Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Her Şeyin Başı Su

Falezler ışıklar ve Kaptan Cousteau

Dün, bugün ve daima tezatlıkların başkenti olmaya devam edeceğe benziyoruz. Yani nereden baksan nereden tutsan elinde kalacak bir aymazlık bizimkisi... Trajikomik hadiseler cenneti memleketimiz. Geleceğim husus da trajik ayrı bir nokta ve hepimizi o kadar çok ilgilendiriyor ki… Geçen günlerde 22 Mart’ta ‘Dünya Su Günü’nü kutladık, kutlamaya hassasiyet göstermeye çalıştık. Sosyal medyada gençlerin tabiri ile ‘duyar kastık’ belki de. Duyar kasmaların kaçı eyleme dönüşüyor onu kestirebilmemiz mümkün değil. Bu konuda kolektif bir bilinç şart. 22 Mart Dünya Su Günü’nün hemen öncesinde sulak alanlar yapılaşmaya açıldı. Bakanlık düzeyinde Katar’a su garantisi vermenin telaşı ile yönetmelikte değişiklik yapıldığı yönünde uzmanların ifadeleri. Gazeteci Yusuf Yavuz bu konuyu yakından takip edenlerden. O’nun haberleri ile süregelen talanın, gelecekte önümüze çıkacak devasa tehdidi daha belirgin görebiliyoruz. “Türkiye son 60 yılda Marmara Denizi büyüklüğünde sulak alanı kaybetti” Nasreddin Hoca’nın maya tuttuğu Akşehir Gölü yok artık. Tüm sulak alanlarımız göllerimiz yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Küresel iklim değişiklikleri, betona feda edilen tarım alanları doğadan eser kalmayacak yakında ve bizler de avare avare bakacağız belki de su savaşlarını yaşayacak çocuklarımıza. Zira bu konunun önemini ne yeterince kavramış durumdayız ne de bu konuda alınan önlemlerde yeterince samimiyiz.

‘SU VARSA HAYAT VAR’

‘Kentlerde Sürdürülebilir Su Politikaları Zirvesi’ne katılım sağlayan 11 Büyükşehir Belediyesi’nden biri de Antalya Büyükşehir Belediyesi oldu. Ne mutlu. ‘Su Varsa’ teması ile ilgili birimler çeşitli farkındalık etkinlikleri de düzenledi, belediye binasındaki su bataryalarına tasarruf aparatları da monte edildi. Emeği geçenleri kutlarım. Yine kuraklık sorununa karşı ‘az su isteyen çim’ uygulaması da alkışlanmalı. Bunlar tedbir amaçlı önemli çalışmalar. Burada Uzakdoğu ve Avustralya kökenli bitkiler seçilmiş oysa Akdeniz bir endemik bitki cenneti yerel iklime uyumlu binlerce yerel tür mevcut diyor Yusuf Yavuz yazısında. İşte burada kullanılan ‘oysa’ birçok anlamı da içerisinde taşıyor. Sosyal medya paylaşımının altında bir yorum dikkatimi çekiyor. “Peyzaj Belediyelerin yeme alanıdır.” Kim yer, yedirir bilemem. Böyle bir hadiseye ihtimal dahi vermek istemem. Sosyal medya zaman zaman abartılı ifadeler merkezi yanlış bilgi dehlizine de dönüşebiliyor ayrıca. Antalya kamuoyunu takip edenler iyi bilir ki; bir ‘saksı’ meselesi seçim arenasında epey zorlamıştı tarafları geçmişte. Ama bugün Büyükşehir Belediye yönetiminin basiretsiz yaklaşımları olduğunu da söylemek mümkün. Neden Akdeniz’in endemik türleri tercih edilmiyor? Uzman ekip bunu ifade edemiyor mu? Başkan bazı konularda doğru yönlendirmeden eksik mi kalıyor sorusu geliyor akıllara.

YİNE FALEZLER YİNE IŞIKLANDIRMA!!!

‘Falezlerin Işıklandırılması’ konusu da ayrı bir mevzu... Bu konuda kent efsanelerinden biri zaman zaman seçim dönemlerinde de cafcaflı ifadelerle yer verilmeye çalışılan bir dönem gündem de tutulan bir konu. 27 Şubat’ta Başkan Muhittin Böcek’in sosyal medya hesabından resmi açıklama yapılarak yeniden gündeme taşınan bu konu ve süreç cidden belediye açısından çok kötü yönetildi. İl Koordinasyon Kurulu ilgili meslek örgütleri çevre gönüllüleri karşı çıktı, toplantılar yapıldı. Ve şükür ki, proje askıya alındı. Büyükşehir Belediyesi ise proje ve gelinen son nokta ile ilgili net bir ifade paylaşmadı kamuoyu ile.  Büyükşehir Belediyesi’nin ‘kurumsal iletişim’ anlayışı nedir? Böyle önemli bir konuda neden süreçle ilgili açıklama yapılmaz resmi belediye hesaplarından halen çözebilmiş değilim zaten. Oysa 1973-1980 yılları arasında Antalya Belediye Başkanlığı yapan Selahattin Tonguç, efsane kaptan Cousteau ile buluşması var. O’na Döşemealtı halısı hediye etmesi ve 50 yıllık çevre geleceği su temizliği ile Falezlerle ilgili yapılan bilimsel çalışmaları anlatması. Muazzam bir öngörü. Bu konuyu başkandan dinledim. Ki; başlı başına özel bir hikaye ayrı bir yazı konusu benim için. Son yaşananlarla da yeniden gündeme geldi o dönemde yapılan bilimsel çalışmalar. İşte sadece bu hikayenin Antalya Büyükşehir Belediyesi logosu ile anlatılarak eski başkana mikrofon tutularak çevre dostu yaklaşım aktarılıp,  bu yanlıştan dönüldüğü anlatılabilirdi. Ne de güzel olurdu. Tabii ki tam anlamıyla dönüldü ise, orası henüz net değil zira sadece ‘askıya alındı’ açıklaması mevcut.

Yine Başkan Böcek’e verilen bilgilerle kendisinin falezler için ‘Özel Çevre Koruma Bölgesi’ demesi ki orası doğal sit alanı özel çevre koruma bölgesi hiç olmadı. Bir de falezlerin turizmde kazandırılması yönünde açıklamalar var ki akıllara zarar o konuya girsek inanın çıkmak çok zor olur. Yanlış bilgiler ve yönlendirmeler zinciri.  Gazeteci Yavuz, bir yazısında belediyelerde çalışan teknik ekiplerin ‘doğa okuryazarlığı’ eğitimi alması lazım demiş. Nasıl da doğru söylemiş. Şahıslar değil mevzu, mevzu süreçler ve bilgi eksiklikleri.

VASAT BİR BÜYÜKŞEHİR YÖNETİM KADROSU

 Antalya Piyazı görselinin üstüne kocaman başkan fotoğrafı ile yapılan tasarımı onaylayan ekip ve biriminin de medya okuryazarlığı ile kurumsal iletişim görsel kimlik eğitimi alması gerekir bu durumda. Yine yatacak yeri olmadığı için sokağa çıkma yasağı olduğu gün dışarıda olan yurttaşla ilgili haberi de hatırlatmak isterim.  CHP Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un Başkan Böcek’i Twitter üzerinden etiketleyerek paylaşması üzerine harekete geçen, geçmek zorunda olan bir sosyal hizmetler ekibi ve yönetiminin de ayrı eğitimlerden geçmesi zaruridir. Dünyadan bihaber gibiler… Seçim kampanyalarında aktif çalışmış konunun her açısından bakmış ve mesaisi olan bir yurttaş olarak söyleyebilirim ki bazı konulardaki körlüklerini anlatabilmek oldukça güç.

Başkanı sevmek yaptığı doğru işleri alkışlamakla beraber,  ekibine tüm bu örneklerle baktığımız zaman vasat bir kadro mevcut. Diğer büyükşehir belediyeleri ile arasında ciddi yaklaşım farkları ve vizyonel eksiklikler aşikârdır. Keşke Başkan Böcek’in Survivor 2021’de yarışan Antalyalı sporcu manevi oğlu İsmail Balaban’a gösterdiği ilginin, özenin yarısı ekibi tarafından başka çalışmalara da gösterilse. Velhasıl, bakanlık bazında yapılan büyük hataları konuşurken kendimize kentimize de bakmalı yapılan hataları lisani münasiple anlatmalıyız.  Kentini sevmek demek sadece güreşi korumak demek değil sürdürülebilir doğa için daha samimi mücadele etmek bu kararlılıkta bu donanımda geçmiş çalışmalara hakim, bilimden yana tavır alan bir ekip kurabilmektir. Kent değerlerine saygı duymak, değer katan yöneticilere, düne biraz detaylı bakmak ve o şekilde ilerlemek demektir. Büyükşehir Belediyesi logosu hepimizindir o yüzden azami özen profesyonellikle kullanılmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar