Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Daha Gidecek Çok Yolumuz Var

Yol meftunu insanlar bilirler ki yol bir yere gitmez . 

‘Yol bir yere gitmez
O bir durma biçimidir
Yol yoluyla gidebilir yâre
Yoldan çıkabilir apansız
Ve ömür bitebilir yoldan önce
Ama yol bir yere gitmez
O bir durma biçimidir’  diyor şair güzel de söylüyor. (Bknz: Bu Yol Nereye Gider Yılmaz Erdoğan) 

***

Durma biçimi olan yol da yaptığımız içsel kilometrelerdir bizim olmamızı  sağlayan. Bir yıldır kapanan hava yolları, kısıtlanan yolculuklar, ülkeler arasına giren mesafelerle sadece iç hava yolu yolculukları gidiş biletlerini erken rezervasyonla indirimlerden alır olduk. Gerçi benim gibi pandemi de olmasa sürekli ucuz bilet kovalayanlardansanız sizin için bu yaşam biçimi aynı zamanda. Tabi niyetiniz var ise bu yolculuğa... Zira niyet yoksa ne yapsan boş. Hoppala paşam malkara Keşan hesabı.

Günü ıskalamamak için; verdiğimiz mücadele ile düne asılı kalan yanlarımız ve buna bağlı olarak hasarlı yarın düşlerimizi onarmak yapmaya çalıştığımız. Iskalamamak için arka planları kapatmak gerekiyor. Arka planda açık kalan sayfalar ki işletim hızımızı onlar yavaşlatıyor. O hız yavaşladıkça da patinaja evrilen süreçler yaşıyoruz.

Tarihte 100 yıl bir gün gibidir. Ne diyor tarihe ilişkin George Bancroft, ‘Geçmişin yıkıntıları bugününü  uyarılarıdır’. Uyarıları başka bir zihinle ve dikkatle dinlersek şayet yolumuzda daha emin olabiliriz. Yol ehli dostların tuttukları fenerler, şiirler, mitler ve masallarla düşünme hayal kurma yetimizi geliştirmeye çalışıyoruz yollarda.

Sanıyorum 12 yıl kadar önce idi ‘Tanrılar Okulu’ kitabının yazarı Stefano D'Anna ile bir röportaj sonrası uzunca hayata dair konuşmuştuk. Bana tarih kadar mitolojinin değerini öylesine güzel anlatmıştı ki ve çocukların düş yolculuğunu bunu öğretmemiz gerektiğini.

Düşümüzde düştük ya düşürdüler ya da kendi bacağımızı kendimiz kırdık ya biz. Bizler ‘İcat Çıkarma’ denilen evlerde sobalı odalarla düşleri yarım kalanların görevleri ve sorumlulukları düşlerinden önce tutulanların çocukları olarak büyüdük belki de.

Zincirleme bir akış...

Bu coğrafya bize eşsiz güzellikler armağan ettiği gibi benzersiz yükler de verdi çocuk omuzlarımıza. Genetik mirası 14 jenerasyon aktarılabilen genleri duyunca her yola çıkışta bir kez daha hayrete düştüm.

Bir karşılaşma noktası olarak Anadolu sürekli yolda olanların coğrafyası aynı zamanda. Ekmek davası için Kırşehir Kaman’dan Almanya yollarına giden Türkler, bir zulümden kaçan Çerkesler, varlıkları ile tarihte mücadele biçimleri ile örnek insanlar Pomakların ta Adana’ya kadar gelmesi, Dersim'den kaçanların kimliklerini saklayarak gizlenmesi, Maraş’ta Sivas’ta Mehmet Ali Erbil’in reklam arasında salladığı parmağı gibi işaret edilerek ateşe atılmak istenen Aleviler...

Bir parantezle eklemek isterim ki; bir toksit kültür ürünü olarak yıllarca ekranda en çok izlenen show olan İbo Show, İbrahim Tatlıses’in hastalığı sonrası yeniden ekranlara döndü. Yıldız Tilbe‘nin Allaha havale ettiği İbrahim Bey’e herkes huzurevindeki dev çınara saygı moduyla yaklaşıyor ve programa katılıyor oyuncusu şarkıcısı... Bilemiyorum birkaç ay sonra Yıldız Tilbe de katılabilir. Yıldız bu delidir ne yapsa yeridir. Affedicidir.

Eril dili, kadına yaklaşım biçimi ile arabesk kültürün yılmaz temsilcilerinden İbrahim Tatlıses’in sesine diyeceğim yok asla olamaz. Hataları büyük yanlışları çok diye düşünüyorum. Ama ne ahkam kesebilirim ne de yargılamak haddime. Nasıl bir miras devraldı ve nasıl bir sınav veriyor kimse bilemez... Ekmek girmesini sağladığı evlerin anneannesinin duası ile döndü belki de hayata yeniden. Belki de o anneannenin torunu meditasyonla enerji gönderdi Tatlıses’e. Türkiye resmi denilebilir mi? İbrahim Tatlıses evet tam da öyle. Mesele derin.. Bir inşaat işçisi, bir göç, minik bir Şanlıurfa meselesi diye nokta koyayım bu kısma...

DALGALI KUR ETKİSİ

Zorunlu göç politikaları ile topraklarından zorla gönderilen Rumlar, Akdeniz'e zorla yerleştirilen Kürtler... O kadar sancılı hadiseler var ki topraklar da... Göçün bünyemizde yarattığı dalgalı kur etkisi... Kur etkisi öyle derin ki bu etki meselesi üzerine düşünmek için bile belirli bir yaşı görmeniz. erişkinliğe ulaşmanız gerekiyor. Dolayısı ile göç ve mülteciler sorunu günümüzün de üzerinde en çok üzerinde durulması gereken konu olarak karşımıza çıkıyor.

Göçler ve bu göçlerin toplumsal yaşama etkisi üzerinde sıkça konuşacağız konuşmalıyız .2021 Ocak ayı rakamlarına göre Türkiye'de Suriyeli mültecilerin sayısı 3.645.557 kişi ve bu kişilerin yüzde 47.5'ini, yani 1 milyon 732 binini 0-18 yaş arası çocuklar oluşturuyor. Aynı ülke içinde yaşanan göçlerin sosyolojik ve psikolojik etkilerinin bile nasıl devasa olduğunu düşünürsek bu çocukların içinde bulundukları ruh hali ve sosyal uyumlanma sürecinin nasıl büyük bir önem taşıdığını anlayabiliriz belki de. Bu konuda duyarlılık sivil toplum gücü de artmalı.

Düşlerine ne oldu düş kurma ortamları var mı? Ya dişleri, dişlerine bakabiliyorlar mı? Sayılar cidden sadece sayı... Düşünün ki her birinin ayrı bir hikayesi var. 2014 yılından bu yana Akdeniz’i kullanarak Avrupa’ya göç etmek isteyen 15 bin 839 kişi hayatını kaybetti. 

‘KURYELER ASANSÖRÜ KULLANMAZ’

Kolektif bilinç ve öz haklara saygının daha çok konuşulacağı bu Kova yılında ‘Kuryeler asansöre binemez’ diye yazı asabilen, yolunda ego sisteminin parlaklığı dışında bir ışık göremeyen güruhlar var. Kurye bir de Suriyeli ise asansörü bırakın merdiven kollarına dokunmasın diyebilenlerde çıkabilir.

Hoşgörü ve hak eşitliğini aksesuar diye sosyal medya "like"leri için kullanır onlar. Yüce God esirgesin o zihinleri de şifalandırsın diyorum.

Motosikletli kurye Koray Kulaksız da bir sipariş için gittiği sitede asansör kullanılmasının yasak olduğuna dair bir yazıyla karşılaştığını kaydederek, "Sipariş 24. kattaydı. Bu, onur kırıcı bir davranış. Vatandaşların duyarlı, hoşgörülü davranmasını istiyoruz." dedi.

Ne güzel bir genetik aktarım şu Sam ailesindeki de değil mi? Ezcümle, kızının yazdığı şarkıda ne diyor Leman Sam ‘Daha gidecek çok yolumuz var...'

Yolumuz açık olsun..

Önceki ve Sonraki Yazılar