Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Çember, Çap, Bir de Çark

Çap dediğimiz aslında, bir çemberin merkezinden geçen ve çemberi iki eşit parçaya bölen doğru çizgisidir.

matematik adına bir de yarıçap vardır ki, o da dersem kafanızı boş yere şişirmiş olurum.

Bunları lisede öğrendik (öğrendiniz?) değil mi?

Çembere gelirsek, düzlemde sabit bir noktaya eşit uzaklıkta bulunan, noktaların …..

Bunu da öğrendik (öğrendiniz) değil mi?

En azından geometrik bir şekil olaraktan (ay geometrik derken, bildiğiniz varsaydım bir an).

Ya da çemberin çevrelediği iki boyutlu alana daire dendiğini de birden bildiğinizi varsayıverdim.

Şaka şaka.

Yoksa, çemberin merkeziymiş, eşit uzaklıkların her birine yarıçap, yarıçapın iki katı uzunluğa ise çap denirmiş kime ne?

Çünkü bütün bunlar bu güzide vatan topraklarında sayıları dehşet boyutlara varan bürokratların, bürokrat adı altındakilerin, onların yeğenleri, kuzenleri, teyze, hala, amca ya da dayılarının ya da komşularının dayı ya da kayın ailelerinin çocuklarının umurunda mı?

Yooo.

Nerede kalmıştık aslında, çap. Ya da çember? Ya da çember üzerindeki iki noktayı birleştiren doğru parçasına kiriş demek?

Ne demek?

Özetlersek çap aslında en uzun kiriş falan dermişim!

Ama konumuz çap. Mecazen.

Bunca lakırdı aslında mecaz. Yani çapsızlık.

Ezelden beri yetkin olmayanlara nedense çapsız denir.

Çapı olmayan kimsedir kasıt.

Yazık ki çapsızlar; her zaman vardır.

Ama bir de çemberleri vardı bu “çapsızların”.

Yani çapı olmayan kimselerin çemberindedirler bu kimseler.

Ve onlar çark da edebilirler.

Ama o da ne?

Çark etmek de ne demektir?

Atatürk’ün talimatıyla 12 Temmuz 1932’de kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti ya da bugünkü Türk Dil Kurumu (TDK) bu deyimle ilgili şunları diyor:

“-Düşünce yapısını değiştirmek, önceki gibi düşünmemek;

ya da

-Verdiği sözü tutmamak, sözünden caymak;

ya da

-Geri dönmek, vazgeçmek, karar değiştirmek”.

Örnek de veriyor TDK:

Bu kadar kısa zaman içerisinde çark etmiş olması hepimizi şaşırttı”.

Sözünde durmayıp sık sık çark eden insanlardan hiç hoşlanmam”.

Gibi.

İç ya da dış politika mı desem?

20 yılda çap-çember-çark bir tür politika mı diye sorsam bilemedim.

Ama sormakla yükümlü olduğum kesin bir şey var.

Sen tonlarca para dök okut adam et evlatlarını;

Ve o evlatlar vatanlarında çalışacak yerler bulamasın.

Çünkü onların yerleri çapsızlarca, yani çapı mapı olmayan, liyakat nedir bilmeyen, mürekkep yalamak nedir zinhar haberi olmayan zevat tarafından kapılmış olsun.

İşgal budur. Neredeyse yüz yıl önce bilen Atamız 20 Ekim 1927’de ne der:

“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”

Mevcut.

Biliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar