Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Mucize= Elif ve Ayda

Veli Göçer’den Rızabey Apartmanına

Aklıma hep Veli Göçer geliyor deprem deyince. Depremle özdeş bir isim olarak kazınmış zihnime ..30 Ekim 2020 günü İzmir depremi ile alt üst olan ruhlarımız yeniden derbeder oldu kabak bir karpuz gibi ortadan ikiye ayrıldık yine yeni yeniden. 7.00 şiddetindeki deprem İzmir Seferihisar olmak üzere Batı Akdeniz’i çevreyi etkiledi. 8.katta evde yalnız olan kızım gardırobun havalandığını söylediğinde içimde bir kuş çırpınmıştı sanki. İzmir ve ardı sıra gelen haberleri seyre koyulduk sonra yeniden darmaduman olan ‘Rızabey Apartmanı’ .Olay yerine ivedilikle koşan kurumlar, sivil toplum örgütleri, itfaiye ekipleri canla başla bir can kurtarmak için çırpınan yüce gönüllüler, saatlerce süren bekleyişler… Gözyaşı tedirginlik ve acının umudun mucizenin bir arada yaşandığı zamanlar. 1999 yılında Yalova’da ailesinin bir kısmını kaybeden yurttan bir arkadaşımla konuştuğumuz günler geldi aklıma yüzündeki o acı ve ruhunun bir yarısını betona gömen o genç kız o zamanlar 18 yaşında idi genç bir üniversiteliydi. Ufak bir sarsıntı nedeni ile yurt binasından tahliye edilmiştik dışarda sarılarak bekleşiyorduk. Ve o bir yaprak gibi titriyordu.  O yaprak bir ağaca aitti ve o ağaç 1999 yılında yerle bir olmuştu kanadı kırık kuş gibi çırpınan o kız ise mücadelesini yılmadan sürdürüyordu. Ateşin düştüğü yeri yakmasının resmi idi onun yüzü,  onun hüznü… Evet ateş en çok düştüğü yeri yakıyordu. 

ZEYTİN GÖZLERİYLE BAKAN AYDA 

Pandemi nedeniyle an be an daralan alanlarımızda herkes kendi payına düşeni yaşarken karamsarlık bulutları İzmir le beraber tüm ülkeyi de sarmıştı iyiden iyiye. Ama hayat bir umuttu işte;  umuttu nefese dair. Enkaz başında yakınlarından bir nefes bekleyenlerle, ekran başındaki vicdan sahibi milyonlar elleri yüreklerinde öyle sabitlenmişti bir can umuduyla. 1999 Gölcük depremi 7.4. Resmi rakamlara göre 894 yurttaşımız ölmüştü . 2011’ de bu kez Van’dı acının adresi 6.7 ve 604 kişiye mezar olmuştu beton bloklar. Ve 2020 İzmir ölen yurttaş sayısı 100. Depremden 65 saat sonra Doğanlar Apartmanı’ndan çıkarılan  3 yaşındaki minik Elif’in (Elif Perinçek)  İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Onbaşı Muammer Çelik’in elini tuttuğu o kare.. Yine depremden 91 saat sonra Rızabey Apt. çıkarılan 3 yaşındaki Ayda Bebek  (Ayda Gezgin) … Ayda’yı yaşama bağlayan koridorda ilk kez kucaklayan Tunceli İl Afet ve Acil Durumlar Müdürü Cem Erdoğan’ın ifadesi nasıl kıymetli. Kızına sarılır gibi Ayda’yı kucaklayan Erdoğan, ‘Zeytin gözleriyle bize bakıyordu’ dedi Ayda için. Elif ve Ayda masumiyetin direncin ve umudun simgesi olarak zihnimizde kazındı mucizenin ve inancın bir diğer ismi oldu. Devletin en üst kademesinden, iş dünyasına sanatçılara kanaat liderlerine toplumun her kesimine umudu ve direnmeyi hatırlatan bu 2 küçük kıza selam dua ve destek mesajları yağdı her mecradan. Her sosyal medya paylaşımında isimleri geçen bu kız çocukları direncin öbür ismi idi. Mucize eşittir Elif mucize eşittir Ayda… Yüce Yaratıcının yeniden yaşam armağanı..

EYLEM VE SÖYLEM AHENKSİZLİĞİ

Gösterdiğimiz birlik ve dayanışma duygusu takdire şayan altını çizmemiz lazım ama samimiyeti sorguluyor insan. Biz eylemi ile söylemi ahenkli samimi bir millet miyiz öyle mi idare ediliyoruz? Bence hayır . Bizi bu beton kafeslere mecbur kılan tüm haller hal ve hareketler sorgulanması gereken. Her yazımda, her sözümde dediğim her belediye meclisinde imar plan tadilatlarına el kaldıran Antalya, İzmir,  İstanbul Van ayırt etmeksizin çevreye balta vuran yüksek beton blokları parti ayırmaksızın onaylanan her meclis üyesi, bilmem ne güvencesi ile yeni yaşam alanları mavraları. PR tuzağı ile ekranları ele geçiren her yapının reklam yüzü olan ünlüler, viral reklam ile insanlara dayatılan dikey modernite yalanlarına aracı olan herkes suçlu. Zeytin gibi bakan Ayda’yı zeytin ağaçlarından mahrum bırakan herkes suçlu… Biz öylesine enteresan bir milletiz ki;  hem can cana yan yana bağlı hem de gerçeklere göz yumacak kadar çıkar ve kişisel hesap odaklı düşünen çoğunlukların olduğu o insanların egemen güç olduğu. Yasa ve yaptırımları uygulamada maddi güç karşısında gözlerini yuman milyonlar klavye başında sözlerinin eri gibi ama işin aslı öyle değil. Velhasıl çimentodan çalandan,  o yapıya onay veren bir daire fazla olsun diye ses etmeyen toprak sahibine,  ruhsat verenden imza atana kadar birbiri ile bağlı ve grift bir yapının bozukluğu aslında İzmir’deki resim.1999’da Gölcük,  2011 Van’ da da gördük aynı resmi… Sonra olanlar ise hep aynı..Hızla unutup kentsel dönüşümün rantsal dönüşümle pay edilmesine seyirci kaldık. Bu aymazlık bizim en büyük çaresizliğimiz ve kökten bir değişim dönüşüm olmadığı yapısal reformlar yapılıp uygulanmadığı sürece yaşanacak yine yeni yeniden… Veli Göçer’e ne mi oldu? Son bildiğim budur : 

“17 Ağustos 1999 tarihindeki 7.4 büyüklüğündeki depremde Yalova’nın Çınarcık İlçesi’nde inşa ettiği konutların yıkılması sonucu 195 kişinin ölümünden sorumlu tutularak 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan müteahhit Veli Göçer, sadece 7,5 yıl hapiste kaldıktan sonra 2011'de tahliye olmuştu. Veli Göçer, yeniden inşaat işine girdi.” (2018)

İzmir canım İzmir’e depremde yakınlarını kaybedenlere rahmet bir can için çaba sarf eden tüm çalışanlara güç kuvvet dileklerimle…

Önceki ve Sonraki Yazılar