Ekosistem Restorasyonu

Ekosistem, canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemlerdir. Ekosistem, karasal ve su olarak iki çeşittir. Karasal ekosistem; orman, dağ, çöl, çayır gibi sıralandırılabilir. Fiziksel desteği hava ve topraktır. Su ekosistemleri arasında da deniz, akarsu, göl ya da bataklıkları sayabiliriz.

Dünya en büyük ekosistemdir ve burada yaşayanların görev ve sorumlulukları vardır.

Ekosistemdeki herhangi bir canlı ve cansız varlığın eksikliği çevrenin dengesini bozar.

Çevre konusunda farkındalığı ve eyleme geçilmesini sağlamak için 1972 yılından bu yana her yıl 5 Haziran’da “Dünya Çevre Günü” kutlanıyor.

2021 yılı Dünya Çevre Günü Pakistan’ın küresel ev sahipliğinde “ekosistem restorasyonu” temasıyla kutlanıyor.

Dünyamızdaki ekosistemlere uzun zamandır zarar veriyoruz. Marmara Denizi, Bartın Irmağı, Salda Gölü, İkizdere, Kaz Dağları, Bergama Kozak Yaylası gibi ekosistemlere verilen zararın geri dönüşü olabilir mi?

Marmara Denizi’ndeki müsilajın, yani deniz salyasının oluşmasındaki etkenler küresel ısınmanın yol açtığı sıcaklık artışı ve denizdeki durağanlık. Bir de çevresindeki sanayinin ve yerleşimlerinin atıklarını arıtmadan bu mavi havzanın içine bırakarak kirliliğe daha fazla katkıda bulunmaları oldu. Bu bilinen bir gerçek ama denetim olmadığı ve kişi ve kurumlara ceza uygulanmadığı sürece atıkların atılacağı denizde kalmayacak. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, geç kalınmış olsa da 6 Haziran’da Marmara Denizi’ni Koruma Eylem Planını açıklayacak. Çevre Bakanı Murat Kurum, bunun takipçisi olacaklarını belirterek, belediyeler, bilim insanları ve STK’larla birlikte yapacakları çalıştay neticesinde “ortak akıl” ile bu sorunu çözüme kavuşturmayı taahhüt etti.

Bununla birlikte Marmara Denizi’ndeki salya ve kirlilik konusu TBMM’nin gündemine de alındı, ancak CHP tarafından verilen önerge reddedildi. 

Salda Gölü kapalı bir tatlı su ekosistemi. Buradaki kirliliğin geri dönüşü olmayabilir. Uzun yıllardır kendi halinde insanlardan uzak doğal olarak varlığını sürdüren Salda’daki bu kirliliğe reklamının çok yapılması ve Maldivler’e benzetilmesi oldu. Herkes bu tabiat harikasını tabi ki görmeli ama turist ziyaretleri kurallar çerçevesinde yapılmalı. Günlük ziyaretler için kişi sayısı belirlenmeli, gölün çevresine yaklaşma mesafesi uygulanmalı ve kumlara basılmasına izin verilmemeli. Salda Gölü Koruma Derneği’nin bazı talepleri var:

* Salda Gölü'nde suya girilmesin.

* Beyaz kumlara basılmasın.

* Göl çevresindeki yapılaşma durdurulsun. İmar barışı iptal edilsin.

* Millet bahçesi projesi iptal edilsin.

* Göl çevresindeki yerleşim yerlerinin kanalizasyon suları göle akıtılmasın.

* Salda Gölü bilim insanları için laboratuvar olsun.

* Salda Gölü'nden turistik amaçlı yararlanılacaksa, görsel turizm ve fotoğraf turizmi olarak yararlanılsın.

* Salda Gölü UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınsın. 

Karasal ekosistemimizdeki kayıplar da, sayıları gittikçe artan taş ve maden ocaklarıyla yaşanıyor. Maden istilası ormanlarımızı yok ediyor, bu ocaklar yüzünden çam fıstığı ve kekik azaldı. TBMM Küresel İklim Değişikliğini Araştırma Komisyonuna göre, 2015-2016-2017 yılları arasında orman alanlarında 17 bin civarında maden izni verildi; yaklaşık 150 bin hektar alan orman statüsünü kaybetti. Bakanlıktan ve ilgili kurum ve kişilerden bu konuda çalışmalarını ve bir eylem planı hazırlamalarını bekliyoruz.

Çevre ticarette de rol oynuyor. Uzmanlara göre 2021 yılı Türkiye-AB ilişkilerinde gümrük birliği ve Paris iklim anlaşmasını da içeren müzakere yılı olarak tanımlanıyor. AB, iklim ve çevreyle ilgili zorluklarla mücadele kapsamında 2019 yılında Avrupa Yeşil Mutabakat’ını başlattı. Birlik bu çerçevede, 2050 yılına kadar Avrupa kıtasını iklim nötr hale getirmeyi ve bir dizi dönüştürücü politikalar tasarlamayı amaçlıyor.  AB’nin büyük ticari ortağı olan Türkiye’yi bu çerçevede çevre ve iklim politikalarında zorlu mücadeleler bekliyor.

Türkiye ayrıca, 2016 yılında Paris İklim Anlaşması’nı imzaladı, ancak meclisin onayından henüz geçmediği için anlaşmaya taraf olmadı. Bu anlaşma uyarınca sıcaklıklardaki artışın sanayileşme öncesi döneme göre 2 derecenin altına indirilmesi gerekiyor. AB’nin önem verdiği yeşil dönüşüm, yeşil ekonomi, yeşil mutabakat ihracat pazarımızı etkileyecek. Çevre konuları ticaretimizin sürdürülmesinin önceliği olacak. 

Görüldüğü üzere çevre konusu her yerde önümüze çıkıyor. Ekosistemin yeniden restorasyonu için yapılacak çok iş var. Çevre Gününün kutlanması bu farkındalığın oluşturulması için önemli, ama her yıl 5 Haziran’da akıllara gelmemeli.

Dünya Çevre Günü ev sahibi Pakistan, küresel ısınmanın etkileriyle mücadele taahhüdü çerçevesinde 2019’de ülke çapında başlattığı 2023’e kadar 10 Milyar Ağaç Tsunamisi adlı projesini sürdürüyor.  BM Çevre Programı (UNEP), Pakistan’ın bu projede 1 milyarıncı ağacını dikerek yeni bir kilometre taşı kaydettiğini duyurdu.

Çevre Günü dolayısıyla yalnızca bugün değil her gün, kıt kaynakları lüzumsuz yere harcamayalım, ekonomiye katkı sağlayacak atıkları geri dönüştürelim, bilinçli kullanıma katkıda bulunalım, beslenme alışkanlıklarımızı değiştirelim, çevremizi yeşil tutalım. Zamanı geri döndüremeyiz, gelecek nesillere yaşanabilir, temiz bir dünya bırakalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar