Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Bu Çanlar Kimin İçin Çalıyor?

KONUŞACAĞIZ

‘Boyun eğmek bir yozlaşma belirtisidir’ diyor Lev Tolstoy. Yozlaşma; tırnaklarımızdan saç tellerimize kadar bizi saran bir okyanus bugün. ‘Medya Gerçeği’ adıyla Türkçeye çevrilen eserinde Noam Chomksy, ‘Demokrasilerde ideal yönetenin halk olduğunu ama kapitalist demokrasilerde yaşamın temel alanlarında karar verme yetkisinin özel ellerde olduğunu’ belirtiyor. Medyanın özel elleri ‘el üstü’ tuttuğu iktidar ve güç sahibine hizmet ettiği uzun yıllar boyunca dönüşümünü yaşadık ve izledik. Haber çalışmaları bir halkla ilişkiler faaliyetine dönüştü işte orada can çekişen bir 5N1K vardı. Digital dönüşüm ise oyunun kurallarını baştan yazıyor artık. Bağımsız içerik üreticileri, gerçek haberciler bir kalıp mahkumu değil, medya patronları dünyasındaki fiyakalı idareci olma dönemi kapandı. O fiyakaya bağlı racon kesmeler, hak gasplarına hazırlanan kılıflar uzun hikayeler. Mesleki donanıma sahip habercilerin içerik üreticilerinin velhasıl nitelikli doğru içeriğin her geçen gün değer kazanacağını yıllardır söylüyorum.

‘YERLİ DİZİ YERSİZ UZUN’

KONUŞACAĞIZ… Peker öyle diyor ya!!! Gazeteci olacağım diyor.  Mesleki yaralarımızı deşmek bir yana dursun, içinden geçtiğimiz dönemde ülkemizin haleti ruhiyesi o kadar bulanık ve  derin ki plastiklerle çevrili bir okyanusta gibiyiz.  Avrupa’nın plastik atıklarını alan ülkeler arasında derece sahibiyiz ne de olsa!!. Ki ; plastik gezegen için de en büyük tehdit.  Her yanımızdan yanık plastik kokusu geliyor, çürüme ve yozlaşma akıyor paçalarımıza kadar gömülmüşüz. Geçen gece rüyamda ‘Mehmet Ağar’ ı gördüm mesela Bodrum Limanı’ndayız.  Gemiler yanaşıyor. Balkonda tencere tava çalışlarımız geldi çocuktuk. Susurluk ayranı ile ünlü bir ilçe değildi sadece öğrenmiştik. Sonra Ağar’ı düşündüm. Aklıma kızını 19 yaşında kanserden toprağa verdiği haberi geldi yanılmamışım evladını toprağa veren bir baba ,babaların babası!! Nasıl bir kader ki gelini de kanserden ölüyor. Camdaki Kız’ı AB totalde zorlayacak yayınlara imza atan Sedat Peker mafya siyaset ve ticaret üçgeninden sesleniyor 1 sezon 3.bölümde. Oradan çağrışımla derin uykuma kabus oluyor derin devlet!!!! ‘Yerli dizi  yersiz uzun’ ve iddialar ise mide bulandırıyor. Bir hesaplaşmanın startı verildi artık ki 2.perde belki de . İddiaları araştırmakta devletimizin görevidir devletimizin ali menfaati uğruna neler olmaktadır ya da nelere göz yumulmaktadır? Güç odaklarının yanında saf tutmayı görev bilmiş bir takım ünlü  isimler, bazı gazeteciler de tedirgin artık.. Ya Peker’le çekilen selfieleri ne olacak? Peker’in Barış Akademisyenlerine yönelik ‘Özür dilensin’  çağrısındaki sığlık ve saçmalık ise bambaşka mevzu. Bir ülke hukuk devleti olma rayından çıkınca gelinen sokaktır burası izlerin birbirine karıştığı.

‘TURNUSOL KAĞIDI SOSYAL MEDYA’

Diyeceğim, algıların olguları boğarak öldürdüğü günler yaşadık.  Ama çanlar çalıyor , çalmalı. Bölgenin iktidardaki bakan ve vekillerinin yan bahçesi gibi hareket eden bazı internet siteleri çanları duyuyor artık ve yavaş yavaş pozisyon alıyor artık. Renk değiştirmek için uygun zemin arayışında güç ve iktidarın sözcüsü olmuş gerçeğe gözlerini yummakta sakınca görmemiş bir takım zevat.. . Mangalda kül bırakmayan ‘Demokrat’ görünümlü bazı gazeteciler, bazı iletişim bilimciler ÇGD panellerinde boy göstererek prim kazananlarda var aralarında onlardan bahsediyorum iktidarın güç sopasına saygı duruşunu da ihmal etmiyor halen. Tabi ne olur ne olmaz. Orada da şu kareye bir ‘Like’ atalım. Ama beyhude ..Hakiki bir turnusol kağıdı Instagram. Babaannem en sevdiğim kadınlardan biridir kendisi. O’nu ‘Alzheimer’ nedeni ile kaybettik. Hastalık süreci; elma ve portakalları mendillerin arasına saklaması ile başladı. Çürümüşlüğün nasıl koktuğunu iyi bilirim. Şu an çürümüşlük akıyor ülkenin damından, çatısından, bacasından.  Sosyal medya orada bu fikre kanıt verileri dijital ize dönüştürüyor sadece. İki yüzlülüğe delil üretim merkezi bazen de. Konuşacağız evet medyayı da konuşacağız, konuşmalıyız. Babaannemin dediği gibi ‘Yaşa yaşa gör temaşa’ .Temaşa çok yani.

METİN LOKUMCU VE BÜYÜKNOHUTÇU ÇİFTİNİ UNUTMAYALIM

Velhasıl, yozlaşmanın bir adresi değil bin adresi mevcut. Toplumsal bir yozlaşma topyekun bir riya kastettiğim. Bu yozlaşmaya baş kaldıranlar olmadı mı? Oldu elbet ve olacak her alanda,  her mesleki platformda. Bakınız Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu , bakınız Metin Lokumcu  bu kişileri unutmayalım. Emekli öğretmen Metin Lokumcu Doğu Karadeniz’de yapılan hidroelektrik santrallerine karşı mücadele ediyordu. Lokumcu, miting sırasında polisin protestoculara sıktığı tazyikli su ve biber gazı ile fenalaşıp kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. 10 yıl sonra görülmeye başlanan davadan biber gazının kimyasal silah sayılıp sayılmayacağına ilişkin emsal bir karar çıkması bekleniyor.  Ölümlerinin dördüncü yılında Büyüknohutçu cinayeti ile ilgili sis perdesi de hâlâ kalkmış değil. Cinayeti işleyen Ali Yamuç’un ifadelerindeki tutarsızlıklar savcılık tarafından göz ardı edilmiş. Yamuç’un intiharı birçok sorunun cevapsız kalmasına yol açtı. Bu sadece 2 örnek. ‘İnsan hakları ihlalleri’  ve ‘cezasızlık’ rüzgarı ile kasıp kavrulduk yıllar boyu. İşte biz konuşacağız, soracağız hak ihlallerinin peşinden ısrarla takip edenlerden olacağız ki bu çürümeyi durdurmak, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek mümkün olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar