Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Burgiba’nın Modern Tunus’undan Muhtaç Tunus’a…

Doğduğu şehir Monastır’da yer alan anıt mezarında ebedi istirahatgâhında yatan Habib Burgiba için yazan budur ve doğrudur:

“Yüce savaşçı, modern Tunus’un kurucusu, kadının kurtarıcısı”

Çağdaş Dünya liderleri ansiklopedisinde yer alan Habib Burgiba, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten ilham almasıyla tanınır. Kendi ülkesindeki kurtuluş mücadelesinin temellerini de şanlı Kurtuluş Savaşımızda bulduğunu kendisi açıklamıştır.

Hatta, Fransızlardan kurtulmak için mücadele eden askerlerin göğüs ceplerinden Mustafa Kemal’in fotoğrafı çıktığı rivayet edilir…

Meclisimizde konuşma yapmak her Devlet Başkanına nasip olmaz. Ama Burgiba konuşmuştur ve demiştir ki:

“Tam mânasiyle bir yüz sene harblerinden mecalsiz, paramparça ve harabe halinde çıkan ve her türlü yorgunluğun da fevkinde bitap bir milleti birden çelikleştirmesini bilen bir adamın Atatürk’ün mucizesi... Sakarya Harbi, Sakarya zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hâtırası olmuştur. (…) Ergin çağa eriştiğim zaman, Mustafa Kemal, bana, bir kahramanın tam örneği, komuta ve idare için doğmuş bir şef, milletinin kaderini değiştirmek için ondan gerekli her şeyi talep edebilen ve bütün sınırların da ötesinde bir lider olarak gözükmekteydi…

Paramparça vatanına yeni bir ruh vermeye muktedir olmuş, harice göz diken ihtiraslardan kaçınmış, fakat yine de millî gururu coşkunlukla yüceltebilmişti.”

Biz zamanlar Osmanlı İmparatorluğu himayesindeki Hüseyniler tarafından yönetilen Tunus, Nisan 1881’de Fransızlar tarafından işgal edildi. Ve yıllar sonra tanıştığım Tunuslu dostlarımın, Osmanlının Tunus’un “tek bir kurşun atılmadan” Fransızlara teslim edilmesinden serzenişle bahsettiğine tanık oldum..
Hasılı, Tunus’un 12. Valisi olan Mehmet Sadık Paşa, 12 Mayıs 1881’de imzaladığı  Bardo Antlaşması’yla bölgenin her türlü idaresini tamamıyla Fransızlara bırakmak zorunda kalmıştı!

Tunusluların deyimiyle “Beyin” hükümranlığı bitmiş ve Tunus artık Fransız valilerinin yönetimine bırakılmıştı. İlk Vali Théodore Roustan’ın ardından gelen Fransız Valiler de kısa süre içinde “misyonlarını” hem de başarıyla “tamamlamış”, Tunus Fransız sömürgesi olmuştu…

Kuzey Afrika sömürü planı, tarihin en acımasız sömürgeleştirme hareketlerinden biriydi. Çünkü, tıpkı Cezayir’deki örneği gibi “sosyal yapının değiştirilmesi” temel politikaydı.

Ama bağımsızlık rüzgarları oralarda da esiyordu… Her ne kadar Fransızlara muhalefet etmek mümkün değilse de, bağımsızlık, hak, hukuk ve adalet isteği damarlarda durduğu gibi de değildi… Çok çocuklu bir ailenin “tekne kazıntısı” Habib, kardeşlerine nazaran eğitim imkanından daha fazla nasibini alabildi.

Benim Tunus ile tanıştığım 90’lı yıllarda, milli bütçeden eğitime ayrılan pay %19 idi.  Aynı yıl Türkiye’de eğitime ayrılan pay %2 idi.

Bilin istedim.

Devlet okullarında okumak sadece akıllı öğrencilere mahsustu ve devlet okullarında okuyamayacak çocuklar özel okullara gidiyordu bu arada… Mantık bu.

Tabii bir zamanları bu liderin İçişleri ve Savunma Bakanlığını yapmış Zine El Abidin Ben Ali ya da bizim söyleyişimizle Zeynel El Abidin Bin Ali’nin de eğitim konusunda Burgiba mirasını devam ettirdiğinin de hakkını vermek lazım.

***

Her neyse…

Dönelim o zamanın Tunus’una…

Daha önceleri pek de umursanmayan ancak Arap Bahar’ının tetikleyicisi ülkesi olmasından dolayı daha aşina olduğunuz Tunus sokaklarına gençlerin bağımsızlıktan yana eylemleri sahne olmaya başlamıştı.

Bu bağımsızlık arzusu bulaşıcı bir şey.

Baskı, zaman ve mekan tanımadan pek sevilmiyor (!) olsa gerek.

Bu arada, Fransızlaştırılan Tunus’a onların eylemci ruhunun da sirayet ettiğini yazmak lazım galiba.

Çünkü sokaklardaki alev tam bağımsızlık elde edilene kadar sönmedi o topraklarda.

