Peki Ya Sanat?

Rıfat Ilgaz’dan Zeki Alasya’ya, Muhsin Ertuğrul’dan Nejat Uygur’a, nice değerin doğum ya da ölüm günleri, değerbilirlerin anımsatması ve çabası da olmasa, kimsenin aklına gelmeyecekti.

Normal bir ülkede her birinin, ilgili bakanlık başta olmak üzere, gereğince anılmaları, yazılı-görsel basında en geniş biçimde yer almaları beklenirdi. Hayır. “Millet ölümcül bir salgınla boğuşuyor, ne sanatı, ne anması? Hele şu günleri bir atlatalım” denmesin. “Salgın yokken nasıldı ki?” diye sorar, yazacaklarımızla bu gazetenin tamamını, en az bir hafta işgal ve meşgul edebiliriz. İşte bu yüzden, hayatın her alanında olduğu gibi, kültür ve sanatta da “normale” döndüğümüzde ne olacağına dair kehanete gerek yoktur. İşte bu yüzden “normalleşme” ve “Her şey eskisi gibi olacak” kelamlarının, kimilerinde uyandırdığı bayram havasını anlamıyoruz.

Sapla samanı karıştıracaklar için, not düşelim. Koronanın olmadığı, her gün demet demet insanımızın ölmediği günlere dönme isteği başkadır, bu tuhaflığın bilinçaltı mühendisliğini reddetmek ayrıdır. “Normal” ya da “Eski günlere geri dönmek”, korona öncesinin tüm sıkıntılarının, saçmalıklarının, olumsuzluklarının, çağdaş ve demokrat bir ülkeye yakışmayan zihniyet ve uygulamalarının, bir sabah “Salgın gitti, ama biz buradayız” diye sırıtarak kapımızı çalmasıysa…

Anormalin, normalmiş gibi yeniden dayatılmasıysa… Kalsın! Bu bağlamda daha çok tiyatrocuların ses çıkardığını söyleyebiliriz. “Tiyatro Yaşasın!” bildirisi yazdılar, altına 2000’den fazla imza attılar. Kolektif, kooperatif gibi adlar altında, çağrı metinleri paylaştılar. Bu arada “Biz varız, buradayız” çabasıyla, ödeneklisi ödeneksizi hayli topluluk, oyunlarını internet ortamında izleyiciye sunmakta. Korona günlerinin en önemli patlaması olan ve artık bir enflasyona dönüşen canlı yayınlarda, nitelikli-niteliksiz düşünceler, öneriler paylaşılıyor. Kim dinliyor, etki alanı nedir, elbette henüz bilinemiyor. Bu arada ilgili bakanlığın, yardım-destek koşullarına dair yaptığı ve anında tepki doğuran açıklamasını da unutamayız.

Bu genel fotoğrafın alt yazısı şudur: “Zaten durum kötüydü, bundan sonra sanata ne olacak?” Bilim ve sanat, korona öncesi yoğun bir saldırı ve itibarsızlaştırma altında direniyordu. Ancak küresel felaket, ezberleri ve rutini bozdu. Koronanın şakası yoktu, hurafeleri, “Bize bir şey olmaz” babalanmalarını, hamaseti falan umursamıyordu. Tıp sayesinde, bilimden ve bilim insanından başka çarenin olmadığı görüldü. Yakaladığı bu rüzgâr, en azından uzun bir süre, bilime ve bilim insanına dil ve sopa uzatılmasını engelleyecektir. Sağlık emekçilerinin alkışlanmasını, bu bağlamda değerlendirmek, anlatmak ve vurgulamak gerekmektedir.

Bilim “sıyırdı” diyelim, peki sanat ne yapacak? Soruyu şöyle de sormak olası: “Sanatın ne olacağı, ne yapacağı, nasıl bir yol ve yöntem izleyeceği, yalnızca sanat emekçilerinin sorunu mudur?” Kuşkusuz ilk adımda, sanat emekçilerinin sorunudur.

Sanatın bir hobi, heves, yan iş vb. olmadığını, iş ve yaşam biçimi olarak sanatı seçenlerin ekmek ve hayatlarını bu yolla kazanıp tanımladığını bilen herkesin vereceği yanıt budur. Tek kişilik bir oyunun bile, en az 10 kişiyle kotarıldığını düşünecek olursak, şu anda herhangi bir profesyonel topluluğun yaşadığı derin sıkıntıyı anlamak için, konservatuvar mezunu olmak gerekmez. Kira, maaş, sigorta, telif, teknik ve estetik harcamalar, o sanatın gerektirdiği olmazsa olmazlar, acımasız vergiler… diye sıralanan yüklere, gündelik hayatı ve çoluk çocuğunun asgari ihtiyaçlarını karşılama sorununu, haydi bir de mesleğini sürdürme ve geliştirme adına yapması gerekenler için şart olan parayı ekleyin. O ışıkların, afişlerin, alkışların ardındaki gerçek budur.

Bir sanat yapıtı, yalnızca yapan ve afişte görünen kişiyle değil, o iş yapılsın diye bürolarda, işliklerde, depolarda, küçücük odalarda ter dökenler sayesinde kendini var eder. Buna bir de, sanatın hayata müdahale olduğunu, muhalif olmaktan başka çaresinin bulunmadığını ve bütün bunların ciddi tehdit ve yaptırımları göze almadan yapılamayacağını ekleyin.

Sorun derin, vahim ve acilen çözülmeyi bekliyor. Bulunabilir mi, nasıl? Önümüzdeki birkaç yazının konusu budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar