Elif Mirmahmutoğlu

Elif Mirmahmutoğlu

Yaşa Yaşa Gör Temaşa

Türkiye basın tarihinde son 20 yıl ve makbul olan gazeteci tipi

Kuzey Avrupa’da yaşamadığımız için adrenalin bizim için çay gibi bir şey. Günde 12 doza yakın adrenalin almazsak ruhumuz azapta. Çanlar çalmaya devam ediyor virüs Türkiye tipi yayılmacı haliyle AVM’lerde bulaşmazken gece meyhanelerde buluşabiliyor. O yüzden meyhanelere ölüm!! Yönetilemeyen salgında esnafa can suyu müjdesi ile 3 Bin TL destek paketi açıklandı. Esnafın destek alabilmesi için borcu olmaması gerekiyor. Yahu bu nasıl bir saçmalık! Borcu olmayan esnaf, zaten 3 Bin TL’yi almaz. Kira desteği, SGK ödemeleri ertelemesi yüksek miktarda faizsiz kredi desteği yani uzun vadeli bir yapılandırma var mı yok? 13 ayın sonunda esnafa yüzeysel yardım girişimleri. Samimiyetten uzak, gerçeklikten uzak. Çözülme sürüyor. Yine 5. bölümünde ülkeyi sallamaya devam eden organize suç örgütlü lideri Sedat Peker, dünyada haber oluyor konu ABD ve Fransa da haberlere taşınıyor. Velhasıl adam dediğini yapıyor!! Kılıçlar çekildi artık İçişleri Bakanı büyük sözler verdi!! Dört yanımız çürümüşlükle çevrili ama Türkiye televizyonları uzun süre konuyu hiçe saydı. Türkiye basın tarihi içinde devasa bir inceleme alanı olacak bugünler, yaşananlar.

‘FEDAİ GAZETECİLİK’ DÖNEMİNİN NEFERİ ÖZIŞIKLAR

Geçtiğimiz gün Sedat Peker tarafından görüntüleri yayınlanarak ifşa edilen Hadi Özışık aslında Susurluk’tan bu yana ülkenin içinde bulunduğu örümcek ağında ‘kazanan’ ‘makbul olan’ sözde gazeteci tipinin bir örneği sadece. ‘Gazeteci’ demek bir iç çarpıntısı aynı zamanda. Nargilesever Özışık ismi üzerinden değil de genel eğilim basın camiasında göz yumulan gelişip serpilmesine ön ayak olunan sözde gazeteci modellerini irdelemek, araştırmak, ortaya koymak gerek. Yozlaşmanın iliklere işlediği bu ortamda bu tipler, son yılların muteberleri köşe başlarında yerini aldı, eşleri kamu kurumlarında istihdam edildi. Liyakat konusu tamamen raflarda yerini alırken koşulsuz sadakat baş tacı yapıldı. ‘Fedai gazetecilik’ döneminin parlak neferleri her yerdeydi. Bu mesleğin her cephesinde son 20 yılda gördüklerimizle incinen öteye beriye atılan gözde olmayanlardan olanlar vardı işte onlar bedel ödedi, hiçe sayıldı , işsiz bırakıldı. Abdi İpekçi Gazeteciliği yok edildi. Eşitlik ve sağduyudan yana haberlere yer yoktu artık. İşte Abdi İpekçi Ödülleri’nin kaldırılışına ses çıkarmayanlar Sedat Peker’e yılın iş adamı ödülü verildiğinde susanlar değerliydi. O zaman alkış tutanlar ister gazeteci ister oyuncu olsun şimdi paylaşılan fotoğrafları silme telaşında. 

‘BİR CEPHEYE TAM YASLAN YETER’

‘Gazeteci olmak’ için samimi bir merakla karşıma gelen genç liseli bir arkadaşımın AKP ‘de bir milletvekilinin seçim kampanyasında yer almasını sonra bakan danışmanı olmasını sonra şirketler kurarak sosyal medya patronu olmasını aynı zamanda göbeğini kaşıyan adama dönüşmesini gördüm ben. O da kurban edilenlerdendi ama farkında değildi. Eğitim almanın kendini geliştirmenin değerini önemini ona anlatan da yoktu, artık dev adımlarında ilerliyordu kariyerinde!!! Bir cepheye tam yaslan yeter. İşte yaslanan aslanlar döneminin en parlak çağıdır son 20 yıl. Basın Müdürlüğü yaparken bir kurumda yine iktidar partisinin arka bahçesi bir fotoğrafçılık kulübü adı altında kendini gazeteci olarak tanımlayanları gördük, emir yağdırır tonda konuştular. Nezaket yoksunu sadece basın kimliğine sığınan gölgelerdi zira şahsi kimlik yoksunuydular. Bir geziye katılmak, gazetesine bir tam sayfa ilan için dışardan destek için her şeyi yapacak olanlar, ilke yoksunları. İşte onlar bu işin emekçilerini güç sahibe şikayet eder noktalara geldi. Yeri geldi sosyal demokratlar da çekindi onlardan, prim vermekten geri durmadılar ne yazık ki. İşlev bozukluğu teşhisi ile güç odaklı yönetilen bazı basın meslek örgütlerinin koltuklarda yaşlanmayı hedefleyen başkanları o sadakat sahiplerini korudu. Susuzluk hiçbir şey iktidara şirin görünmek her şeydi çünkü. Bu örnekleri sadece Antalya değil Gaziantep, Bursa, Ankara her yerde görmek mümkün. Toptan bir arızalı bakış çürüme süreci nihayetinde. 

BU ÇAĞIN EN FİYAKALI KAYBEDENLERİ’ 

Bir iletişimci olarak son 20 yılı dolu dolu yaşayan adliye koridorlarında dev adımlarla günler tamamlamış bir kadın olarak şunu çok açık söylemek isterim. 20 yılın özeti yozlaşma ve nitelik erozyonudur. İstisna hak edilmiş emek verilmiş başarılar hariç son 20 yılda TRT kadrosuna girmeye hak kazananların çoğu iktidar ve iktidar destekçilerinin ailelerinden dedesi cami hocası olanlardan seçilmişlerdir. Fakültede ifade yoksunu bazı arkadaşlar TRT de kadro sahibi olurken devlet üniversitelerinde akademisyen olurken bazıları işte bu çağın en fiyakalı kaybedenleri olarak tanımlanan meslek etiğini düşünenler bazen sektör dışı çalışmak zorunda kalarak yaşam mücadelelerini sürdürmüştür. Üniversitede kadro alamamıştır, yönetici olamamıştır, mobing görmüştür onur suikastına uğramıştır, baskının başka başka çeşitleri mevzu bahistir. Velhasıl, suçun büyük ortağı siyasi iradedir ama bu yozlaşmada meslek adına verilemeyen mücadelelerin, sadece yönetim kurulu ve başkanlık hesabı dışında diğer hesapları göz ardı eden kadük hale gelen meslek örgütlerinin de suçu vardır. Niteliği, eğitimi, özgür düşünceyi göz ardı eden herkesin suçu vardır. Neyse ki , halen onuruyla mücadele eden meslek etiğini önemseyen gazeteciler var ve hep olacaklardır. Babaannemin dediği gibi ‘Yaşa yaşa gör temaşa’ Her gün yeni bir temaşa ama aslında yıllardır süregelen aynı temaşa….

Önceki ve Sonraki Yazılar