Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

"Hep Yek Hep Tek Başıma" Şarkısı ve Genco Erkal

‘Sevginin gücü, güce olan sevgiyi aştığı vakit insanoğlu aydınlığa çıkacaktır’

İnsanın ilk evreni doğduğu ev kadardır ya hani çocukken bir başka mahalle başka bir kent gibi gelir insana. Mesafe algısı uzak yakın kavramı farklıdır o yüzden çocukken. Fazıl Say’ın ‘Yalnızlık Kederi’ kitabında anlattığı gibi bir yalnızlık var içinde çok kalabalık ama özünde yalnızlık. Çokça hissederim bu duyguyu. O da doğduğu evdeki gibi sanıyormuş insanları ilkeli ve haksızlık karşısında susmak yerine tepki gösterebilenlerin çoğunlukta olduğunu sandığı bir dünya.

Aslından dünden bugüne çok değişiyormuş gibi olsa da ‘insan’a dair değişmeyen şeyler de var. Şöhret ve itibar aynı şey değildir asla. Şöhretlere bakalım. Zengin olduğu için saygı duyulan sanki kıymetli bir şey söylüyormuş gibi dinlenen insanları düşünün, derebeylik gibi yönetilen ve farklı tepki veren farklılığı savunanlarının başının taşı iki kere vurmak suretiyle ezildiği şirketlerdeki o şirket dışında varlık tanımını geliştirememiş bilmem kim müdürü koordinatörlerini düşünün işte.

Bu toksit insanlar şöhretlidir, çoğunlukla da halleri vakitleri yerindedir görece zengindir onlar. İtibar ise bambaşka hadise Fazıl Say’da zengin olabilir olmalıdır da.  Ki onun gerçek zenginliği tabi ki kalbindedir, o cömert ruhundadır. O ruha, samimiyetine bir dost (Başka bir değer ve özel bir insan Kadir Dursun) vesilesi ile Antalya Piyano Festivali’ni yönettiği sıralarda şahitlik etmiş bir insan olarak diyebilirim ki hakikidir ve çok kıymetlidir.

Say, Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle ifade veren usta tiyatrocu Genco Erkal’ın ardından bir paylaşım yaptı geçenlerde.

Evet Genco Erkal muhalif olduğu için ifade verdi, gerçeği her dönem sahnede ifade etme özgürlüğünü korumak için ifade verdi. Demokrasi uğruna 83 yaşında maskesini takarak lafı hiç kıvırmadan savunduğu demokrasinin arkasında durarak aslanlar gibi gitti ifadesini verdi. Metin Akpınar, Müjdat Gezen gibi.

Gerçek bir star olan Say, sosyal medyada bir soru sordu sonra. ‘Bu ülkenin tuhaf starları’ gelin 3-5 fotoğraf, 5-6 konser uğruna kör sağır dilsiz olmayın demokrasiye sahip çıkanları koruyun sessiz kalmayın dedi. Aslında olması gerekeni yapılması gerekeni söyledi. Cesur olun korkmayın, algılara değil olgulara bakın dedi. Elbette sağduyu taşıyanlar var ve olacak evrende yaşam son bulana değin.

ŞİRKETLERDE DEĞER NASIL ÖLÇÜMLENİR?

 Şu öteki meselesi o kadar mühim ki işte. Fazıl Say’ın yalnızlığını başka başka hallerde yaşar insan bu  canım ülkede.

Derebeylik gibi yönetilen sözde kocaman kurumsal şirketlerde insan esasen en değersiz olandır ama kutlamalar hep büyük balonlarla yapılır doğum günü pastalarıyla ölçümlenir değer.. Duygusal zekan yüksek denilerek iş akdi son verilen bir beyaz yakalı işçiyi düşünün mesela, iş akdinin son verilmesi kendi isteği imiş gibi bir kurgu içinde yıldırılan binlerce insan var bu ülkede hele ki son günlerde.

Gerçek öyle değildi dese, anlatsa özünde gerçek olduğunu herkes bilir ama savunma noktasında ‘Evet böyle bir haksızlığa şahit oldum o kişi işten çıkarıldı’ diye 2 cümle kuracak babayiğidi parmakla gösterirler şimdilerde, herkes köşelerde konuşur, kabuğuna çekilir. ‘Ya bana da bir şey yaparlarsa eşime de araç aldık kredisi bitmedi ki’ diye düşünür çoğunluk ve tabi ki görünmez olur, susar.

Öyle parmakla gösterilen bir dostum çok büyük bir turizm markasında mesaisinin 10.yılında haktan yana tavır aldığı için mobbingin kralı ile yüz yüze geldi.

Bir de üstüne iyi kalmayı tercih eden ve sağduyulu insanın günümüzde yediği en büyük linç sözü olan ‘Sen salak mısın? Saf mısın? Sanane’ cümlesini duydu sığ ve toksit kültürün esiri şirket kimliği içinde kendi kimliğini unutmuş hükümsüz kişilerden.

‘Yaşa yaşa gör tamaşa’ derdi babaannem. Gördük de. Bir kamu kurumunda yine dönemin kendine göre şöhretli bir kadın yöneticisi bana: ‘Bu ülkeye ait değil gibisin. Bürokratik düzene uymuyor dilin  demişti’ Bürokratik düzen dediği ise şu; ona hoca olmadığı halde hocam diyenlerden olmamam ve siyaseti kullanarak iş tanımlarını geliştirmeden hatta çoğunun bir iş tanımı da yoktur. O ‘Biz partiliyiz’ diye geçinen ve ona ‘Başkanım’ diyerek övgü düzenlerden olmamam. Yani güç seviciliği yapmamam. Ha bu arada orası da sosyal demokrat bir idare idi ambalajsal olarak öyle idi yani!

Çok çok komik…

Haksızlık yapılıyor, yapanın yanına ‘kar’ kalıyor ya da öyle sanıyorlar. Ve o mobbingin kralını yiyen kraliçe ruhlu dostun dediği gibi ‘Haksızlığın görünmeyen ordusu var haklının ise sadece kendisi’  Evet işte bu yüzden Genco Erkal’ın yanında az sayıda kişi var evet ,işte bu yüzden samimi hak savunucuları yalnızdır aslında dün de öyle idi bugün de.

Burada siyasi parti gözetmeksizin yazıyorum güce tapıcıları, sektör farkı da gözetmiyorum. Bizim genel olarak ana kurgumuz güce tapınanların üzerinedir çoğunluktur onlar. Bense, gücü değil sevginin, eşitliğin gücünü önemsiyorum. Velhasıl; öteki olan hep yek hep tek’ler bedel öderler Fazıl Say ödemedi mi ödedi, öder Genco Erkal öder, mahkemede turizm devine karşı emekçiyi savunan öder bedel, ben öderim, o öder, bir diğeri başka şekilde öder, yüksek lisans öğrencisi inşaat işçisi öder öder yani.

Özlem Tekin’i de unuttum sanmasın kimse. Biz ötekilerdendir o da farkında olanlardan. Zira şöhretli olmak ayrı itibarlı olmak başka meseledir. Ve her şöhret itibarlı olmaz.

Ez cümle Gandhi’den gelsin o vakit, Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız’

Önceki ve Sonraki Yazılar