Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Tüylü Yılan Efsanesi

Farklı kültürlerde insanlar hep çok korktukları şeye tapındı. 

Yüzlerce yıl önce, Meksika’dan Peru’ya kadar çok geniş bir coğrafyada insanlar farklı geleneklerde olsa da doğaüstü tanrısal varlık Tüylü Yılan’a inanılmış, tapınılmış, ondan medet umulmuş...

Tüylü Yılan simgesinin izlerine Türk ve Mısır geleneklerinde de rastlanıyor ama hikayemize konu olan Tüylü Yılan, Mexico City’den 50 km uzaklıktaki Antik Teotihuacan kentinde bulunan bir tapınakta yapılan kazılar ve araştırmacıların önemli keşfine dayanıyor.

Meksika ve Orta Amerika bölgesinde bulunan ve bugün artık Dünya Mirasları arasında yer alan Teotihuacan, antik dünyanın en büyük yerleşim birimlerinden biriydi. Bir zamanlar 100 binden fazla kişinin yaşadığı bir yer haline gelmişti. 

Tarıma dayalı bir toplumdular, giderek zenginleştiler, göç de aldılar. Tanrıları, doğaüstü varlık Tüylü Yılan’a tapıyorlardı. Muhteşem tapınaklara sahiplerdi. Ve suya muazzam gereksinim duyuyorlardı. Anlaşılan o ki su olmayınca tarih sahnesinden silindiler.

Bu muazzam yerlerde elbette arkeologlar başta olmak üzere, bilim insanları yıllarca kazılar, araştırmalar yaptı. Bilim, teknoloji ve insan emeği, hepsinden yararlanıldı.

Derken, yıllar süren araştırmalar sonucunda Tüylü Yılan Tapınağı’nın sırrı da çözüldü. Söz konusu tapınak, tek girişli ve savunulması kolay bir kaleyle çevriliydi.

Ve yerin altında onlarca metrelik bir tünel, tünelde gömülü hazineler ve tünelin sonunda da 3 oda buldular. Halkın yerin altında bir gölet inşa ettiği anlaşıldı. Çünkü  su ile Tüylü Yılan arasında bağlantı vardı. Su hayat demekti, Tüylü Yılan kentin koruyucusuydu. Ve kenti gözeten Tüylü Yılan onu ayakta tutmak için yağmur gönderiyordu. Peki karşılığında ne istiyordu? Kurban, peki neydi bu kurban? İnsan.

Tanrılara hayvan, insan pek çok şeyin kurban edildiği hepimizin malumu, peki Teotihuacan’da Tüylü Yılan’a kimler kurban ediliyordu? 

Kazılarda bulunan iskelet kalıntılarında yapılan araştırmalarda başlarda esir edilen yabancıların kurban edildiği anlaşıldı. Gel zaman git zaman, yabancılar Tüylü Yılan’a yetmemeye başladı, çünkü yağmur gelmiyordu, gelmeyince liderler daha çok kurban vermeye ve artık kurbanları kendi halkından seçmeye başladı.

Peki, Tüylü Yılan kurbanlar karşılığında kendi üzerine düşeni yapabildi mi dersiniz? Hayır.

Uzmanlara göre, halktan onca kurban verilmesine karşın, kuraklık artıyor, insanlar aç ve susuz kalınca umutsuzluğa kapılıyor. Sürekli kurban veren ama yine de aç ve susuz kalan halk sonunda isyan ediyor ve Tüylü Yılan’ın inine saldırıp tapınağı çekiçle parçalıyor. Burada dikkat çekici bir saptama var. Yine uzmanlar, isyan eden halkın bütün tapınağı yıkmamış olmasını aslında kızdıklarının Tanrı olmadığının göstergesi olduğunu düşünüyor. Uzmanlara göre, onların kızdığı, iktidarı kötüye kullanan ve halktan aşırı taleplerde bulunan yöneticiler. Yani Yılan Tanrı’nın taleplerinden yüzünden değil… 

Hasılı, tapınak harabeye dönmüş, ama Tüylü Yılan hayatta kalmış, başka uygarlıklarda hüküm sürmüş…

Yüzlerce yıl öncesinde olanla, günümüzde olan arasında pek bir fark yok. Çağlar boyu nice uygarlık geldi geçti ama temel kural hiç değişmedi. O temel kural, halkı memnun etmek. Halktan kaldıramayacağı yükün altına girmesini isteyen liderlerin yönettiği nice uygarlık tarihin derinliklerinde. Ama o derinliklerden gelen mesaj çok açık. Bence.

Kaynak: Viasat History

Önceki ve Sonraki Yazılar