Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Bir Türlü Hayırlı Olamıyor

Bir ülkede yaşayan, kendilerine de vatandaş denen kimseler vergi öderler.

(Yakın geçmişte bazı hanımefendilerin ve beyefendilerin bu gerçeği bilmeden bazı açıklamalarda bulunmaları hala hafızalarda).

Öderler ki, seçtikleri kimseler bu vergileri kendilerine “yol, su elektrik” diye geri ödesin.

Bir ülkede yaşayan, kendilerine de vatandaş denen kimseler, bunu için aldıkları her bir mal ya da hizmet üzerinden fahiş fiyatlarla ve çeşitli isimler verilmiş vergi yani para ödüyor devlete.

Devlete diyorum, çünkü vergiler hükümetlere ödenmez, devlete ödenir.

Devlet ki kutsaldır ve hatta “Devlet Baba” olarak da adlandırılır.

“Babaya” düşen, kendisini baba gibi gören sevsin, sevmesin, her evladına, her alanda adil biçimde davranmaktır.

Çünkü “evlatları”, sevsin, sevmesin, o “babaya” vergi öder.

Kara gözlerinin hatırına değil elbet.

Öderler ki, seçtikleri kimseler bu vergileri kendilerine “yol, su elektrik” diye geri ödesin.

Belki kimi hayırsever yöneticiler de vardır ve atalarından kalan mirası halkına dağıtabilir. Kim bilir? Var mıdır?

Onu bilemem.

Neyse, şimdi devleti yöneten hükümetler de kasasında toplanan bu paraları yemezler.

Çünkü bu para onlara bir tür emanettir.

Şahıslar harcasın, bol keseden saçma sapan yerlere dağıtılsın diye verilmemiştir çünkü.

Vergi veren halk “yol, su, elektrik” bekler karşılığında.

Adalet ister.

Hak ister.

Hakça pay ister.

Bu paraları halka harcamak zorundadır çünkü hükümetler.

İstese de istemese de.

Eğer harcamaz ise, bu iyi olmaz.

Bu paraları halkına harcamayan hükümetler, bir de bakarlar ki halk perişan.

Geç de olsa önlem almaya çabalar.

Ancak, o gemi o limandan ayrılmıştır bir kere.

Artık ne yapılırsa yapılsın, bile bile lades diyerek, bilenleri dinlemeyerek, uyarılara aldırmayarak hata üstüne hata yapanlar durumu toparlayamaz.

Yine de çırpınır çırpınmasına.

Çırpınırken de saçmalar.

Mesela halkın parasını yine halka vermekle mükellef olmalarına rağmen bu hakları vereceğine yemin eder, eder de ödeme tarihi randevusu biraz geç vakte verilir.

6 ay sonrası için verileceği taahhüt edilen haklar, şimdi karın doyurmaz.

Eşyanın tabiatı gereği budur çünkü.

Çünkü perişanlık ertelenmez.

Giderilir. Hem de derhal.

Olmayacak duaya amin demek, derken de olmayan, olmayacak şeyleri müjdelemek, muştulamak, olmayan, olmayacak şeylere hayırlı olsun demekle peynir gemisi yürümez.

Çünkü halka bir türlü müjde olmaz,

Çünkü halka bir türlü hayırlı olmaz.

Olmayınca da sokağa çıkıp, sevgi seliyle karşılaşmayı beklemek hayal olur.

Devreye, öğretmenler, öğrenciler girer. İnsanlar zorla toplanıp alanlara götürülür, sevgi seli görüntüsü verilmek  istenir.

Ama kova deliktir.

Vaktinde delikler kapatılmamış, yeterince su koyulmamıştır.

Delik kovaya su doldurmaya çalışmak nafiledir.

Gelinen bu noktada, kimseye bir şeylerin “hayırlı olduğu” falan da yoktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar