Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Dersimiz Tarih. Tarih 1919

Bu toprağa vatanım diyen herkes, 1918 sonlarına gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı'ndan mağlup ayrıldığını, Mondros Mütarekesi'ni imzaladığını ve dağılma sürecinin sonuna gelmiş bir devlet olduğunu gayet iyi bilir. Hatta hepimiz  Avrupa devletlerinin hasta adam olarak nitelediği Osmanlı İmparatorluğu’nun, bütün haklarını İtilaf Devletleri'ne devrettiğini de biliriz. 

Anlaşmayı takiben İzmir’in Yunanlar, Adana’nın Fransızlar, Antalya ve Konya’nın İtalyanlar tarafından işgal edildiğini, Urfa, Maraş, Antep, Merzifon ve Samsun'a da İngiliz askerlerinin çıktığını, İstanbul'da ise Kraliyet Donanması demirlediğini de bilmememiz mümkün değil.

Vatan topraklarının işgalini kendilerine yediremeyen gururlu insanların tepki olarak cemiyetler kurduklarını, işgali sona erdirmek istediklerini de biliyoruz bence. Ayrıca işgalciler ile Türk halkı arasında silahlı çatışmalar çıktığını, hatta  Samsun’daki ayaklanmalar üzerine İtilaf Devletleri’nin Osmanlı’ya nota verdiğini, isyanların bastırılmaması halinde de Anlaşma’nın 7. Maddesini işleme koyarak bölgenin işgal edileceği tehdidinde bulunduğunu da biliyoruz. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’daki çatışmaları bastırmak üzere görevlendirildiği, kendisinin görevi kabul ettiği, fermanla kendisine 9. Ordu Müfettişliği verildiğini ve çeşitli yetkilerle donatıldığını da biliyoruz. 

Hepimiz biliyoruz ama, hatırlatmak amacıyla söyleyeyim; kendisinden istenenler ve yapması gereken şeyler, 

- Bölgede düzenin kurulması, yerleştirilmesi ve olayların sebebinin (?) araştırılması,

- Bölgede varlığı söz edilen silah ve cephanelerin toplanarak Osmanlı depolarına yerleştirilerek korunması(!),

- Bölgede yer aldığı iddia edilen (!) Türk direniş topluluklarının dağıtılması’, olarak sıralanır.

Ayrıca fermanda Mustafa Kemal'in 3. ve 4. kolordular ile, Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Ankara ve Kastamonu illerinin kolordu komutanlarına doğrudan emir verebileceği, yetki açıklamaları arasında yer almaktadır. Bu ferman ile 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal’in, Anadolu coğrafyasının tüm doğu kısmına emir verebilecek rütbeye eriştiği de malumumuz. 

Ama o, bu emirlere itaat etmedi. Bu itaatsizliğin nedeni de bugün üzerinde oturmakta olduğumuz topraklarda, Cumhuriyet ile idare edilen anlı şanlı bir devlet kurmayı tercih etmiş olmasıdır. Biliyoruz.

Emre itaat edebilirdi. Çanakkale Destanı’nın muzaffer komutanı olarak, pekala Osmanlı İmparatorluğu’nun son Padişahı Vahidettin’in küçük kızı Sabiha Sultan ile desti izdivaç edebilirdi. Ya da belki Padişah kızını vermezdi kim bilir. Onlar kerevetlerine erer ya da ermezdi bilinmez, ama bizler o günden başlayarak Fransız, İngiliz, İtalyan ve Yunanlı komşularımızla hep birlikte yaşar giderdik Anadolu’da bize ‘bırakılan’ bir avuç toprak parçasında.

Ama etmedi. Ve tarih başka türlü seyretti. Değil mi?

Muhteşem bir zekaya sahip olan muzaffer komutan, müfettişlik görevinin kendisini İstanbul'dan uzaklaştırmak için verilmiş bir görev olduğunu da biliyordu herhalde!

Ve kaleme aldığı Nutuk adlı eserinin 1. bölümünde yer alan Benim Kararım adlı kısmında görevi neden kabul ettiği şöyle ifade etmişti:

‘Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı.

Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı.

Son mesele bunun da taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun istiklâli, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti.

Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ne gibi yardım sağlanmak isteniyordu?

O halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi?

Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!

İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur’…

Başını bildiğimiz gibi sonunu da biliyoruz hikayenin… Üzerinde oturduğumuz topraklarda, emirlere itaat etmeyen (!) bir komutan ve ona inanan, esaret altında yaşamayı reddeden çocuklarımızın, annelerimizin ve yiğitlerimizin kanı ve canı var. O halde neyi niçin tartışıyoruz, kime neyi, niçin anlatmaya çabalıyoruz anlamıyorum, anlamayacağım da. Tarih ortada. Tercih ortada.

Bunlar, bu topraklarda yaşamayı isteyen herkesin malumu.. Sadece hatırlatmak istedim.

Bir de Samsun halkını selamlamak. Çünkü Samsun halkı, Atatürk’ün Milli Mücadeleyi bu şehirden başlatmasının onuruna, bu günün unutulmaması için 1926’dan başlayarak 19 Mayıs’ı mahalli bir gün olarak kutlamış ve 19 Mayıs’ın resmi bir bayram olması için yıllarca çalışmış.

Kayıtlara göre, 19 Mayıs ilk kez 1935 yılında kutlandı ve 20 Haziran 1938 tarihinde “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki 2739 Sayılı Kanuna Ek Kanun” olarak, “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edildi.

1981’de çıkarılan 2429 sayılı kanun ile bayramın ismi 19 Mayıs “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” adını aldı..

Doğum günün kutlu olsun…

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden yolun ilk durağı kabul edilen Samsun’a çıkış, tarihimizdeki dönüm noktasıdır aslında çünkü parçalanarak yok edilmek istenen Türkler parçalanamamış, yok edilememiş ve bir destan yazmıştır.

Hepimiz için millî bağımsızlığa, çağdaşlaşma ve demokratikleşmeye giden yolda atılan ilk adım olan 19 Mayıs 1919 Atatürk'ün büyük önem atfettiği gündür ayrıca. Ve bu önemi cumhuriyet kurulduktan sonra 19 Mayıs'ı doğum günü olarak kabul ederek göstermiştir. 

Doğum günün kutlu olsun Paşam…

Nicelerine..

Önceki ve Sonraki Yazılar