Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Ben'den Biz'e Doğru

Yüksek bilinç nedir?

Aslında insan ağzından çıkandır. Ağzından çıkanın davranışa yansımasıdır, davranışa yansıttığı ölçüde anlamlıdır her şeyi. . . Kullandığımız dil, bizim durduğumuz yeri de belirler.  Ben, sen, o. Biz,siz,onlar. Ben tekil, biz çoğuldur. ‘Beni’ ne kadar çok tanırsan ‘Bize’ o kadar kolay varırsın özünde. Evet mutluluk ve huzur özünde ‘Biz’ diyebilmektir. Biz demek ise elbette yüksek bir bilinç gerektirir.  Yaşamı bir bütün olarak değerlendirmek koca evrende bir zerre olduğumuzu bilerek yaşamak hem evrensel normlar ve hem de tüm kutsal öğretiler de bize söylenendir. Tabi ki bu bir tekâmül, bir pişme  ve dem alma sürecidir. Günümüz modern dünyasında mahrem ve özel yaşamın alenileştiği gizli ve özel olanın korunmasının bu kadar zor olduğu şu dönemde ‘yeni medya’ ve ‘yeni medyada kullanılan dil’ bize insana ve onun insanın demine dair önemli ipuçları veriyor.

Devamlı Bir Enformasyon Yağmuru

Tüm kutsallar ve erdemli insan olma tanımı bize ağzından çıkandan çok daha üstün olarak eylemlerinle olman gerektiğini öğütler. Tutarlı olma hali. Kendini bilen, susmayı durmayı ve dinlemeyi öğrenme yolunda önemli adımlar atmış olandır. Ama bunu anlamak için bir ‘idrak’ şarttır.  Günümüzde izler haller birbirine karıştı. Devamlı bir bilgi akışı ve enformasyon yağmuru.  Dijitalleşen dünyada hepimiz birer medya yöneticisi ve yayıncısıyız artık. Geçtiğimiz yıllarda bir yeni medya buluşmasında Uşak Üniversitesi’nde genç arkadaşlarla sohbet ederken ‘nitelikli ve teyit edilmiş’ bilgiye ihtiyacın ve yaratıcı yazınlara ihtiyacın artacağını söylemiştim 2016 yılında. Bunu ben değil bilim söylemişti aslında felsefe, iletişim bilimciler, hocalar. Eğitim gelişim yıllar alan bir süreçtir ve bitmez. Günümüze bakalım tv programlarına sosyal medyaya televizyonlara  gazeteci siyasetçi profillerine. Bazı insanların kullandığı dile bakarsanız nitelikli bilginin ne denli önemli olduğunu bir kez daha görmeniz mümkün olabilir.

Babam Haklı Mıydı?

Bir görevimde  ‘şahsıma’(!!)  ait kartvizite ‘iletişim işçisi’ yazdırdığım için emekli bürokrat babam  haksızlığın büyüğünü kendime yaptığım konusunda beni  uyarmıştı.  Ama ben bir yazı emekçisiydim sadece. İlgili alandaki eğitimimi, radyoculuk tv ve gazete haberciliği, film festivali basın koordinatörlüğü, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ‘Medya Okur Yazarlığı Öğretmenliği’ 3 seçim kampanyasında haber müdürlüğü (ki ikisi belediye başkanlığı seçim kampanyasıdır ve başarılı kampanyalardır. Ve hiçbir siyasi bir partiye üyeliğim hiç olmamıştır) Gazetelerde haber koordinatörlüğü ve yazı işleri müdürlüğü metin yazarlığı iletişim danışmanlığı kamu kurumunda basın müdürlüğü ve son olarak çağrı merkezi koordinatörlüğü gibi 18 yıllık mesaimi tek tek bana anlatmıştı. Ben yine ‘Baba yapma sadece işimi yaptım’ demiştim. Ve sivil toplum örgütleri mesailerimi de eklemeden ve bunun da altını çizerek. Bu ülkede bu ‘dilin’ karşılığının olmadığını ifade etmişti. Üstüne bir de daha çok üzülür ve kaybedersin demişti. Haklı olduğunu da birçok kez yaşayarak deneyimledim, gördüm ,izledim.

"Ben İktidara Geldiğimde..."

Fazla tevazunun sonu vasat insandan nasihat dinlemektir” diyen İbn-i Haldun’ u da rahmetle andığım birçok nokta oldu. Velhasıl yine de ben böyleydim birçok idrak içindeki insan gibi.  Ölçüyü ayarı tutturmaya durma ve susma dengesini ayarlayarak adımlamanın önemine dikkate çabaladım hep. Çünkü, işi ile var olur idrak içindeki insan. Zira dünya koca evrende sadece mavi bir nokta iken bir insan zerreden başka ne olabilirdi ki? Geçtiğimiz günlerde bir siyasi partinin medya ve tanıtım başkan yardımcısı genç siyasetçinin yüksek özgüveni ile ‘Ben iktidara geldiğimde 2002….’   diye başlayan cümlesi ve devamını duydunuz hepiniz. Gelişmeye değil de girişe takıldım ben. ‘Ben’ iktidara geldiğimde. Vay be… Kendisi Ege Üniversitesi İngilizce İktisad mezunu imiş . Ne güzel.  Siyasette de epey görevler de bulunmuş bir tv kanalında ‘ben’ dili böylesi bir konuşma şekli ise çok düşünülesi.. Bu tarzı sosyal demokratlarda da görmeniz mümkündür. Tespitim kesinlikle siyasal parti üzerinden değil kullanılan dil ve ‘olma’ hali üzerinden.. Çok garip bir halde ülkemiz insanlarımız ve iletişim dilimiz sığ ve derinlik yoksunu… Delilik ile deha ince bir çizgi. Özgüven ile had bilme arasında da ince bir çizgi vardır. Nezaket ise hep incelikte gizlidir. Kültür ise topyekun, bir bütün. Her halimiz her kelimemizle ilgili. İşte insan dijital kimliğine tapar hale gelirken, kendini geliştirmekte bize yüksek bilince ulaşmakta biraz geride kaldı.

Biz Bilinci Üzerine

“Yaşam bir ilişkiler bütünü olduğu için biz sürekli birbirimizi etkileriz’ diyor Cüceloğlu ve şöyle devam ediyor. “Yerçekimi nasıl bizim istemimizin dışında bir olay ise, ev yaparken, baraj yaparken, uçak yaparken daha doğrusu tüm yaşamımız boyunca sürekli onun bilincinde olarak hareket etmek zorunda isek, sürekli etkileşim içinde olduğumuz gerçeğini de unutmamamız gerekir. Böylece her düşüncemin, duygumun, tutumun, davranışımın diğerlerini nasıl etkilediğini, ilişkilerimin bütünü içinde bilme sorumluluğu bana ait oluyor. Kendini diğerlerinden bağımsız gören bilinç düzeyindeki kişi kendini var, tek ve anlamlı görür ama karşıdakini bu boyutlarda var göremez. Ancak BİZ bilincine geçmiş kişide hem kendisi hem karşısındaki büyük BİZ ‘İN bir parçası olarak vardır, tektir ve anlamlıdır” (Bknz: İçimizdeki Biz Doğan Cüceloğlu).

Önceki ve Sonraki Yazılar