Esra Zeynep Özdemir

Esra Zeynep Özdemir

Hayal Kırıklıklarını Sevmeyi Öğrenmek

Bugün, genç bir adamın son on yılda üst üste yaşadığı başarısız deneyimlerini, yakınım dediği insanların kayıtsızlığı ve anlayışsızlığının onda yarattığı hayal kırıklıklarını,

Ama sonra, pes etmeden, telaş etmeden sabırla başka yolculuklara çıkışını, istediği şeyleri yapma konusundaki azmin ortaya çıkardığı emek kokan bir hayat hikayesini izledim…

Konuşmasının sonunda bu hayal kırıklıklarıyla barışmış bir tonla biraz da ona bu duyguları hissettiren olay ve insanlara atıfta bulunarak kurduğu “hayal kırıklıklarınızı sevmeyi öğrenin” cümlesi çok etkiledi beni.

Gençlik yıllarında daha yavaş akan hayatımın ki öyle değildi elbet, yaş ilerleyince daha hızlı aktığını hissettirişini düşündüm…

Çünkü artık o kadar telaşlı yaşıyoruz ki… Her işimiz koştur koştur.

Düşüncelerimiz bile…çevremizdeki insanları dinlerken bile zihinde başka bir yere koşuyoruz.

Gençlik yıllarımızda toleransımız da daha başka oluyor galiba, daha az takılıyoruz olaylara…kişilere…

Derken bir bakıyoruz zaman geçmiş, günler geçmiş, hatta yıllar ne çabuk geçti dediğimiz günlere geliyoruz…

Yaş ilerleyince, yaşanmışlıklar arttıkça zihnimizin doluluğu da bir başka hale dönüşüyor sanki…

Düşünecek o kadar çok şey birikiyor ki…

Bazen tüm gün düşünmediğimiz pek çok şeyi akşam yatağa yattığımızda sanki hepsini o gece halletmemiz gerekirmiş gibi döndürüp duruyoruz…

Zihinsel geviş diyorum ben ona…

Sonra sabah oluyor zihinde bir şeyi halledemeden yine telaşa akıyoruz…

Halledemediklerimiz de önce yüreğimize yerleşiyor… Bazen oracıkta bırakabilmek  varken sırtımıza yükleyip hayatımıza o yüklerle devam ediyoruz…

Hayal kırıklıklarını sevmek..

Hayal kırıklığı zaten başlı başına negatif bir duyguyu hissettirirken bunu sevmek gibi olumlu bir duyguyla birleştirmek zor geliyor insana…

Yürek yaralayan sözler,

Beklediğin bir haberin gelmemesi,

Sevdiğinin gidişi,

İş hayatında beklediğin terfiyi alamamak,

Umut ettiğin şeylerin yaşanamaması, avuçlarından kayması, gibi onlarca şey…

Güvendiğin dağa yağan karı sevebilir misin…

İçindeki duyguyla barışmak da sevmektir aslında, unutmak değil ama yüklediğimiz anlamı azaltmak... Sırtımıza yükleyerek ömür boyu taşımak yerine; ölçmek, biçmek, sindirmek ve yola o duygunun ağırlığını azaltarak devam etmeyi seçmek mesela…

Baş edilmesi kolay değil ama hayat yolculuğunda yorgunluk yaratan hayal kırıklıklarımızı, molada arabadan indirip yeni bir zihin ile yolculuğa devam etmeyi öğrenmeye çalışmak…

Takılıp kaldığımız her olay ve duygu elbet aynı etkide değil,

Ama hayat da, hayal kırıklıklarımızı baş köşeye oturtmamamız gerektiği kadar kısa, biz kapıyı açarsak yeni deneyimler ve fırsatlar sunacak kadar da uzun aslında…

Böyle bir duyguyla baş başa kaldığımızda sıkı sıkıya tutmak yerine;

İçimizde sindirmek için biraz yavaşlamak,

Biraz düşünmek,

Üstüne uyumak,

Nedenini sorgulamak, içimizde her haliyle demlenmesine fırsat vermek,

Ve hatta belki bizim hayal kırıklığı dediğimiz şeyin aslında zihnimizin bize oynadığı bir oyun olup olmadığını anlayarak kendimizi suçlamaktan vazgeçmek,

Ama zihinsel olarak mutlaka tekrar yola çıkmak gerekir…yeni yolculuklara…

Hepimizin hayal kırıklıkları var, onları unutmayalım ama hayatımızdaki değerlerini azaltalım dilerim.

Şems-i Tebrizi ne güzel söylemiş…

Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

Nereye gittiğimizi, kimleri yolda indirmemiz gerektiğini, hayatın bizim için sakladığı başka ne gibi şeyler olduğunu düşünmeyi de ihmal etmemek lazım sanki… O zaman bir bakmışız hayal kırıklığının yerini yeni hayaller almış…

Su berekettir… Aksın yolunu bulsun hayatlarımızda….

Önceki ve Sonraki Yazılar