Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

2+1 Beton Zulmü

İnsanlar şehir merkezlerinden doğaya kaçıyor ilk fırsatta. Bu kaçış zamanlarında milli ve dini bayramlar önemli bir yere sahip. Uzun tatillerde beton uygarlıkları terk eden insanlar soluğu imkanları ölçüsünde doğanın kucağında almak istiyor. Zira şehirlerde minik beton kafeslerde nefes almak oldukça güçleşti.

Bilinçli siyasi politikalarla göçe zorlanan, ekonomik gerekçelerle topraklarından olan milyonlar kent merkezlerinde yaşam şansı ararken yıllarını 2+1 bir apartman dairesi alabilmek için heba edenlerin kalbinde hep bir sıla hasreti büyüdü.

Çevre haberleri ile ülkenin kanayan yarası olan doğa katliamlarına dikkat çeken bir gazeteci dostumun dediği gibi çimen kokusu betona mağlup oldu. Bu mağlubiyet son 20 yılda tavan yaptı betonun inanılmaz yükselişi doğanın dengesini bozduğu gibi tüm sosyal hayatta da yeni ezberler yarattı.

TOKİ binaları siyasetin ideolojik bir aygıtı gibi her kentte benzerleri ile kent siluetlerini aynılaştırdı. Aynılığın içinde her yer bir biraz Başakşehir, biraz Esenyurt gibi. Bu yaklaşıma bağlı olarak farklılıklarımız da binalarla beraber yok edilmeye çalışılıyor. Bugünlerde büyük kentlerden çıkış hatta kaçış var, malum bayrama sayılı günler kaldı. Otobanlar dolu, uçak firmaları ek seferler düzenliyor. Sahilde ya da yaylada yer alan ilçelerde nüfus çarpı 2.

‘ALLI TURNAM NE GEZERSİN HAVADA’

Kırsal mimari konusu ise rafa kalkalı yıllar oldu. Anadolu; her bölgenin iklimsel özelliklerine bağlı olarak binlerce değişik taş ve yapı malzemesi ile kırsal mimarinin en güzel örneklerini görebileceğiniz bir yerdi 50 yıl öncesine kadar. Ve bugün esasen gündemimizin ilk sıralarında olması gereken konudur; Kırsal mimari.

‘Gölgelerin gücü adına güç bende artık’ diyerek kırsal mimari mirası yok sayan beton gibi ruhsuz iktidarlar yarattı bu tabloyu. Kentlerde inşa edilen dev bloklar köy evlerine, taş duvarlara hasreti gün be gün artırdı. Dere yataklarına kurulan evler, Tuz Gölü’nde binlerce allı turnanın vahşi sulama nedeniyle telef olması, bilinçli ve samimi çevre politikalarının eksikliğinin resmidir.

Bölgede yaşayan doğa gönüllüsü ve fotoğrafçı Fahri Tunç’un o fotoğraflarına bakarken içimiz yanmadı mı?

Tuz Gölü aynı zamanda 1. Derecede Doğal Sit Alanı, Önemli Bitki Alanı, Önemli Doğa Alanı, Önemli Kuş Alanı statülerine sahip. Eylemde ne derece o önem ve değere hâkim bir yönetim anlayışı mevcuttur orası muamma.

Neşet Ertaş’ın allı turnaları idi onlar. ‘Allı turnam ne gezersin havada. Kanadım kırıldı kaldım burada’ Kanatlarını kırdık, kırılmasına göz yumduk biz insanlar olarak.

Yine dere yataklarına inşa edilen yapıların ani sel baskınları ile derbeder olması yine bu plansız göç politikalarının ve beton aşkının yüzeysel yaklaşımların sonucudur.

FİKİRTEPE’DEN SUR’A RANTA KURBAN EDİLEN TARİH

12 bin yıllık bir tarihe sahip Hasankeyf Ilısu Barajı’nın yapımı ile sular altında kalırken, bölge halkı yüzyıllardır yaşadığı topraklarında yaşam mücadelesi veriyor ya da orayı terk etmek zorunda kalıyor. İkizdere’de yapılacak taş ocağına canla başla karşı çıkan ‘Bir müteahhit etmedi mi bu köylü’ diyen kadınlar birer amazon kadını artık. Doğal olanı doğal olarak savunanlar ve karşı cephe.

Beton uygarlığın bir ahtapot gibi uzanan kolları elektrik santralleri ve taş ocakları. Canhıraş bir şekilde doğa savaşçısı o Karadeniz kadınlarını izlerken bir sızı oluşmadı mı kalbinizde inceden inceye. Diyarbakır’a bakarken mesela cız etmez mi insanın kalbi?

2. derece kentsel SİT alanı olan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Sur’daki süreç içinizi acıtmıyor mu? Bir resme, kültürel bir mirasa bakarken siyasi otoritenin sığ yaklaşımlarını göz ardı ederek bakmak, bazı kasıtlı yok ediş girişimlerini görmezden gelmek tarihe haksızlıktır.

2015 sonrasında çatışmalarla tahrip edilen yapılar oldu ama ya sonrası? Yıkımların çoğu çatışmalar sonrası devam etti iş makinaları ile bölgede büyük bir alan tahrip edildi. Tarihi bir miras yok sayılıyor tıpkı Hasankeyf’te olduğu gibi.

Kentsel dönüşümün rantsal dönüşüm olduğunun başarılı örneklerini Fikirtepe’de, Tarlabaşı’nda gördük!!! Mekanik ve rant odaklı bir aynılaştırma ve kültürel dokuyu yok etme çalışmaları.

Velhasıl bayram arifesinde bu satırları beton merkezin bir parça dışında ama eski dokusunu kaybetmiş Antalya’nın yaylası Korkuteli’nden yazıyorum. 2 sokak ötede keçilerle buluşmak mümkün neyse ki ama coşkulu dereler cılız akıyor artık burada da.

İlçe merkezinde kırsal mimari ile yapılmış evini müteahite vermeyen yeşil cennetinde yaşayan bir teyzenin direncine bakıyorum ve güç buluyorum. Direnenler var, bir şekilde yaşamını dününü, toprağını korumaya çaba gösterenler var.

Çimen kokusunu içime çekerken istikrarlı direnen sivil iradenin gücünü hiçbir yanlış anlaşılmaya müsaade vermeden sürdüren Boğaziçi Üniversitesi’nin tüm öğrencilerini akademisyen kadrosuna selam ediyor, samimi inanç sahiplerinin Kurban Bayramı’nı kutluyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar