İstanbul Sözleşmesi

İstanbul Sözleşmesi, uluslararası insan hakları anlaşmasıdır. Kadına yönelik ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen, bizim de kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi tarafından hazırlandı.

Türkiye bu sözleşmeyi 11 Mayıs 2011’de ilk imzalayan ve aynı yıl 24 Kasım’da parlamentosunda onaylayan ilk ülke oldu. Sözleşmeyi 2014 yılında yürürlüğe girmesinden bu yana 45 ülke ve Avrupa Birliği imzaladı.

Bu sözleşme kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık olarak tanımlayan ve taraf imzacı devletleri hukuki olarak bağlayan ilk uluslararası düzenlemedir.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan kabinesinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olan Fatma Şahin 2011 Ekim’de sözleşmenin Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldığının müjdesini vermiş ve “İstanbul Sözleşmesi en önemli sözleşmelerden biri olacak. İlk kez Dışişleri Bakanı Davutoğlu hükümet adına imzalamıştır. İlk imzalayan ülke de Türkiye olmuştur. Birçok ülke çekince koymuştur. Türkiye altına çekince koymadan imzaya açtı. Önemli bir iradedir, bu iradenin gereğini yapmak da hepimizin görevidir" demişti. Bu iradenin gereğinin yapılmasına bir yıl sonra ilgili bir kanun çıkarılmasıyla çalışıldı.  Kadına karşı şiddetin önlenmesine dair 6284 sayılı kanun 20 Mart 2012 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu kanunda esas alınan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve taraf olduğumuz Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi yani İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası sözleşmelerdir. Bu kanun sayesinde şiddete uğrayan ya da (uğrama) riski bulunan kadına ve çocuklarına sığınak ve koruma sağlanması, maddi yardım yapılması, şiddet bu uygulayanın uzaklaştırılması gibi önleyici ve koruyucu tedbir kararları alınması sağlanmaktadır. Kadınlarımız bu tedbir kararlarından yararlandı, ama istismarlarda olmadı değil. Erkeklerin bazı vakalarda bu tedbirlerin kurbanı olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek lazım.

Bu iradenin gereğinin yapılmasına Adalet Bakanlığı’nın 2015 yılında kanun kararlarının uygulanması için bir genelge yayınlamasıyla devam edildi. Genelgeye rağmen uygulamada yaşanan sorunlar nedeniyle bakanlık 2019 yılında aynı genelgeyi güncelleyerek hatırlatma yapma ihtiyacı duydu.

Sözleşme imzalandı, kanun çıktı, kanunun uygulanması için hatırlatma genelgeleri yayımlandı ama o zamandan bu yana yüzlerce kadın şiddete kurban gitti. Bazı kadınlar ve kız çocuklarımız ya kanun sayesinde ya da şanslı oldukları için hayatta kalabildi.

Bu sözleşmenin feshedilmesi oluşmasına temel teşkil ettiği 6284 sayılı kanuna da büyük olasılıkla zarar verecektir.  

Dönemin Bakanı Fatma Şahin sözleşmenin bakanlar kurulunda imzalandığı müjdesini vermişti. Şimdiki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, sözleşmeden çıkılması kararına ilişkin açıklamasında, kadına yönelik şiddetle mücadelenin “sıfır tolerans” ilkesiyle sürdürüleceği güvencesini verdi. 

Cumhurbaşkanlığı kararı ile sözleşmeden çıkılması bir hukuki tartışma süreci başlattı. Avukatlar, Anayasa’nın 90. Maddesine göre kanun hükmünde olan sözleşmenin kararname ile feshedilemeyeceğini savunuyor. Anayasa hukukçuları, avukatlar bunu ispatlamakla yükümlü, ancak ispatlandığı takdirde verilen fesih kararından geri dönmek gibi bir irade olabilir mi?

Siyasi idarenin kabul ettiği bir sözleşmeden çıkmak konusunun, 2011’de onaylandığı TBMM’de tartışılmaya açılması gerekirdi. Tek imzayla alınan bu kararın olumsuzluklarının kurbanları yine kadınlar ve kız çocukları olacaktır.

Sözleşmeden çıkılması bu ayın başında açıklanan insan hakları eylem planına da ters düşmektedir.

Uluslararası sözleşmeler, diğer anlaşmalar, tavsiyeler, raporlar ve çalışmalar değerlendirilip hazırlanmaktadır Dolayısıyla ülkeye özel hazırlanması söz konusu değildir. Bu noktada sözleşmede uygun görülmeyen hükme baştan itiraz etmek ve imzalamamak bir yol olabilir.

Dünya kenti İstanbul’un adının verildiği bir sözleşmenin oluşturulmasında yer alıp sonra bunu feshetmenin altında yatan nedenleri ilerleyen zamanda göreceğiz. Sözleşmenin feshedilmesi yerine uygun görülmeyen ifadeler ve maddeler tartışılıp revize edilebilir ve Avrupa Konseyi’ne bir teklif götürülmesi yolu denenebilirdi.

Kadına yönelik şiddeti, toplumsal eşitsizliği ve insan hakları ihlallerini önlemede taraf devletlere önemli sorumluluklar yükleyen bu sözleşmenin feshedilmesi endişe vericidir. Bu karar halihazırda Türkiye’nin uluslararası alandaki saygınlığını kötü etkiledi. Bu durumun yarattığı olumsuzlukların bir an önce giderilmesi, kısa vadede çözüm politikaları geliştirilmesi ve en önemlisi kamuoyuna yapıcı ve umut verici açıklamalarda bulunulması büyük önem taşımaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar