Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Hepimizin ‘Kırmızı Oda’sı Var

Travmalar… Öteki yarımız, yanılışlarımız, yanlışlarımız zaman zaman taşkınlıklarımız bunların hepsi  odamıza dip köşe bakmamakla ilgili…

Yakınlaşmak için uzaklaşmak gerekiyor gelmek için gitmek ısınmak için üşümek gerekiyor. Zıtı ile mümkün bazı hislerin hakkını verebilmek bazen de. Işık hızı ile akan günler içinde an ben an ıslandığımız enformasyon yağmurunda ara ara detoks yapmak lazım durmak lazım akmak için. Ah Melih Cevdet Anday nasıl da güzel ifade etmişti zamanı değil mi? Duran zaman, akan zaman. Devir mode devri.  Modamız artık modumuz.. Kişisel hesaplarımızda an be an paylaşımlar yaparak açık hava sinemasında oynanan filmler gibiyiz tabi bu artık ruhsal tükenişleri de beraberinde getiriyor. Sanal ortamda süregelen sanallaşan ilişkiler ve gerçeklikten kopma. Yazılarını beğeni ile takip ettiğim Ümit Alan’ın da bu konuda çok da yerinde tespitleri var  okunmaya değer.. Gerçek reflekslerin yerini alan ‘like’ ler aynı zamanda gerçeğin en azılı düşmanı olabilir mi? Elbette olabilir sanal orgazmlar yaşamak gibi.  O yüzden ara ara detoks yaparak yenilenmek şart. Yararlı içerik üretmek, yararlı içerikler üreten mecralarda var olmak digital varlıklarımızı o mecralarda devamlı kılmak.  Karşıtlık, yansıma, yansıtma etki tepki …

DÜNDE KALDIKLARINI SANDIKLARIMIZ

Algıların olguların önüne geçtiği bu ahir zamanda COVİD19 mücadelesi sürerken izole olan biz insanlar içsel yüzleşmeleriyle de baş başa artık.  Herkesin kendine ait bir odası var hepimizin kırmızı bir odası mevcut. Malumunuz son günlerde Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun vakalarından uyarlanan ‘Kırmızı Oda’ ve ‘Musumlar Apartmanı’ çok ilgi görmekte. Aile içi şiddet,  cinsel taciz, tecavüz arka odalarımıza zihnimizin derinlerine attığımız yok saydığımız birçok olay anlatılan. Ansızın karşımıza çıkmakta dünde kaldığını sandıklarımız. Dizi de gerçek hikâyelere dayanmakta. Dizide iç sesin aşırı duygusal hâkimiyeti,  zaman zaman abartılan tepkiler mevcut. Ben de birçokları gibi dizinin arızalı yanları olduğunu düşünüyorum. Ama varlığından kesinlikle rahatsız değilim. Konuşabilir olmak çözüm için dev bir adım.  Bu açıdan kıymetli bir yapım ve çok başarılı oyuncular da var her iki dizide de.  Travmalar … Öteki yarımız, yanılışlarımız, yanlışlarımız zaman zaman taşkınlıklarımız odamıza göz gezdirmemekle ilgili.  Sesli düşünmek, aynaya bakarken bizi eksik kılan, kendimize şefkat göstermemize engel olan her şeyi açık ve net şekilde sıralayabilmek gerek yerimizde saymamak için. Öyle ki; bu sadece şahsi bir mesele değil ilişkilerimizle yayılan ait olduğumuz sosyal ortamlarda her şeyi ve herkesi etkileyebilecek kadar mühim… Kendimize şefkatli davranmak için önce içimizde hırçın olan, mazlum olan ,öfkeli olan  o küçükle barışmak lazım .Odamızı incelemek bu anlamda çok zaruri… Odasına gözünü kapayanlar başka odalara ise radarla bakıyor. Yargılıyor, asıyor kesiyor, sürekli ahkâm kesiyor. Ve bu durum COVİD19 kadar tehlikeli fikrimce…

SİNEMA ODALARIMIZIN HİKÂYESİ

Dünde vardı tüm hadiseler eminim hepimizin hikayesinde neler neler var.  Ama o kadar kapalı bir yaşam sürdü, sürmek zorunda kaldı ki ailelerimiz büyük anne büyük dede anne babalarımız. Normalleşti birçok şey onlara göre normaldi tüm anormaller. Durmadılar, bakamadılar, baktılar da görmediler gördüler de söylemediler. Herşeyi söylemek mümkün. Ah, Seyfi Teoman ne erken göçtün gittin bu gezegenden ama “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”i armağan ettin bizlere…  İşte bu da o çaresizlik gibi...  Arafta kaldılar her çağı kendi değerleri ile okumak gerekir. O acıları görmezden gelmekti onların payına düşen de zordu hayat. Bugün kolay mı?  Değil elbet. Çaresizlikler biçim değiştirerek her an yanı başımızda. Yanı başımızda yine içsel odalarına bakmadan sanal orgazmlarla yaşamını sürdürenler var kırmızı mor ya da sarı kendi odasından bihaber biçare çırpınışlarda olanlar var. Sinema ile başladık devam edelim sona doğru.  Sinema sonsuzluğa bir iz aynı zamanda bir film doğurduğun bir evlat. Nasıl ki bir çocuk büyürken gelişimi ile seni şaşırtır sana yol gösterirken bir film de sana hangi ruh halinde izlersen başka mesajlar verebilmekte. O yüzden çok anlamlı çok değerli sinemacı olmak .Yazmak, yönetmek veya  oynamak.. 2. Filmi ile Adana Altın Koza’dan ödülle dönen Leyla Yılmaz ‘ın 2. Filmi ‘Bilmemek’ de bir oda hikayesi..  LGBT'li bir bireyin karşı karşıya kaldığı acımasızlıkları anlatıyor. Kadın yönetmenler ve bakış açıları iç acılarının toplamı ile birleşince daha da güzel eserler çıkıyor bknz Handan İpekçi… … Bu anlamda dayatılan modernite ile betonlar arasında boğulan bizlerin odasına bakamayanların durumunu çok iyi özetlediğini düşündüğüm bu film de listemde… 57.kez yapılacak Altın Portakal Film Festivali belgesel kısmında yarışarak güzel dostum Metin Avdaç’ın ‘Tipi’ filmi de bir işçi filmi gerçek bir hikaye.. Bu yıl sağlık emekçilerini afişine taşıyan Antalya Altın Portakal 3 Ekim de başlayacak her şeye rağmen. Bir Sonbahar çocuğu olarak sonbahar aynı zaman da festival mevsimi benim için.. Odalar, hikâyeler beyaz perde de olacak yine. Velhasıl; kendi odamızı temiz tutma gayretimizi baki kılmak için bir vesiledir bir film, bir dizi, bir insanın kurduğu bir cümle bazen  ya da bir şiir dizesi… Sonbahar temizliği de güzel olabilir. Akmak için durmak için görmek için bakmak esas mesele…

Önceki ve Sonraki Yazılar