Esra Zeynep Özdemir

Esra Zeynep Özdemir

Oruç Aruoba'nın Annesi...

Türkiye’nin önemli düşünce insanlarından, yazar, şair ve felsefeci Oruç Aruoba’nın 72 yaşında vefatının ardından kendisini ve eserlerini bir kez daha hatırlayarak yad ettik…

Aruoba'nın şiirlerinde kullandığı değişik ama derin üslup ve hatta pek çok noktalama işaretlerine uymayan tarzı, aslında hepimizin zihninde dolanan aykırı ama hayatın gerçekliğine karşılık gelen duygular olmadı mı?

Ben de herkes gibi vefatına ilişkin haberleri ve eserlerini tekrar okurken onun Cumhuriyet’in yetiştirdiği özel bir kadının oğlu olduğunu gördüm ve hiç şaşırmadım.

Çünkü aykırı ama derin bir ruh yine böyle özel bir kadının “yolundan” çıkmıştır dedirtti bana…

O nedenle Oruç Aruoba’nın "Kalabildiğimiz tek yer, ötekilerin bellekleridir” sözüne eşlik edecek şekilde bu özel kadın Muazzez Kaptanoğlu Aruoba’yı da hatırlayalım istedim.

Muazzez Kaptanoğlu Aruoba, Yunan işgal dönemini yaşamış, Cumhuriyet'in kuruluşunu görmüş, Bursa Kız Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun olmuş bir Cumhuriyet kadını.

İlk şiiri 16 yaşında yayınlanmış ve 20 yaşında Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışmaya başlamış.

Laik ve Atatürkçü bu Cumhuriyet kadını Vakit, Ulus, Gençlik, Demokrat Türkiye, Bugün, Ülke, Zafer, Hâkimiyet, Yeni İstanbul, Haber, Kudret ve Cumhuriyet gibi pek çok gazetede çalışmışi. Ankara Radyosu'nda 'Kadın ve Ahlak' programını yaparak seslendirmiştir.

Cumhuriyetin özel kadınlarından Muazzez Kaptanoğlu Aruoba, kadını konu eden pek çok sivil toplum örgütlerinde yöneticilik yapmış. 'Alev', 'Hasret', 'Çalınan Beste' gibi pek çok eserin de yazarı olmuştur. Türk Kadınlar Konseyi’nin kurucu üyesi olan ve Türk Kadını gibi öncü bir dergiyi uzun süre tek başına çıkartan Muazzez hanım 1939 yılında yazdığı “Kadın ve Vakar“ isimli yazısında kadını şöyle tanımlamıştır;

Vakur bir kadına itimat edebilirsiniz!..

O: heyecanlarını, duygularını küçük kaprisler için harcamaktan çekinir!

En masum gözüken dudaklarda bile kelimeleşen yalanlar yoktur onda.

Vakarı rakamlardan doğan çıplak hakikatler gibi, onu yalan söylemekten kurtarır.

Vakur kadın, birçokları gibi üstündeki elbiseden, başındaki şapkadan, dudağındaki boyadan ibaret değildir.

Bütün bu maddî şekiller içinde manevî bir bütündür.

Tam 81 yıl önce bu satırları yazan Muazzez hanım, hem genç Cumhuriyetin kadınlarına hem de sonra yolculuklarında evlatlarına mutlaka çok önemli rol model olmuştur.

Oruç Aruoba’nın da “Yürüme” adlı kitabında yazdığı gibi;

Kendine yeni bir yol arayan kişi, önce, kendinden önce yürünmüş yollara bir bakar
– kendi yürümek isteyebileceği yola benzer bir yol bulmak için; çoğunlukla da bulur –
ama, acaba, o bulduğu yol(lar), tam da bulduğu yol(lar) olarak,
kendi aradığı yola aykırı değil mi? –yeni bir yol aramıyor muydu, arayan kisi
– ne işi var öyleyse, eski (yürünmüş ) yollarda?

Belirli bir yol arayan kisi için en büyük tehlike, o yolu bir yerde durarak, ”bakarak” arayabileceğini (hatta, bulabileceğini) sanmasıdır – çünkü, yollar bulunmaz: yürünür; yerlerde ise, olsa olsa, durulur– onlar, bulunur; artık, yürünmez …

Yola çıkacak kişinin aşması gerekenilk ve en önemli engel, kendi yerleşikliğidir;
kendi yeri – kendisidir…

Yolları iz bırakan, farklı, öncü ve “kendisi” gibi olan anne ve oğula Allah’tan rahmet diliyor, sevgiyle anıyorum.

İyi ki bu hayatta "Yürümüşler"

Önceki ve Sonraki Yazılar