Hasılı Tunus bağımsızlığını kazanmasını, ömrünün, gençliğinin büyük bir bölümünü sürgün ile hapis arasında mekik dokuyan, ülkesini gerçekten seven Burgiba’ya borçlu.

Yaklaşık 50 yıl süren mücadele, 20 Mart 1956’da, dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Christian Pineau’nun yaptığı, “Fransa, Tunus’un bağımsızlığını kati olarak tanımıştır ifadesiyle neticelenir.

1956’da toplanan Ulusal Kurucu Meclis’in başkanı oldu. Sonra Başbakan. Sonra da Cumhurbaşkanı. Ülkesinin bağımsızlığı, içerideki kargaşa derken artık modern Tunus’un inşasına gelmişti sıra.

Yeni bir idari yapı, Fransız jandarması yerine Ulusal Muhafızlar, Dışişleri Bakanlığı, büyükelçiliklerin kurulması ve diplomatik ilişkilerin kurulması ve Birleşmiş Milletler üyeliği.

İçeride ise, Kraliyet ailesine tanınan ayrıcalıkların kaldırılması, Ez-Zitouna Camii ekseninde yapılan eğitim faaliyetlerini sonlandırıp yerine Üniversite kurulması ve eğitimin tamamen parasız hale getirilmesi, İslami eğitimi ve kurslarının milli eğitim bakanlığına dahil edilmesi, Silahlı Kuvvetlerin kurulması, dini mahkemelerin yerine de devletin kanunlarına bağlı mahkemelerin kurulması.

Tanıdık değil mi?

Aile yapısını ve sosyal hayatı yeniden tanımlayan reformlar, kadın-erkek eşitliği, kız çocuklarına okuma hakkı, kürtajın serbest bırakılması, kadınların erkeklerle eşit koşullarda iş hayatına girebilmesi, peçe takma zorunluluğunun kaldırılması, çok eşliliğin kanunla yasaklanması,  evliliklerin iki tarafın rızasına bırakılması, boşanmanın devlet mahkemelerinde görülmesi ve nafaka hakkı.

Bunlar da tanıdık değil mi?

Tunus’ta 2 asırdan fazla hüküm süren Hüseyni hanedanlığının kaldırılıp yerine cumhuriyetin ilanı.

Eğitimde batılı tarzda müfredata geçilmesi.

Hepsi tanıdık…

Tek çocuğunun annesinden boşanan Burgiba’nın her Perşembe kendisini ziyaret etmeyi sürdürdüğü söylenir.

İkinci evliliği, Hacer’i evlat edinmesi…

İslamiyet anayasada devletin resmi dini olarak kaldı ama icraatları sekülerdi.

Arap Birliği’ne katıldı ama mesafeli bir tavır sergiledi. 60’larda İsrail ile anlaşılması gerektiğini söyleyen ve yıllar sonra Oslo Anlaşmasıyla ilgili olarak “çok geç ve çok az” dediği bilinir.

Sonra yaşlandı, hastalandı. Hatta bunadı. Ve devrildi. Güvendiği Ben Ali tarafından.

Burgiba’nın sert politikalarını eleştirenler sanırım gelen gideni aratır ne demek anladı.

Başlarda belki çoğu Tunuslu mutluydu çünkü Burgiba gerçekten yaşlanmıştı ve kimi kararları artık doğru değildi. Ama gerçek sert siyaset 80’li yılların sonunda başladı, öyle ki sokaklarda insanlar fısıldayarak konuşmaya bile korkar hale geldi. O yasak, bu yasak derken, Ben Ali Burgiba’yi devirdiği günü milletçe kutlama kararı bile aldı. Eşi, dostu, karısının yeğenleri derken yakın çevresi zenginleşirken halk fakirleşti. Ama artık o da korkuyordu halkından. Daha da yasakladı. Sarayının önünden geçmek bile korkutucu hale geldi. Ne mi oldu? Olanlar oldu. Seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin gördüğü kötü muamele karşısında kendisini ateşe verdi. Hem Tunus’un kaderi değişti hem de bölgenin.

Ben Ali döneminde tam bir polis devleti olarak yönetilen Tunus’ta bir başka yasaklı Raşid El Gannuşi idi. Londra’da sürgündeydi. Partisi En Nadha idi. Yandaşları da ya hapiste ya sürgündeydi. Çünkü Tunus Cezayir’e benzemekten korkuyordu. Çünkü En Nahda İslami bir hareketti. Ama güvendiği birçok dost ülke onunla temastaydı, hatta kimileri (?) yasaklı bir siyasiyi ülkesine davet bile ediyordu.

Yasemin Devrimi Bin Ali’nin kaçmasına, Gannuşi’nin de geri dönmesine yol açtı. Devrim, laik partileri saf dışı bırakacak Gannuşi’nin önünü açacaktı.

Peki açtı da ne oldu? Fakirlikten mustarip halka bir faydası oldu mu?

Hayır, orada sular hala durulmadı.

5 milyon hibe alacak hale gelen Tunus 20 Mart’ı “Bağımsızlık Günü” olarak kutlar.

Ne diyelim, Burgiba’nın Tunus’undan muhtaç Tunus’a.

Kutlu olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar