Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Burası Muz Cumhuriyeti mi?

“Yanlış mı belledim insan sorumluluktur”

Yavuz Turgul’un kaleme aldığı ‘Sultan’ filminde Kartal Tibet yönetmen koltuğunda idi. 1978 yapımı film topraktan kopuşumuzu, köyden kente yığılan milyonları ve beton uygarlığa geçişin sancılarını çok iyi özetleyen bir filmdir. Öğlen matinesinde doğum yapan kadınları sakinleştiren bekçi rolünün hakkını fazlası ile veren İlyas Salman’dır filmde. Dost bekçi, yurttaşın komşusu bekçi profili. 6 aylık eğitim sonucunda en az lise mezunu olmak kaydıyla yeniden hayatımıza giren bekçiler artık o filmdeki gibi değil. Bekçi şiddeti konusu gündemin en önemli maddelerinde biri. Geçtiğimiz gün 4 bekçinin bir yurttaşı dövmesi ve bunun kameralara yansıması kamuoyunun tepkisini çekti haklı olarak. Çünkü ortada bir orantısızlık vardı. Keza o görüntülerin hemen ardından 12 kg muz çalan yurttaşa operasyon düzenleyen bekçilerin kurtarılmış muzlarla!!! haberi devletin resmi yayın organı olan eskiden gazete şimdi duyuru panosu Sabah’ta yerini aldı imaja bir yara bandı niyetine. Ama yara büyüktü, kanama ise derin. Zira bu bekçilerin halleri sosyolojik ve toplum psikolojisi açısından da önemli bir vakadır.

2.TANITIM FİLMİ FİYASKOSU

‘Keyfine Bak. Biz Aşılıyız’ maskeleri ile turizm emekçileri üzerinden bir mesajla hazırlattıkları film fiyaskoya dönüşen Kültür ve Turizm Bakanlığı ise gelen tepkiler üzerine videoyu yayından kaldırdı. Hem komşumuz hem de turizmde rakibimiz Yunanistan’ı tanıtımını izleyiniz derim. Aradaki yaklaşım ve bakış açısı farkını çok net göreceksiniz. Bu tip filmlerin yapılış sürecini de bilirim mesleki deneyimlerime dayanarak Allah bilir kaç kere online toplantı yapıldı, kaç revize gördü o film? İşverenin mesajı, brif  neydi? Bu işler o briflere göre yapılır ve bir onay süreci olur. Ajanstan öte bakanlıkta kimsenin ses etmemesi gündemi ve insan psikolojini toplumsal değersizliği okuyamaması üzücü. Esas sorun nedir? Yunanistan şarapları anlatırken, biz şarabın anavatanı olmamıza rağmen bunu gösteremediğimiz gibi!! en övündüğümüz şey ‘hizmette sonsuzluk aşılıyım korkma’ diyerek böylesi hassas bir salgın sürecinde kendi yurttaşımızı bir kez daha yine yeniden alaşağı etmekte sakınca görmeyişimizdir esas sorun. Esas sorun, üretmeyen sistemin en büyük gelir kaynağı turizmde gelir uğruna tüm değerlerin çiğnenmesinde sakınca görülmeyişindeki çaresizliktir. Bu çaresizliğe bağlı yapılan hayati hatalara susuştur asıl meselemiz.

AKDENİZ HEYKELİ’NDEN TOSUNCUK’U HATIRLATAN ŞAHESERE!!

‘Doğunun Paris’i’ diye tabir edilen Diyarbakır’daki ‘karpuz heykeli ’ hadisesini de bu çaresizliklerden ayrı düşünemeyiz ki. Binlerce yıllık tarihi ile bir kültür başkenti olan Diyarbakır’daki mevcut kayyum yönetimi eliyle yapılmaya çalışılan da ‘Keyfine Bak. Biz Aşılıyız’ı onaylayan zihniyetin başka bir yansımasıdır. Bir kültür başkentini, karpuz ve baklava üzerinden anlatma daha doğrusu anlatamama hali. Çiğlik ve estetik yoksunluğunun zirvesi. Türkiye’nin ileri gelen sanatçılarından İlhan Koman’ın Akdeniz Heykeli’ni hatırlayınız. Sanatçı sert ifadeye sahip kadın yüzüne ilişkin Akdeniz’in kirlenmesine, mahvolmasına atıfta bulunduğunu söylemişti. Yani “Akdeniz Heykeli” ile bir nevi çevre kirliliğine karşı protestosunu ortaya koymakta… Bu denli bir derin düşünce. Bizim karpuzdan çıkan çocuk ne diyor ‘Bakın neler neler oldu. Çiftlik Bank tosunu Mehmet Aydın’ı unutma o da keyfinde, sefasında. Biz bu ülkedeki çözülmenin başrolü, bu devrin kazananlarıyız. Siz kimsiniz ki’ O eblek ifade bana bunu söyledi resmen hissettirdiği  duygu bu,  o şaheserin mesajı da bu işte. Çok trajik günlerden geçiyoruz nitelik erozyonuna bağlı toprak kaymaları yaşanıyor her köşe başında. Bir yer de karpuz, bir yer de muzla duygusal şiddete uğruyoruz iktidar tarafından.

NE DİYOR ŞAİR: “İNSAN SORUMLULUKTUR”

Esasen Gülten Akın şiirini anlatmaktı niyetim ama gündem öylesinde esir almış durumdaki zihinlerimizi kalem o yönde hareket ediyor çare yok. Cezasızlık, çiğnenen insan onuru, kendi ülkende hissettiğin yabancılaşma, sömürülen emek ve duyguların üstüne bir de Cumhurbaşkanı’nın helallik istemesi. Hayatını kaybeden kuryelerin yakınları ne diyecek bilemem? Türk Tabipler Birliği’nin uyarılarına rağmen “COVID-19’a karşı etkili olmadığı gibi yan etkileri de bilinen hidroksiklorokin ilacı 1 yıl insanlara verildi evlere gönderildi ve sonrasında sessiz sedasız bakanlık tarafından rehberden çıkarıldı. Bu ilaç mağduru yurttaşlar ne der bilemem. Halde domatesleri çöpe döken çiftçi ne der bilemem. Öğretmenleri aşılanamayan Z kuşağı çocukların aileleri ne der bilemem. İkizdereli teyzeler ne der onu hiç bilemem.  Kötü yönetilen bir sürecin faturasını hep birlikte öderken belimizdeki kambur bizi yere bir adım daha yakın ederken kim nasıl helallik verecek acaba inanın hiç bilemem. Bu bahsi iyice düşünmek gerek. Muz Cumhuriyeti mi burası? diye soranları anlamak gerek.

Ezcümle yine Akın’dan gelsin o halde ‘Yanlış mı belledim insan sorumluluktur’ Yanlış mı belledik biz?

Önceki ve Sonraki Yazılar