Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Alkışlarla Coşuyorum, “Dualarla” Yaşıyorum!

Soğuk bir Konya sabahında 2000 yılında Cennet adlı bir arkadaşım şekilsiz bir peruk takmaya çalışıyordu yanı başımda kampüs girişinde. Bakanın içi acıyordu vicdan sahipleri için hem hüzünlü hem de adaletsizdi ortaya çıkan tablo.

28 Şubat sonrası ikna odaları ile haksızlık hali 4 duvar arasında sürdürülmüş utanç anları yaratılmıştı. “Dualar” edilmişti bu adaletsizliğin ortadan kalkması için. O samimi dualara el açanlara destek verenlerdi vicdan sahipleri. Ki, dualar enerjidir ve evrenin özü enerjidir ve enerjiler buluşur, dönüşür dönüştürür. Dua mahremdir, dua özeldir, meditasyon yaparken içine dönmenin bir başka halidir dua.

21 yılda neler değişti peki? 1 Eylül 2021 Adli Yıl açılış töreninde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Devletin dini adalettir. Eğer bir devlette adalet yoksa onun hangi sistemle yönetildiğinin, kim tarafından idare edildiğinin, vatandaşlarının hangi inanca ve milliyete sahip olduğunun bir önemi kalmaz" dedi. Ardından Diyanet İşleri Başkanı dua etti. Ve trajik bir fotoğraf karesini daha gördük yine yeniden.

Ağır Yaralı Hukuk Devleti

İsminde “Adalet’i taşıyan bir siyasal iktidarın yarattığı adaletsizlik ortamı o kadar derin ki. Ve bugün azınlıkların da yaşadığı başka inançtan insanların olduğu ülkede adli yıl açılışında yapılan o dua eşit mesafenin geldiği eşitsizliğin resmidir.

Devletin dini adalet ise o duanın yapılacağı ortam o tören değildir. Dua bireysel bir mevzudur. Hali hazırda söylem ile eylem arasındaki tutarsızlığın örneği bizatihi o törenin kendisidir. Hukukun üstünlüğünü savunan herkesin o fotoğraf karesine tepkisini net bir şekilde ortaya koyması gerekir. Yargıtay Başkanı tabi ki istediği şekilde dua eder, edebilir. Ama üzerinde cübbe ile dua etmesi olağan bir durum değildir. Bu asla kabul edilemez. Adalet terazisinin kefelerini dengesizleştiren bir durumdur.

Demokratik, laik sosyal hukuk devletinin aldığı yaranın ağır olduğunu dün bir kez daha gördük. Ağır yaralı hukuk devletinin geldiği nokta ürkücüdür. Muhalefet bloğunun burada organize şekilde tepki göstermesi gerekir. Tüm siyasal hesapları bir köşede tutmayı başararak, tek vücut halinde ortak bir tepki birlikteliği şarttır.

Tarikatların baskısı ile “İstanbul Sözleşmesi”nden çekilen bir iktidarın geldiği nokta bu. Artık imam hatipli olmak kamuda iş sahibi olmak için avantajlı bir hal ise, Cumhurbaşkanı Cuma namazı sonrası “Cuma buluşması” yapıyorsa, pandemi yasakları çerçevesinde içkiden müziğe kasıtlı kısıtlanan yaşam tarzına müdahaleyle geldiğimiz nokta vahimdir, üzücüdür. Mağdurların desteği ile yıllardır iktidarda olan AKP’nin yarattığı kocaman bir mağdurlar ordusu vardır bugün.

Evin içinden yükselen sesler

AKP’nin kurucularından Ertuğrul Yalçınbayır dönemin bakanlarından Erdoğan Bayraktar’ın açıklamalarına ilişkin “Bayraktar’ın vicdanı daha fazla susmayı kabul etmedi” dedi. Kuruluş ilkelerinden uzaklaşan partisinde geçerli olanın artık yandaşlık ve yalakalık olduğunu da sözlerine ekledi verdiği röportajda.

Bu evin içinden yükselen sesler, gelen itiraflara her geçen gün yenilerinin ekleneceğini hep birlikte göreceğiz. Zira artık bıçak kemiktedir, samimi inanlar sırat köprüsündedir. O dönemin mağdurlarından sağduyu taşıyanlar vicdanı olanlar da bugün ki mağduriyet ortamına karşı tepkisini yüksek sesle ortaya koymak mecburiyetindedir.

Z kuşağından kendini özgür feminist bir Müslüman olarak tanımlayan gencin dediği cümleyi de iletmek isterim. “Özgürlüklerin kısıtlandığı Türkiye’den başka özgürlüklerin kısıtlandığı Türkiye’ye gelme serüvenimizi görmek acı verici” Gezici Araştırma Şirketi’nin 2020 yılında Türkiye’nin 12 ilinde 1062 katılımcı ile yüz yüze gerçekleştirdiği ankete katılan 20 yaş altı Z kuşağı bireylerin % 28.5’inin kendini inançsız olarak tanımladığını da ekleyeyim yazımın sonuna.

Önceki ve Sonraki Yazılar