Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Onur Yürüyüşü, Empati, Toki

Sosyal medyada =erkekyerinibilsin hachtage ile açılan kampanya bilinçaltında kadın ve kadın kimliğine yönelik yerleşen küçültücü ve aşağılayıcı söylem kalıplarını bir kez daha gözler önüne serdi. Meğer ne çok söylem biçimi varmış değil mi ‘kadın’ı  kötü hissettiren zaman zaman da mide bulandırıcı olan. Ardından Onur Haftası. Kişinin tüm halleri ile varlığının kabulü ve onuru.  LGBT li bireylerin onur ve eşit yaşam hakkını savunan bu hafta 1969 Stonewall ayaklanmasının yıl dönümünde Haziran ayı sonunda kutlanıyor tüm dünyada . Düne ve dün ki ülkemizin resmine bakacak olursak, Çorum’da gerçekleştirilen onur yürüyüşü katılım azlığı nedeniyle iptal edilirken Bursa ‘da fiziksel saldılar yaşanmıştı. İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Antalya’da yapılmış ama 2019 yılında Avrupa İnsan Hakları kararlarına aykırı olarak yasaklanmıştır. (Bknz:Onur Yürüyüşü Vikipedia) Hali hazırda insanı tüm halleri ile cinsel kimliğine bakılmaksızın kabul etme hakkının mücadelesidir LGBT li bireylerin en doğal hakkıdır, kutlamak .Renkler kardeşliği gökkuşağını oluşturan tüm renklerdir aynı zamanda. Toplumun farklı kesimlerinde farklı farklı tepkilere neden olan kabul görmek yerine gizli yaşamlar sürdüren bu insanların yaşadıkları salt insanca yaşama uğruna mücadele verenlerin dramı toplumda öteki olan ve farklı olana biriken tepkiden ayrı düşünülemez. Cinsellik, bizim toplumumuzda halen yeterince konuşulamadığı için bir tabu. Ve bu konuşamamanın resmi olarak her an her gün taciz, tecavüz, cinayet, ensest bir çok akıl almaz ve vicdana sığmayan hadiseler yaşanıyor, yaşanmakta ve yaşanacak. Biriken travmalar şehir içi otobüs kuyrukları gibi uzun. İnsanı bir kalıba dökme her yere TOKİ evleri yapmak tek tipleşen binalarla paralel ilerleyen bir davranış biçimi toplumumuzda. Kalıba dökemediklerini benimsemiyor ülkemizde insan ana zamana ve insana elastik bakmıyor, bakamıyor. LGBT liler de bu kapsamda işte. Hakan Günday’ın efsane senaryosu Onur Saylak’ın muhteşem yönetmenliği ile bence klasik olacak ‘Şahsiyet’ dizinde denildiği gibi: “Bu burçlar falan var ya, çok saçma. İnsanın kişiliğini doğum tarihinden anlayamazsın. İnsanın kişiliğini doğum yeri belirler. Bizim Anadolu insanı bunu bilir mesela. Onun için yeni tanıştığı kişiye "Burcun ne?" diye sormaz. "Memleket nere?" diye sorar. (Cemil, Şahsiyet, 6.Bölüm) Bizde memleketin ne diye sorarlar. Bu konuda diğerinden bağımsız değil. Ve orada da seni bir kalıba dökmeye çalışırlar işte. Ben ot kök meselesine çok kafa yoran bir Havva kızıyım. Köklerin ve genlerin yadsınamaz olduğuna inananlardanım ki bilimsel olarak da böyle. Ama her memleketi sabit bir tipe sabit bir davranış biçimine kalıba dökme fikri de TOKİ evleri gibi sevimsiz. Bir keresinde bir cemiyet toplantısında çok kıymetli yaşsız kadınlardan olan enerjik bir avukat arkadaşım “İzmir’li misin öyle bir havan var” demişti tüm iyi niyeti ve kadirşinaslığı ile. Ben nasıl bir mutlu olmuştum hani kafamdaki kalıba göre İzmir=Güzellik Özgür Kadın gibi bir denklem çivisi varmış benim de demek ki sonra gülerek memleketten ve kızlarından değil meşhur olan balından tütününden bahsetmiştim..  Bir de şu var ki;  o da çok sevimsizdir. “AA sen güzelsin hiç Türklere hiç Kürtlere hiç Çerkezlere hiç Boşnaklara benzemiyorsun…” Burada en çok çirkin olarak tanımlanan Kürtlerdir çok gariptir ve gerçekle alakası yoktur ayrıca. Demek istediğim açık aslında, ötekine, cinsel tercihi farklı olan “Ali Ahmet’i seviyor” diyene biriken öfkenin zamanı konumu mekanı mertebesi yok.  Çok eğitimli görünen aydın diyebileceğiniz insanlar da dahi öyle ayrıştırıcı tutumlar görüyorsunuz ki şaşırıp kalırsınız. Dijitalleşen dünya, kişisel yayın  organı olan sosyal medya  birey hak ve özgürlüklerinin her geçen gün artan bir sesle daha konuşulur hale gelmesi, ırkçı, cinsiyetçi  ve ayrıştırıcı  söylemlerin daha görünür olmasını mümkün kıldı. 2008 yılında eşcinsel olduğu için babası tarafından vurularak öldürülen Ahmet Yıldız’ın hikayesinden esinlenilerek çekilen bir film var Zenne. İzleyenler vardır elbet. Ahmet Yıldız’ın arkadaşları Caner Alper ve Mehmet Binay’ın hem yazıp hem de yönetmenliğini üstlendiği film çıkış noktası olarak ülkemizin önemli sorunlarından bir tanesine değinmekle. Caner Alper’le filmi konuşma şansımız da olmuştu ne mutlu.  İyi bir sinema izleyicisi ve festival filmleri takipçisi olan annemin galadan çıkınca o şaşkın ama şefkat dolu yüzü geliyor aklıma. Şöyle demişti : “Anne baba olmak koşulsuz sevmektir”  De eki olmadan, senden meydana gelen ama sen olmayan o çocuğu kalıba dökmeye çalışmadan olduğu gibi severek yani .. Yine babamla şu an yurt dışında olan bir dostumun farklı bedene doğduğunu ama karar alıp artık istediği bedene geçtiği yönündeki konuşmamızı yapalı 10 yıl oldu. Şaşırmıştı “O gelince nasıl hitap etmem gerekir kırmadan incitmeden alışık olduğum bir hal değil. Sen bana fikir ver” demişti. Şaşkındı, normaldi doğduğu büyüdüğü kültür de ailesi, sosyal çevresinde hiç karşılaşmamıştı ait olduğu kuşak gereği gizli yaşamıştı belki de olanlar da gizlemek zorunda kalmıştı. Ama  esnekti hoş görülü bakışını takdir etmiştim hatta şaşırmıştım da biraz. Yine deneyimlediğim mağazacılık sektöründe bir cadde mağazası kasasında otururken nice trans, gay ve eşcinsel arkadaşın hayat hikâyesini dinleme aileleri ile yüzleşme ve kabul sürecinde yaşadıklarını görme imkânım oldu. Fedakâr nice evlatlar tanıdım okuyan boş zamanlarında çalışan (normal şartlarda iş bulabilenlerin sayısı çok daha sınırlı idi o zamanlar) ve ailesine gizli gizli para gönderen. Dostlar, arkadaşlar edindim samimiyetlerine merhametlerine şapka çıkardığım çok sayıda insan tanıdım. İçinde bulunduğumuz süreç ötekine bakış, pandemi, küresel kriz hepsi için tutunmak, ayakta kalmak, anlamak ve anlamlandırabilmek yaşanabilir kılmak için kilit kelime de bu bence elastikiyet ve empatiEz cümle ; topraktan gelen toprağa giden insanlarız yok birbirimizden üstün yanımız, farkımız.. Bizi farklı kılacak tek şey var ki ne ırk, ne di,n ne dil, ne ten rengi ne de cinsel tercih. Tek fark yaratacak nokta, vicdan merhamet ve hoş görü eşiğimiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar