Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Dedemin Horozu

"Kraliçe Lear" Belgesel sinemanın başarılı yapımcılarından Pelin Esmer’e ait bir yol hikâyesi. Aslında kadının bir nevi kendi kimliği ile yüzleşmesi. Varlığı didinmek üzere kurgulanmış Mersin Arslanköylü kadınların tiyatro ile kendi hikâyelerinde kendilerine biçilmiş rollere başkaldırmalarını anlatan çok ‘kadın’, çok keyifli bir belgesel. Uçan Süpürge Film Festivali’nde dünyanın tüm kadın yönetmenlerinin filmlerinde benzerlikler var elbet. İzleyenler bilir. Film, Tiyatrocu kadınların Toroslardaki köylere yaptıkları otuz günlük turnede Shakespeare'in Kral Lear oyununun dağ yollarında yavaş yavaş Kraliçe Lear'e dönüşmesini konu ediniyor. Yapım yılı 2019. Corona öncesi yani…

Abesliyorlar Değil mi?

Filmin bir sahnesinde köyüne gittikleri genç kızlara soruyor Arslanköylü cesur yüreklerden biri “Neden bizi izlemeye herkes gelmiyor” Kız çocuğu: “İşleri var” diyor. Tiyatrocu kadın “Abesliyorlar değil mi? Siz bu köyde kalmayın okuyun gelişin” minvalinde öğütler veriyor. Tabi ki kastı terk edin değil zira hepsi köylerine ölesiye bağlı. Toprakla bağın değerini hem yaşayarak hem de tiyatro metinleriyle deneyimleyenlerden çünkü onlar. Bu bağ meselesi mühim mesele. Son yılların en büyük konusu acısı ve trajedisi de budur hali hazırda. Modernite altında doğadan kopan insanın beton kafeslerde yaşama kentlerdeki çarpık yapılaşma. İnsanların istif istif yaşaması. İşsiz bırakıldığım günlerde aynı filmi birkaç izlemek suretiyle tanımlanan yevmiyeli bir işle meşguldüm haftada bir iki giderdim. Tabi popüler kültürün dev eserleri!! idi çoğunlukla izlediklerim. Bir gün efsane sıcak bir Antalya gününde bir beton kafeste AVM sinemasında aynı filmi üst üste 3 kez izlemiştim. ABD’de tehlikeli bir deney için çoğunlukla Afro Amerikalarının yaşadığı bizim TOKİ evleri gibi beton kafeslerden oluşan evlerde yaşayan insanların 1000 dolar için deneyde gönüllü olmak için oluşturduğu kuyrukları görmüş işimi yapıp beton kafesime dönmüştüm. Distopik filmlerin bugünü anlattığını anlamak hiç te zor değil. Bknz “1984” ve “12 Maymun“ filmleri ve son günlerde sıkça gönderme yapılan yine 2018 yapımı “Venom” isimli bilim kurgu film zehirli bir virüs salgını…

Konkordato Yakındır

Ne anlatmıştı bize Yaşar Kemal, ne demek istemişti bize Latife Tekin “Sevgili Arsız Ölümde.” Göç kültürü ve çatışma modeli. Doğadan, yaşadığı coğrafyadan kopan kopmak zorunda bırakılan milyonların derin çaresizliğidir şimdi önümüzde duran resim. Sosyal demokrat metropol ilçe belediyelerinin özveri göstererek mısır ekme çabasıdır. Mısırı bardakta ketçap ve mayonezle yiyen çocuğun beton kafesindeki sıkıntısıdır günümüzün buhranı. Dayatılan modernitenin konkordato vermesi yakındır. Uluslararası politikada küresel emperyalizm, propaganda ve günümüz… Ayşen Tekşen çevirisi ile bizlere ulaşan röportajında Güney Koreli Felsefeci Kültür Kuramcısı Byung-Chul Han, “Öte yandan zenginler şehir dışındaki villalarına çekilirler…” der ve ekler “Koronavirüs bizi bir “sağ kalma toplumuna indirgedi” çok çarpıcı ifadeleri var okumanızı öneririm. “Dijital biyopolitik” kavramını önümüzdeki zamanlarda da sıkça duyacağız. Doğadan zorla uzaklaştırılan insanın doğaya yeniden dönüşü ise ciddi bir mali yük artık. Betonla hemhal olan balkonda kurulan minik şişme havuzlarla çocuklarımıza karpuzun Migros’da değil tarlada yetiştiğini anlatırken yoğurt kaplarında fide ekmenin keyfini de şu günler de yaşadık.

Yufke Ekmeğe Sırt Çevirdik

Ah keşke Arslanköylü kadınlar gibi gidecek bir köyümüzün olsaydı. Bu hayal birçoğumuz için serap gibi değil mi artık? Yufka ekmek ya da bizim oraların tırnaklı pidesine sırt çevirip fırınca ekmeğe taparak yaşadık, yaşamak zorunda bırakıldık zira. Sonra da köy kahvaltılarına sağlam hesaplar ödedik bizler. Sadece yaz aylarında bulunabildiğim annemin baba evi, Bitlis merkez İnönü Mahallesi’ndeki dede evimden fırına fişle gidip pide aldığımız günler geliyor aklıma. Dut ağacı gölgesinde bahçe kahvaltıları efsane Bitlis peyniri ve tırnaklı pide ile. Dedemin fişi) (Film olanı değil gerçek fiş) verdiği günler de çocuk hayretim benim. O’nun dut ağacına çıkması ve tüm gücüyle sallaması. Ve tüm torunların gerdiği beyaz çarşafa düşen leziz dutlar.

Yakışıklı Horozu İle Geldi

Sarma tütün içen dedem bir küllüğünü dahi döktürmez balık ve süt ürünleri tüketen mendili ve halayı ile Mustafa Keser’e bile taş çıkaracak kadar iyi oynayan sıkça balık tutan salatayı zeytinle süsleyen hayvan sever günümüz ifadesi ile iyi bir çevre dostu ve ‘aktivist’ti. 1990’ların başında toprağından göçmek zorunda kalan, eş baskısı ile göçe zorlanan dedem o yakışıklı horozu ile geldi bir başka kente 24 saatlik yoldan sonra. Biz; betonun çocukları önce bir şok haliyle horozu görünce. Bir süre 2 katlı bahçeli bir evde yaşadı ama sonra beton kafeslere mecbur oldu. Ve dedemin horozu öldü. Dedem ise sonra apartman çatı katlarında beslenen güvercinlerle avundu ve sonra horozuna kavuştu gitti alem değiştirdi… Olan biten buydu işte…

Şehir dışındaki villalar ve beton kafesler üzerine tüm horoz sevenlere…

Önceki ve Sonraki Yazılar