüks konutları sanki iki yeni Diyarbakır’ı temsil ediyordu.

Sülüklühan içinde yer alan kafede başı açık kapalı, batı kıyafetli, yöresel görünümlü insanların bir arada türkü dinlerken kimisinin çay, kimisinin ise şarap içmesi belki de bu sokaklarda gördüğüm en güzel şeydi bunca yıl içerisinde. Kent hoşgörülüydü, apolitizeydi, geçim derdindeydi…

Aslında yazı başlığı Güneydoğu izlenimleriydi. Zamanın çoğu Mardin ve çevresinde geçmişti ama Diyarbakır çok önemli bir şehir ve burada yaşadığım duygular sütunumun dolmasına yetti. Kardeşliğin, dostluğun hakim olduğu, silahın, baskının, acımasızlığın bir daha hiç yaşanmayacağı Diyarbakır sokaklarında nice buluşmalar dileklerimle…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.