Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Çağımızın İllet Hastalığı “Güç Zehirlenmesi”

Hayat bir sınavdır. Sözlü, yazılı, çoktan seçmeli, yoktan var etmeli teorik, pratik sınavlar eğitim hayatı ile sınırlı değil. Zenginlik, siyaset, makam mevki sahibi olmak ya da iflas etmek beş parasız olmak o sınav araçlarından biridir.

İnsan bazen eşi, bazen evladı, bazen ailesi bazen de sahip olduğu güçle sınanır. Güç sahibi olmak ve bu gücü sindirebilmek mühim bir mevzudur. 2015’den bu yana ülkemizin içinde olduğu siyasal ortam iktidar partisinin ayrıştırıcı dilinin bizi sürüklediği ortam aşikâr. Eski siyaset dili güce tapınmanın bizi getirdiği nokta korkunç. 25 yıl aradan sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanan Ekrem İmamoğlu ise yeni nesil siyaset anlayışının yıldızlarından biri.

Velhasıl Trabzon ziyaretinin ardından son günlerde çok eleştiri aldı. Haksızlık etmemek gerekir ama yeri gelince eleştirilere de kulak vermek lazım. Zira bütünüyle Trabzon ziyareti ve özel uçak görselleri yeni nesil siyaset diline terstir, rüzgara aykırıdır.  Gücünü sindir yıldızını parlat ama yok sayma bu senin en büyük sınavındır diye grup açsam bana kaç kişi katılır acaba?

Kahramanın sınavı

Siyasal iletişim dilinde bütünlük mühim bir mesele. İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’na aday olduğu dönemden bugüne 3 seçim kampanyasını üstlenen ülkemizin ulusal ve uluslararası arenada siyasal iletişim deyince akla gelen yüz aklarından birisidir Necati Özkan. “Kahramanın Yolcuğu” kitabını hatırlarsınız. CHP İstanbul İl Başkanı ve parti yönetiminden de eleştiri alan kampanya sürecini anlatan kitabını. Seçimi İmamoğlu’nun yurttaştaki etkisi kazanmadı sadece, tüm bileşenlerin partinin ortak bir gücü mevcut. Yani kahraman; sevenleri destekçileri ile hayat buldu. Son ziyaretinde Gazeteci Nagehan Alçı’yı özel uçağına davet etmesi ve gelen eleştirilere verdiği tepkiler kahraman için bu sürecin bir sınav olduğunu gösteriyor.

Partili gazeteci olmaz

20 yıldır ülkeyi kasıp kavuran tek adam rüzgârı sadece iktidar partisi ile sınırlı değil. Bu halet-i ruhiyeyi muhalefet temsilcilerinden de sık sık görebilmek mümkün. CHP ile profesyonel birçok kampanyada çalışmış bir iletişimci olarak bu konu üzerine çok düşündüm. “Gazeteci” kimliği ile “Partili” kimliğinin asla bir arada olmaması gerektiğini mesleğin onuru açısından bunun sakıncalı olduğuna inanlardanım. O uçağa her kesimden gazeteci elbet davet edilebilir. Bu konuda hiçbir behis yok. Ama siz Gezi sürecinde provokasyon köşesinin sahibini eşi ile birlikte ahkam kesen, onuru ile mücadele eden gazetecilere parmak sallayanları baş köşeye oturtur bir de “TV lerde yer alamıyorum ana akım medyaya ulaşmak için o kesime dokunmak için davet ettim” minvalinde açıklama yaparsanız. Orada size “Hop bir dakika” diyenler çıkacaktır, çıkmalıdır da.  Kaç kişi televizyondan haber alıyor artık orası da ayrı konu.

Özel uçak fotoğraflarından bıktık

Hani yeni nesil siyasetten bahsediyorduk. Seçmen o simge ismi o uçakta görmek istemiyor ve buna tepki gösteriyor. Hatta bir seçmen olarak ben de meslektaşım Şirin Payzın’a katılıyorum. Özel uçak fotoğrafı görmekten içimiz şişti gerçekten. Ve o uçakta neden Ertuğrul Özkök de yer alıyor? Hani başka bir dünya mümkün diyorduk, hani birlikte inşa ediyorduk yeni düzeni. Kahraman neler oluyor?

Yaşadığım şehirde de böyle manzaralar o kadar çok ki. Ben size Antalya’da seçilen her büyükşehir belediyesi başkanın yanında olan grift ilişkilerle her dönemin “Böyük Gazetecisi” diye pohpohlanan birkaç isim de sayarım. Ama mesele isimler değil yaklaşım, kollektif bir iletişim, yeni medya bilinci eksikliği. “Tayyipleşen” sosyal demokrat başkanlar ey ahali yeni düzene eski adetlerle olmaz bu iş. İnandırıcılığınızı, güvenirliğinizi kaybedersiniz zira artık insanlar başka başka açılardan da bakıyor sizlere. Yeni nesil siyaset diyorsak, yeni nesil medya, yeni iletişim stratejileri de diyoruz. O bazı abiler ablaların yüzü çok eskidi ayrıca yaptıkları haksızlıkları evrende ve insanda bıraktıkları büyük karbon izlerini unutmamak lazım.

Enerjisine hayran olduğum İmamoğlu konusu üzerinden tüm muhalefet yıldızlarına söylüyorum esasen. Eleştirdiğiniz sistem ve kişiye benzemekten itina ile sakınınız, sizi sürekli alkışlayanlardan çok yeri geldiğinde eleştirenlerin kıymetini biliniz. Sonra arkanızdan Stefan Zweig’den alıntı yaparak “Vasat yetenekler için yüksek makamlar tehlikelidir” demesinler…

Önceki ve Sonraki Yazılar