Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Bir Osmanlı İmparatorundan İngiliz General Harrington "Cenablarına"

"Dersaadet (İstanbul) işgal orduları kumandanı General Harrington cenablarına.

İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere Devlet-i Fehimesine iltica ve bir an evvel İstanbul'dan mahall-i ahara (başka bir yere) naklimi talep ederim efendim. 

16 Teşrinsani (Kasım) Sene 1922

Halife-i Müslimin 

Mehmed Vahdeddin"

Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışının 101. Yıl Dönümü dolayısıyla, sayesinde 101 yıldır bu topraklarda özgürce yaşayabildiğini unutmuş kimi tarih bilmezler, yukarıda koskoca bir cihan imparatorluğun başında bulunan son padişahın, topraklarını işgal eden ve bir "General"e yazdığı bu mektubu da bilmiyor olsalar gerek. 

Yoksa hiç kendi topraklarını işgal eden komutana "Cenablarına", "Efendim" gibi hitaplarda bulunan bir padişaha övgü düzerler miydi? 

Bence hayır… 

Mesela benim kanımı dondururdu bu hitap tarzı… 

Ben topraklarımızı işgal eden komutanlara başka türlü yanıt vermeyi tercih etmiş olanlardan yanayım.

Hazır konumuz Osmanlı İmparatorluğu iken bakın neyi hatırladım…

Şahsen gurur duyduğum milli binicilerimizden Neslişah Evliyazade’nin Yeniçağ Gazetesi’ne verdiği bir röportaj. (10.06.2017)

Kendisi, Sultan Vahdettin’in 5'inci kuşaktan torunu. Annesi Hanzade Hanım'ın annesi Hümeyra Sultan yani Ulviye Sultan'ın kızı ve Yıldız Sarayı'nda doğmuş.

Neslişah Evliyazade, saray kadınlarının çok zeki, çok zarif, çok çalışkan olduğunu, sözlerinin erkeklerden daha fazla geçtiğini, hatta sürgünde farklı işler yapmak zorunda kaldıkları için karakterlerinin daha da güçlü olduğunu söylüyor ve anneannesinin Amerika'ya gittiğini ve orada Nato askerlerine Türkçe öğrettiğini söylüyor.

Anneannesi Hümeyra Sultan ve annesi Ulviye Sultan’ın saraydan dışarı çıkıp çıkmadığının sorulması üzerine , "Hayır! Çok sosyal kadınlar. Hepsi iyi derecede İngilizce, Fransızca, İtalyanca gibi Avrupa dillerini biliyorlar ve iyi yüzüyorlar. Çok demokratlar" yanıtını veren, Neslişah Evliyazade, aslında 1900 başlarındaki saray kadınlarının da profilini gözler önüne seriyor… Hepsi akıllı, hepsi becerikli, hepsi birden fazla dil biliyor, hepsi çok sosyal, yüzüyorlar, ata biniyorlar… Sanki 120 yıl sonrasının bugününü tarif ediyor…

Ee, tabi röportajın mühim kısmı geliyor. "Aileniz Atatürk'e kızgın mı?", "Sultan Vahdettin Atatürk'ü sever miydi?"

Her iki soruya da yanıtı aynen alıntılıyorum:

"Süründüler, evet. Ama aksi olsaydı şimdi bu ülkede oturmazdık. Ne olurdu hain denmeseydi, biraz paraları olsaydı, bu dramları yaşamasalardı… Sadece bu var. 35 padişahın mezarı burada, Vahdettin'inki Suriye'de. Niye orada kalsın? Ama asla Atatürk'e düşman ya da kızgın değiller. Belki ailemin, Osmanlı hanedanının sonu oldu ama Türk halkının da kurtuluşu oldu."

Sürgündelerken, kalfalardan biri anneannem Hümeyra Hanım'a, İzmir Marşı'ndaki "Yaşa Mustafa Kemal Paşa" sözlerini "Kahrolsun Mustafa Kemal" diye öğretmiş. Anneannem de beş yaşında, ne bilsin… Şarkıyı böyle söylerken Sultan Vahdettin duymuş ve "Bir daha benim askerime kahrolsun deme" diyerek kızmış. Kimsenin böyle bir şey demesine izin vermezmiş’.

Kendisine ayrıca "Parlamenter sistem mi yoksa başkanlık mı?" diye sorulmuş, yanıtı ise "Ben liberalim, parlamenter sistemden yanayım."

Son padişah Vahdettin’in 5. Kuşak torunu, "Saray içi o kadar modernken, bu yönetime niye yansımamış?" sorusuna da, "Bence bu zamanlama ve karakterle ilgili. Dedem Vahdettin, sultan olmayı zaten hiç istememiş. O dönem hanedanın başına kim gelse bir şey değiştiremezdi. Ancak Mustafa Kemal gibi bir karakter sultan olsaydı, belki Osmanlı yönetimini modernleştirebilirdi. Osmanlı devam edebilirdi..."

Kim bilir? Bence tarih …

Önceki ve Sonraki Yazılar