Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Hangimiz, Neyi, Ne Kadar Biliyoruz? Ya Bilim Kurulu?

12 Eylül darbesiyle kapatılan Hıfzıssıhha Okulu’nun Epidemiyoloji Bölüm Başkanı  Prof. Dr. Dedeoğlu, Sağlık Bakanlığı’nda bürokratlık, meslek örgütünde yöneticilik, üniversitede hocalık yapmış çok değerli bir isim.

Ömrünü sağlık çalışmalarına adamış Prof. Dr. Dedeoğlu, arkadaşım Özlem Akarsu Çelik’e verdiği röportajında, günümüzde yüksek sağlık teknolojisi ile tedavi hizmetlerinin öne çıktığını ve halk sağlığı uzmanlığının pek de makbul olmadığını, hatta "ne hekimi" olduklarını açıklamakta bile sıkıntı çektiklerini söylüyor. 

Prof. Dr. Dedeoğlu, kendi alanını açıklarken,

"Bizim uzmanlık konumuz koruyucu hekimlik, toplum sağlığı. Biz bireylere değil toplumun sağlık sorunlarına tanı koyar ve çözüm yolları öneririz, hastalığın tedavisini değil korunmasını önceleriz. Koruma tedaviden ve toplum bireyden daha önemli olduğu için de aslında uzmanlık alanımız da en değerli hekimlik dalıdır. Toplumun sağlık sorunlarını saptayıp çözüm önerileri getirebiliyoruz ama bu önerileri gerçekleştirmenin bize değil yetkili resmi makamlara bağlı olması bizim en büyük sorunumuz. 

Bir ülkenin sağlık yöneticileri halk sağlığı uzmanlarını, ne kadar güvenip dinlerse o kadar başarılı olurlar. Ne yazık ki ülkemizde bizler sağlık yetkililerince hiç önemsenmedik, daha da kötüsü doğru bildiklerimizi söyleyip yanlış hükümet politikalarını eleştirdiğimiz için bizi düşman bellediler" diyor…

Aslında gerçekten gurur duyduğumuz bir sağlık altyapımız, mükemmel doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız ve donanımlı hastanelerimiz var, bu alana büyük yatırımlar yapıldı, dünya sağlık turizmine açılıyoruz. Ama bu röportajdan anlaşılan o ki biz, insanların hastalanmasını önleyip onların hastaneye düşmesini engellemeyi değil, hastalanıp hastaneye düşmelerini daha çok önemsiyoruz; insanın aklına birden ne çok özel hastanemiz var artık değil mi demek geliyor… 

Hay Allah nereden gelir insanın aklına böyle şeyler? 

Vaktinde kim bilir hangi muzır düşünceyle kapattığımız Hıfzıssıhha Okulu’nun Epidemiyoloji Bölümü eski Başkanı  Prof. Dr. Dedeoğlu, korona salgını başımıza bela olduğunda aklımızın biraz başına geldiğini mi söylemek istiyor yoksa? 

Geldi mi sahiden?

Sağlık Bakanlığı’nın Bilim Kurulu’nda sadece bir halk sağlığı uzmanı üyesi varken ihtiyaç ve uyarılar üzerine kurula yedi halk sağlığı uzmanı daha davet edilmesiyle ilgili olarak bir başka üzücü gerçeği dile getiriyor Prof. Dr. Dedeoğlu, ne yazık ki…

"Bilim Kurulu’na sonradan davet edilen halk sağlığı öğretim üyelerinin hiçbiri salgın yönetimi konusunda uzmanlaşmış değildir. Neye göre seçildikleri bilinmemektedir. Öte yandan konunun en yetkin kişileri olmuş olsa da pek fark etmeyecekti çünkü arkadaşlarımızdan öğrendiğimize göre bizlerden gizlenen pek çok veri, bilgi onlardan da gizleniyor. Bunlar olmadan bir öngörüde bulunmak, politika belirlemek mümkün değildir. Zaten onların önerileri de dikkate alınmamaktadır. Örneğin, AVM’lerin açılmasına karşı çıktıklarını biliyoruz. Buna karşın yine kendi bildiklerini okudular."

O meşhur ilk hafta sonu

Bilim Kurulu’nun başlıca görevinin çoğunlukla, yapılanlara bilimsel bir görüntü kazandırmak olduğunu düşündüğünü belirten Prof. Dr. Dedeoğlu, şöyle diyor:

"Bazı basit öneriler işlerine geldiği, akılları erdiği oranda yerine getiriliyor ama pek çok şey aynen eskiden de olduğu gibi yukarıdan, tek adam tarafından kararlaştırılıyor. Örneğin, hastalık bulaştırılmasında çok olumsuz etkileri olmuş bulunan o ilk hafta sonu eve kapanma kararı tamamen Erdoğan tarafından verilmiş bir karardır. Daha sonra sürdürülen hafta sonları eve kapanma uygulamalarının da salgın bilimi açısından, hastalıkları 2-3 gün ötelemek dışında bir yararı yoktur.

Salgından önce pek çok konuda eleştirdiğimiz, bir dizi yanlış uygulamalar yapan, şeffaflıktan uzak, tek başına hareket edip kimseye danışmayan Sağlık Bakanlığı’nın salgın geldi diye değiştiğini varsaymak abes olur. Yine şeffaf değiller, bizden bilgi saklıyorlar, yine tek başına hareket ediyorlar. Böyle bir salgın topyekûn mücadele gerektirir, iş birliği gerektirir. Ama en başından beri ne muhalefetle ne sendikalarla ne Türk Tabipleri Birliği ve diğer meslek odaları ile ne de halk sağlıkçıları veya sivil toplu kuruluşları ile iş birliği yaptılar. Liyakate önem vermeyip yandaş yöneticiler atadıkları için sağlık hizmetini ellerine yüzlerine bulaştırıyorlardı, yine bulaştırıyorlar..."

Ekonomik yönü ağır gelmiş olmalı…

Prof. Dr. Dedeoğlu, işin ekonomik boyutuyla ilgili olarak da, Çin ile Dünya Sağlık Örgütü’nün herkesi uyarmasına karşın salgına yeterince hazırlanmadan yakalandığımızı, ilk vakanın 11 Mart’ta bildirildiğinde Türkiye’de salgının çoktan başlamış olduğunu çünkü birkaç gün öncesinde Türkiye’den yurt dışına giden birisinde hastalık saptanmış olduğunu, buna rağmen sınırları zamanında kapatmadıklarını söylüyor ve "Dinci politikaları nedeniyle camilerde toplu namazı zamanında durdurmadılar, umreyi engellemediler, gelenleri titiz bir şekilde izole etmediler. Sağlık personeline uzun süre maske ve diğer koruyucu malzeme sağlanamadı, hem personel hem hastaları gereksiz riske atıldı. Tanı testlerinin sadece Ankara’da bir merkezde yapılmasında ısrar edip uzun süre üniversitelerin test yapmasını engellediler. Bu yüzden tanılar ve temaslı izlemesi aksadı. Yakın zamana kadar topluma maske dağıtımını bile beceremediler. Halk sağlığı uzmanları, salgının ilk günlerinden beri, Çin’in yaptığı gibi gerekli işletmeler hariç tüm üretimin durdurulması ve bütün nüfusun 4-5 hafta eve kapanmasını öngören politikayı savundular. Ancak böyle bir uygulamanın ekonomik yükü ağır gelmiş olmalı…"

Daha da acısı var… 

Çünkü yine  siyaset halkın önüne geçiriliyor:

"1960’lı yılların sonunda bir yönetmelik çıkartıldı ve sağlık yöneticilerinin halk sağlığı uzmanı olmaları zorunluluğu getirildi. Pek çok ülkede de böyledir, yöneticilik eğitimi almadan yönetici olunmaz. Biz halk sağlığı uzmanlık eğitiminde de zaten yüklü bir sağlık yönetimi, planlaması vb. eğitimi veririz. Ne yazık ki bu, politikacıların işine gelmedi, eğitimsiz yandaşlarını yönetici olarak atayamadıkları için yönetmeliği kaldırdılar..."

Virüs daha uzun süre bizimle beraber

Prof. Dr. Dedeoğlu, ülkemizde kaç kişinin bağışıklık kazandığının da bilinmediğini, önümüzdeki günlerde yaşlıların daha serbest bırakılacağının anlaşıldığını söylüyor ve uyarıyor:

"Aşı bulunup uygulanana kadar veya toplumun yaklaşık yüzde 60’ı hastalık geçirip kitle bağışıklığı gelişene kadar yaşlılar maske, fizik mesafe ve el yıkama uygulamalarını sürdürmek zorundalar (…) 

Koruma kurallarına uyarsak her gün birkaç yüz hasta ile idare ederiz; uymazsak yine birkaç binlik hasta sayısına ve artan ölümlere geri döneriz. Vakalar yazın azalsa da sonbaharda artması beklenebilir. Bu virüs daha uzun süre bizlerle berabermiş gibi görünüyor. Aşı en erken bir yıl sonra üretilebilir. Ayrıca henüz hastalığı geçirmiş olmanın ve aşının ne kadar güçlü ve ne kadar uzun süreyle bağışıklık sağlayacağını da bilmiyoruz."

Önceki ve Sonraki Yazılar