Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Duran Ay…

Gelecek günlerde COVİD19 sürecini anlatırken 1. fasıl, sezon öncesi 2. fasıl mı diyeceğiz Pandemi 1. dönemi belki de bilemiyorum. Ama tek bildiğim 2000’de Serdar Akar’ın yönetmenliğini yaptığı ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ filmindeki gibi sıkışıp kaldığımız. Hepimiz başka köşelerde başka alanlarda nefes almaya çalışıyoruz işte.

Gaziantep’te SANKO grup bünyesindeki özel hastane yangını daha bir hafta olmadı telefonla çekilen görüntülerdeki ses kulaklarımda; ‘Bütün hastalar yanacaklar’ diyen hemşirenin çaresiz ama samimi sesi… Evet yandılar... Onlar, orada sıkışıp kaldı...

Pozitif olan öğretmen halama özel hastanede yatak bulmakta zorlanan kuzenimin sözleri kulaklarımda… ‘Elif, paranla da rezil oluyorsun bir tanıdığın yoksa... ’O da oracıkta sıkışıp kalmıştı.

Alper Erdinç, Mert Gider ve Gizem Ertürk tarafından hazırlanan 6 bölümlük ‘Türkiye’de Müzisyen Olmak’ adlı belgeselin ilk bölümünü izliyorum sonra. Kafasına ikizlere takke geçiren bir müzisyen aynı zamanda keman çalıyor mahalle pazarının orta yerinde. Müzisyen bir dost ise müzik aletlerini satmaya hazırlanıyor internette. Sıkışıp kalan tiyatrocular, set işçileri müzisyenler…

Televizyon kanallarında ise her şey akışında gidiyor sorun yok sanki. Kaynanalar siperliklerle yemek tatmaya Urfa Kebap üstüne waffle yapan gelinlerle ilgili konuşmaya devam ediyor, DNA testi ile 15 yaşındaki kızı kocasından değil; evli sevgilisinden olan kadın gülüyor,reytingler güldürüyor, dizi setlerinden yerli dizi yersiz uzun çalışmaları pozitif vakalara göre kesintiye uğrasa da sürüyordu.

Online eğitimde ise hem eğitimciler hem öğrenciler hem de veliler sınanırken uzaktan eğitime yüz yüze sınav şartı getiriliyordu. Uğradığım sağlık ocağında doktorumla mesafeyi koruyarak camdan iletişim kurmaya çalışırken araya giren mahalleli amca ise ne zaman aşı olacağını soruyordu.

Özveri ve sabırla her hastası ile alakadar olan doktorun ‘Henüz tarihi biz de bilemiyoruz’ demesine sinirleniyor ‘Sen doktor değil misin bileceksin işinin adı ne ’ diye bir de  ayar çekmeye kalkışıyordu. Kültür olmadan kapital sahibi olanlarda çokça hissedilen o çiğ hoyratlık akıyordu amcanın paçalarından. Gerçekleri konuşan bir çok sağlık çalışanı ve meslek örgütünün ‘Terörist’ ilan edilmesinin üstünden çok da zaman geçmemişti…

Atiye’ dizisinde villasının bahçesinde köşede lego oynar gibi Göbeklitepe maketi ile oynayan Serdar karakteri geliyordu aklıma sonra (Tim Seyfi’nin başarıyla canlandırdığı karakter) Serdar’la Fahrettin Altun benziyorlar sanki.. İletişimci olmamızdan mütevellit pek büyük bir gönül bağı var haliyle aramızda(!!!)

Tezatlar, trajıkomik her olay beni benden alıyor sürüklüyordu ordan oraya an ben an hepimizin savrulduğu gibi savruluyordum...

Tekrarı olmayan hayatı yaşamak ve günlük rutinlerimizi yapmak haleti ruhiyemizi korumak zorundayız dirençli ve umutlu olmalıyız elbette. Bunda bir behis yok...Ama bu tezatlıklar algımızda bulanıklaşmaya neden olmakla beraber içimizdeki öfkeyi de tetikliyordu aynı zamanda.

Eşitsizlik ve değersizlik hissini en tavanda yaşayan milyonlar ve bu milyonların duyguları nereye evriliyor bilemiyorum. Sadece çalarak ama ‘Bağlama’ çalarak geçimini sağlayan Duran Ay adlı müzisyen kendi yaşamını sonlandırmayı seçti ve gitti. Günde 150 TL ye çalışan ve aylardır işsiz olan Duran Ay, geçim derdinden boyut değiştirmeyi seçenlerden oldu işte. Yaş aldıkça gözlerin içindeki samimiyeti daha da görür hale geliyor ya insan, Duran arkadaşın fotoğrafına bakınca benim  gördüğüm ;emekle yaşamaya çalışan  mücadele veren  herkesin yaşadağı kördüğüm...

Velhasıl o arkadaş şöyle demiş son paylaşımında, ‘Bahara Uzanan Bir Dalı Kırdılar... Ama Bir Mevsim Öldü O Ağaçta…’

Önceki ve Sonraki Yazılar