Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Gönlümüzün Gözünü Açmaya Zinhar Müsaade Yok

Hasan Saltık’a …

Tutamadığımız yasların ince sızını hissettiğimiz bu günlerde vicdanımız kabuk bağlamayı da öğrendi. İçine hapsolduğumuz karmaşada yaşam hızla akıp giderken ölümle bağımızda boyut değiştirdi.

Hayata tutunma çabası içinde süregelen karmaşada savrulup gidiyoruz. Her ne kadar “Kötünün biçimsizliği evrenin güzelliğini azaltmaz” dese de Speculum Majus (Beavasili Vincent) evrenin güzelliğine kıyık kıyım kıyılmakta. Tüm kainatta dünya minicik bir zerre ve insan o evrenin içinde nokta. İnsan aynı zamanda; kendi içindeki evrenin de başrol oyuncusu, mikrofon elimizde ister saz ister jazz ne söylersek söyleyelim ama önce kendimizi dinlemek mesele. O dinlemeyi başaramazsak şayet çok sesli koroda da yer almanın bir anlamı yok zaten.

KHK’ya bağlı bir yaşam şekli içinde totoriterleşen otorite için de tek kişilik dev orkestranın çatlak sesi kulaklarımızı tırmalıyor. Kulaklarımızın pasını silmeye gönlümüzün gözünü açmaya zinhar müsaade yok.

Salgın hastalığın bu kadar kötü yönetilmesi onarılmaz hasarlara yol açtı. İkircikli yaklaşımlar anlamsız ve saçma yasaklarla yaşamının en büyük yaraları ise ruhumuzda açılanlar.

Kütüphaneye gidip kitap alamazken AVM’den marka çanta alabilmenin serbest olduğu şu günlerde yaralarımızı sarmamız da kesinlikle istenmiyor.

Mevcut iktidarın ötekileştirici yasakları, kanayarak gezmemizi emrediyor bize. Gece yarısı genelgesi bekliyoruz kitaplarımıza kavuşmak için. Ama internetten sipariş verebilirsin o ayrı!!

‘YAS UZUN BİR VEDA’

Oysa ne çok acı biriktirdik içimizde özellikle son 2 yılda. Yangın yeri olan ülkede yaşam şartlarımız zaten zordu üstüne üstük bir de ölülerimize veda edemedik. Ölen kişi sayısı turkuaz tabloda bir sayıydı. Yalnız ve kimsesiz cenazeler de her evden eksilenler oldu onları anamadık, sarılıp, ağlayamadık. Bazı ayrıcalıklı kesimlerden esirgenmeyen cenaze törenleri, toplumun büyük bir kesimine yasaktı. Bulaşıcı hastalığın ulaşamadıkları ve ulaşabildikleri vardı!!!

Toplumsal yas kültür karnesi oldukça zayıf devletimizin 100 yıllık acıları hiçe saydığını biliyorduk, salgın da bu hiçe sayışların yeni bir bölümü olarak tarihte yerini aldı.

Bir direnç ve mücadele insanı Şengül Hablemitoğlu’nun ‘Yas Uzun Bir Veda’ kitabında da dediği gibi “Yas, kaybettiğimiz sevdiklerimize içimizde bir yer açmaktır, onları içimize sığdırmak için kendimizi büyütmektir.”

Kendimizi büyütmek zor mesele işte; kendimizi dinlemek, kendimizi sağaltmak. Bir buçuk yılı aşan salgın sürecinde kendimizi sağaltma programlarının başında gelen sanatın iyileştirici gücünün bir tedavi biçimi olarak görülmesine engel, sığlığı arşa uzanan bir iktidarla karşı karşıyayız.

İyileştirici gücünü ödenen dev ücretlerle online konser kayıtlarını resmi hesaplardan yayınlamaktan ibaret sanan iktidar, salgının gölgesinde koca bir sektöre sırtını dönen, kötücül bir üvey anne gibidir artık. İyileştirici gücün parçasıdır konser salonları, tiyatro sahneleri, barlar, sinema salonları. Temel ihtiyaçtır.

KIRILAN GÖNÜL TELLERİ

Müzisyenler o iyileştirici gücün aracılarıdır. Aileleri ile birlikte binlerce insanın geçim kaynağıdır aynı zamanda. Kocaman bir sektörden bahsediyoruz. Yok sayılan, birbirinden değerli onca insandan.  Tutamadığımız yaslarımıza merhem olan onca şarkının türkünün oyunun icracılarından.

Değersizleştirme, yok sayma... Kademeli normalleşme süreci içinde yasakların 22.00 ile 05.00 saatleri içinde tutulması, işte bu tedavi eden, tüm sektörün kaderine terk edilmesidir aslında.

Biletme yapan mesafe ile hizmet verebilecek ve denetimle kontrollü şekilde yeniden yaşama dönmesi istenmeyenler belli. O kadar üzücü ki bir müzisyenin udunun tellerini kırdığını görmek; katmer katmer bir acı bırakıyor hissedebilende. O kadar acı ki pazarda bir tiyatro emekçisinin sütyen sattığını görmek.

“Türkiye’de Müzisyen Olmak - Ben İnsan Değil miyim” belgeselini izlememizin üzerinden 1 sene geçti. Ama halen saçma yasaklarla yok edilme çalışmaları sürüyor. Yasımıza karalar ekleniyor.

BU TOPRAĞIN SAMİMİ DOSTU HASAN SALTIK

Bu yasları toplumsal belleğe taşıma noktasında dev kişilik bir ordu olan bir müzik insanı idi işte ‘Hasan Saltık’. Tunceli Hozat’ın öz evladı, bu toprakların samimi dostu idi. Bu topraklardan çıkan her türlü sesi tüm etnik müziği, ötekilerin ezgilerini kayıt altına alarak kültürel mirasın oluşmasına katkı sağlayan, dev bir yürekti Hasan Saltık.

Yitik heyecanları bize yeniden hatırlatan o kocaman tebessümü ile bize Anadolu’nun her dokusunu yaşama imkânı sunan dev bir hazine kurdu, müzikal bir hazine. Eminim içi çok sızladı onun da işsiz, sahnesiz kalan her bir müzisyen dostunu gördüğünde. Son 2 yılda yaşananlarla daha da hızlı çarptı kalbi belki de. Ve  dayanamadı göçüp gitti bu gezegenden ama sonsuz olarak.

O’nun yasını bize bıraktığı sayısız hazinenin parçaları ile tutacağım, tutacağız. Kalan nedir ki insandan geriye... Şairin dediği gibi ‘Kutuda biraz ekmek insanda biraz acı…’ (Turgut Uyar) ve o acıya merhem ‘KALAN MÜZİK’in dev arşivi. Devrin daim olsun Hasan Saltık…

Önceki ve Sonraki Yazılar