Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Cesaret Nedir?

‘Seninle aynı fikirde olmadığını söyleyenlerden korkma. Seninle aynı fikirde olmadığı halde bunu söyleme cesaretine sahip olmayanlardan kork’ Napoleon Bonaparte’a aftedilen bir söz.  

Yoğun ve yorucu günlerin içinden geçerken ‘cesaret’in bir kez daha sınandığı süreçler yaşıyoruz. Ay bazen boşlukta, bazen tutuluyor. Yıldızların konumları bize mesajlar gönderirken evrenden dünyada alabildiğine hızla günü güne ekliyor. Bu hep böyle idi ama hız arttı sanki bin ışık yılı kadar.  Dengeler alt üst oluyor. Çin, ABD, Rusya ve Orta Doğu bermuda şeytan üçgeni. Sokaklar da insanlar hak arıyor cesareti olanlar eylem yapıyor. Bazı polisler insani tavırları ile canı gönülden alkışlanırken bazılarının içinde sakladıkları ‘ötekine öfke’ nin kurbanı oluyor ve nefret saçıyor.  Pandemi, karantina derken içe doğru dalışlar da rekorlara imza atan insan soğan gibi kat kat soyunuyor. Cücüğünde ne varsa o kalacak, bu süreçte kök neyse olan o olacak. Tedirgin ve mesafeli normalleşme sürecine adım atsak da içimizde 2+1 ev tutarak yerleşen şüpheyi;   o evden kolay kolay çıkartamayacak düşünen insan. Düşünemeyen insan da ise mesele yok ‘Bize her yer Trabzon’ havası zaten.  Bir virüsle sınanan dünya, sallanan ekonomi, alt üst olan düzenler insanları yalın ve olduğu gibi olma yolunda dev adımlar atmasını mecbur kılarken, bireysel hak ve özgürlüklerin temel insani yaşam standartlarının eşit olmayan koşullara biriken tepkinin de daha görünür hale gelmesine yol açıyor diye düşünüyorum.  

TÜM DİYEMEDİKLERİ İÇİNDE PATLADI İNSANIN 

Cesarete sahip olanların seslerini yükselttiği bir süreçten geçiyoruz aynı fikirde olmadığı halde cesarete sahip olamayanlar ise uzun uzun sustuğu günler biriktirdi yıllar boyu. Susarak biriktirdik görmezden geldik,  yaşam şartları ağırlaştıkça bireysel hak ve eşit yaşam koşullarına uzaklığımız arttıkça kendi kendimize oto sansür uyguladık, uyguluyoruz. Sistem bizi susmaya zorladı sistemin ana omurgası susmak üzerine kurulu değil mi ki? Şahsi hayatlarımızda da düzen bozmamak adına susmadık mı? Bazen konuşmamız, medeni şekilde ifade etmemiz gereken noktada tavana bakmadık mı? SUSTUK,  sevmediğimizi, istemediğimiz söylemedik, söyleyemedik. Olmak istemediğimiz ortamlar da bulunmak zorunda kaldık sevmediğimiz işlere insanlara katlandık. Hayır demeyi bilemedik çoğu zamanda. Tüm diyemedikleri içinde patladı insanın sel oldu. Sokaklara döküldü ve dökülüyor, sosyal medyada twitter in cümle sayısına sığdırıldı. Bazıları kadına öfkesini kurşunlara döktü, bazısı yaşadığı ve susarak örtbas ettiği tacizini yazıya döktü. LGS’ ye girecek öğrencileri beklerken büyük bir ilçe olmasına rağmen basit bir kahvecide bulunan ateş ölçerin bulunmamasına tepki gösteren veli öfkesine dönüştü bazen de sustuklarımız. LGS velisi olarak iyi niyetli tüm çabalara rağmen akışa teslim bir şekilde çoktan seçmeli sınavların yapıldığına bizzat şahitlik ettim zira oradan biliyorum. Kime neye ne kadar samimi değer veriliyor bunu sorgulamak ve görmek için daha net bir fotoğraf var önümüzde artık. Belki de hep vardı da bazı gönül ve fikir gözleri yeni yeni açılıyor. 

YÜRÜMEK VE HAK SAVUNUCULARI 

O kadar yoğunki ve her şey başlı başına o kadar tirajı komik ki aslında bir makaleye sığdırmak cidden oldukça zor. Bursa’da selde boğulan 5 kişinin ardından bakakalmak oldu bazen de sustuklarımız. Bozulan doku ve artık tüm dünyayı tehdit eden küresel iklim krizinin yanı başımızda olduğunu fark ediyoruz. Yeşil Bursa’nın (!!!) yerel yönetimlerinde  imar plan tadilatlarını sürekli gündeme getiren ve ses çıkarmadan evet diyen meclis üyelerinin uykusu kaçtı belki de. BETON gibi, beton gibi beton canavarlar insan eliyle yaratıldı, insan emeği ve zoruyla. Vicdanı olanların süreçte katkısı olanların muhasebe yapabilmesi için işaretler her gün an be an karşımızda. Sevgi Soysal’ın ‘Yürümek’ adlı kitabı geliyor aklıma tüm bunları düşünürken bir sivil direniş simgesi olan yürümenin de zorlu bir sınavdan geçtiğini de gördük. Legal bir siyasi partinin adalet için adımlamasına gösterilen tepkiden tutunda avukatların eylemine kadar. Hak savunucularının mesleki düzenlemelerini protesto etmek için kentlerinden yola çıktıkları kareler de de cesaretti farkı yaratan. Söyleme cesaretine sahip olamayanlar da artık söylemeye başlıyordu sanki. Temel hakları ihlal edilen avukatların meslek birliklerinin başındaki isme sırt çevirmeleri tarihe geçen karelerden oldu 2020 yılı için. Katıldığı bir canlı yayında ise meslektaşlarının Ankara girişinde yaşadıklarına ilişkin ‘Ben onları sabaha kadar kurtaramadım’ diyerek öz eleştiri yapan ama  ‘İstifa edecek misiniz?’ sorusuna ise ‘Hayır ortada benim istifa etmemi gerektiren bir durum yok’ dedi Sayın Baro Başkan. Aynı konuşma içinde iki çelişkili cümle arasında sadece 1 dakika olmasına ne demeli.  Ayrılmak, nokta koymak, bazen bırakmak istifa etmek, zorlamamak da bir cesaret göstergesi değil midir? Bence kesinlikle öyledir her anlamda. Türk edebiyatının duruşu ve cümleleri ile sonsuz olan kadın yazarlarından Sevgi Soysal’a selamla bitirelim bu satılarımızı. Ne diyor ‘Yürümek’ adlı kıymetli eserinde Soysal:

 “Ayağını yere sıkı bakacaksın. Güçlü olmayana ekmek yok bu hayatta. Savaşmayana ekmek yok”

Önceki ve Sonraki Yazılar