Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Bu Dünya Sadece Bize mi Ait?

İnsan ‘düşünebildiği’ için kendisini kendisi dışındaki canlılardan üstün görmek gibi bir illete tutulmuştur. Tabiidir ki, eğer ‘düşünebiliyorsak’ bu önemli bir meziyet ama bir üstünlük değil. 

Çünkü bence üstünsek o halde diğer canlılara bu kadar bağımlı olmayız. Onları istediğimiz gibi kullanabiliyor, öldürebiliyor ve eziyet edebiliyor olmamız üstün olduğumuz değil zalim olduğumuz anlamına gelir.

Dünya sadece bizim malımız değil, insan bu muhteşem zincirin zalim bir halkası. Hele de hepimizin bu dünyada sadece birer misafir olduğunu ‘düşünebiliyorsak’

Ne kadar geliştiğimiz ‘düşünülecek’ olursa, kendimizi ilkel dediğimiz ilk insanlarla bir tutacak türden davranışlar sergilememiz gerekmektedir…

Zalim değil de üstün olduğunu ‘düşünen’ insan, ilk insandan bu yana hayvanları kullanagelmiştir. Öldürüp kürkleri, postlarıyla ısınmış, öldürüp etiyle, öldürmeyip  sütüyle beslenmiş, beslendikçe gelişmiş, geliştikçe icat etmiş, icat ettikçe daha da gelişmiş, yerleşik düzene geçmiş, sonra da iş yine hayvanlara düşmüştür.

Bir yerden başka bir yere gitmek ve üzerlerine binebilmek için onları ‘ehlileştirmiş’ çünkü kendisinden daha güçlü ve dayanıklı olduklarını keşfetmiş, tarlasını sürdürmek için çifte koşmuş, malı kendisine fazla gelmeye başladığında fazla geleni satmak için uzaklara gitmek gerekmiş, çifte koştuğu hayvanı bu kez arabalara koşmuş, hem kendisini hem de malını götürebilmiştir sayelerinde. 

Sonraları zenginleşen ‘üstün insan’ toprak sahibi olmaya başlamış, yetmemiş, topraklarına toprak katmak istemiş savaşlar açmış, savaşırken de yine hayvanlardan yardım almıştır. Atlar, filler, eşekler develer bizimle birlikte, bize göre anlamlı onlara göreyse kesinlikle anlamsız savaşlarda savaşmışlar.

Hasılı hayvanlar ilk insanlardan bu yana insanın insana hizmet ettiğinden fazla hizmet etmiş, faydalı olmuşlar bizlere…

Modern zamanlar gelmiş, belki çifte, arabaya koşmak gerekmemiş, ama onlara ihtiyacımız bitmemiştir. 

Madenlerde kömür vagonu çekmiş, depremlerde sağ insan aramış, ‘üstün insanın’ zarar görmemesi için önce soyunda rastlanmayan mikroplar enjekte edilip hasta edilmiş sonra iyileştirilmeye çalışılmış ki biz iyileşebilelim. Yetmemiş, anatomi derslerinde kesilip biçilerek ‘üstün insana’ hizmet etmiş. Gözü görmeyenlere göz olmuş, öldürülenleri aramakta, uyuşturucu ya da bomba bulmakta insandan ‘üstün’ hizmet vermiş..

Kasaplarda her türlüsünü bulabilmemize rağmen hala onları avlıyor olmamız, hatta bunu bir ‘spor’ olarak görmemiz ilk insandan farkımız olmadığını göstermiyor mu aslında? Ölüleriyle fotoğraf çektirmek ya da organlarını şöminelerimizin üzerinde sergilemek, postlarına basmak için o kadar öldürdük ki çoğunun neslini tüketme noktasına getirdik, sonra da kafeslere tıktık onları seyredebilmek için…

Oysa paylaşmak güzeldir… Bizler, misafir olduğumuz bu dünyada hayvanlara daha da fazla eziyet etmeyi değil, paylaşmayı, sevmeyi ve sevilmeyi bilen nesiller yetiştirmekten sorumlu kişileriz…

Daha da önemlisi akıl sağlığı yerinde bireyler yetiştirmeliyiz. 

Çünkü hayvanlara işkence etmek bir psikolojik soruna işarettir. 

Uzmanlar, şiddetin içsel öfkeyle ortaya çıkan ancak insanın doğuştan sahip olmadığı bir özellik olduğunu ve sonradan öğrenildiğinin altını çiziyor. Ve öfkenin ürünü olan şiddetin psikolojik, sözel ya da fiziksel şiddet şeklinde karşımıza çıktığını ekliyor. Savunmasız bir canlıyı istismar etmek, acı çekmesine neden olmak ve bundan rahatsızlık duymamak ise ciddi bir psikopatiye işaret ediyor…

Yine uzmanlara göre hayvanlara fiziksel, cinsel şiddet uygulayan kişilerin insana şiddet davranışında bulunmaları da elbette mümkün.

Bir başka canlıya şiddet uygulamak, kendini ondan üstün görerek eziyet etmek aslında bir 'empati' yoksunluğu. Yani “kendine yapılmasını istemediğini bir başkasına yapma” deyimini bilmemek. Başka bir canlıların düşünce, duygu ve acısını fark etmekten, hissetmekten yoksun olmak. Kısaca sevgisizlik aslında. Sevilerek büyütülmüş, aile sevgisini tatmış ve sevgisini paylaşmayı bilmiş kişiler yetiştirmeliyiz ki bu bireyler empati kurabilsin. Sanki ne büyük bir lüksten söz ediyorum. Her şey ailede başlıyor…

Annesinden babasından sevgi görmemiş bireylerden empati beklememiz mümkün değildir, onlar ne bir insanın ne de bir başka canlının yaşadıklarını hissedemezler. Hele şiddete tanık olan, maruz kalan bireyden gördüklerinden başka davranmasını bekleyebilir miyiz? 

Sözün özü, sevmeyi, sevilmeyi, paylaşmayı bilen, düşüncelerinin değerli olduğu hissettirilmiş kuşaklar yetiştirmek bir lüks olmaktan çıkarsa, şiddet ve şiddete bağlı ruhsal travmalar azalır diyor uzmanlar…

Önceki ve Sonraki Yazılar