Ben Bir Ceviz Ağacıyım Gülhane Parkı'nda

Bugün dünyanın ve Türkiye’nin şairi Nazım Hikmet hayata veda edeli 57 yıl oldu. Cem Karaca’nın sesinden dinlediğimiz şiiri “Ceviz Ağacı” ve bu güzel dizeleri nasıl kaleme aldığının hikayesini paylaşarak kendisini anmak isterim.

Nazım Hikmet,  polis tarafından aranıldığı günlerden bir gün sevgilisi Piraye ile buluşmak ister. Güvendiği bir arkadaşı ile haber ulaştırır Piraye’ye. Fakat Hikmet’in bu arkadaşı polislere "Nazım, Gülhane Parkı’nda, ulu ceviz ağacının altında olacak” diye haber uçurur.

Piraye’nin hasreti ile yanan Nazım Hikmet,  buluşma günü Gülhane Parkı’na gelir. Gelir gelmesine de, her yer polis kaynamaktadır. Derken polislere görünmemek için meşhur ceviz ağacına tırmanır.  Nazım ağacın tepesindeyken, sevgilisi Piraye ceviz ağacının altında belirir ve kendisini beklemeye başlar. Polisler ise uzaktan Piraye’yi gözetlemekte, Nazım’ın onun yanına gelmesini beklemektedir.

Nazım ne ağaçtan inebilir ne de sesini duyurabilir Piraye’ye. Ve çaresiz çıkarıp kağıdını kalemini, o meşhur şiirini yazar:

"Başım köpük köpük bulut içim dışım deniz

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda

Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz

Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda

Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl

Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril

Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil

Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var

Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a

Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım

Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul’u

Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım”

Duygularını, düşüncelerini, özlemini, sevgisini, aşkını  yalın bir anlatımla dile getirdiği dizelerini okuduğunuzda tartışmasız en büyük şair dediğimiz bu güzel insan,  yıllarca memleket hasretiyle sürgünde yaşamak zorunda kalmayı  ve vatandaşlığa geri alındığını öğrenemeden ölmeyi hak etmedi.

Mükemmel bir şekilde kaleme aldığı şiirleri; su gibi okuduğumuz dizeleriyle dünyanın “Türk şairi” olan  Nazım Hikmet Ran 1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldığındaki tepkisinden vatanına ne kadar bağlı olduğunu anlar herkes.  Dünyanın Türkiye’yi ülkesi olarak bildiği Nazım vatandaşlıktan çıkarıldağındaki tepkisini şöyle ifade etmiş:  

“…Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından, hey gidi dünya, çıkarılmışım. Beni Türklükten, halkımın evladı olmaktan, milletime ölümsüz bağlı bulunmaktan kimse, hiçbir kuvvet çıkaramaz, ayıramaz…”

Büyük özlem duyduğu vatanına getirilip Anadolu’nun bir köyünde  bir çınar ağacının altına gömülmese de eserleri  belirleyici olmaya; okunmaya ve kitapları baskı yapmaya devam edecek. Şair ruhlu çocuk, mavi gözlü dev insan Nazım Hikmet şiirleriyle yaşayacak.

Bir ülkenin  medeniyet seviyesinin göstergesidir sanat ve sanatçı. Bugüne kadar ayakta kalan medeniyetlerin tarihlerini okuduğunuzda sanatçılara değer verildiğini ve himaye edildiklerini görürsünüz.  Ulu önder Atatürk de sanatçıya değer vermiş ve korumuştur. Atatürk der ki:

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.”

“Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız.”

Bir insanın düşünceleri yüzünden mahkum edilmesi;  yargılanması;  düşünce özgürlüğünün olmaması  nefes almamakla eşittir.  Düşünce suçunun; suçlularının olmayacağı yaşanabilir; nefes alınabilen bir dünya olalım. Nazım Hikmet’in aradan geçen onca yıla rağmen hala o dokunaklı mısralarını, aşk şiirlerini aynı heyecanla  okuyor; şarkı olan dizelerini dinliyoruz.  Huzur içinde uyu.

“Seviyorum seni
denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
Seviyorum seni
‘Yaşıyoruz çok şükür!’ der gibi.”

Önceki ve Sonraki Yazılar