Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Kapitülasyon Nedir?

Hem etimolojik, hem tarihi olarak "capitulation" nedir, bir bakalım:

Her ne kadar kelimenin kökeni latinceye dayansa da, uluslararası dilin Fransızca olduğu dönemden hareketle, Fransızca kaynaklara başvurup;  şöyle bir açıklama elde ederiz :

Öncelikle "kapitülasyon" kelimesinin türediği fiil "capituler"dir.

Bu fiilden türetilen ismin açıklamasının Fransızcasını yazarak zamanınızı almayacağım.

İsteyen kaynağından bakabilir.

İzninizle çevirisiyle yetiniyorum:

"Askeri alanda kapitülasyon, mağlup olan tarafın teslim olması amacıyla savaşan uluslar arasında kurulan bir sözleşmedir."

Buraya kadar iyi, savaş durumu neticede diyebiliriz.

İyi güzel de be kardeşim, bu işin bir de bu yazıya konu olan kısmı, yani hepimizi ilgilendiren kısmı var.

Nedir o ? Şu:

"Ya da bir gücün, kendi yargı, yetkisi altındaki topraklarda, başka bir gücün vatandaşlarına belirli haklar ve ayrıcalıklar tanıdığı bir sözleşme."

Haydi bir de kim kime, ne zaman, ne vermiş diyelim ve

Vikipedia’ya soralım; ki orada da yazılı olanları şöyle alıntılıyorum:

"Kapitülasyon, bir devletin bir anlaşmaya bağlı olarak başka devletlere tanıdığı iktisadi ve sosyal ayrıcalıklara denir. Müslüman hükümdarların Avrupalı tacirlere vermiş olduğu ticari faaliyet iznidir."

Bize ne bundan demeyin ve lütfen okumaya devam edin :

"Osmanlı döneminde ilk kez Fatih Sultan Mehmet tarafından Venedik Devleti'ne İstanbul'da elçi bulundurma hakkı verilerek siyasi kapitülasyon verilmiştir (…)

***

Geniş anlamıyla kapitülasyon baş eğmek, teslim anlaşması yapmak anlamlarını taşır. Tarihte kazandığı özel anlamla kapitülasyon, bir ülke tarafından başka bir ülkenin vatandaşlarına verilen ticari ayrıcalıklar bütünüdür.

Osmanlı Devleti tarafından yükselme döneminden imparatorluğun dağılışına değin Avrupa devletlerine çeşitli kapitülasyonlar verilmiştir.

Osmanlı Devleti II. Mehmed döneminde VenediklilereI. Süleyman döneminde Fransızlara çeşitli amaçlar doğrultusunda kapitülasyonlar vermiştir. Aynı zamanda dağılma döneminde Balta Limanı Ticaret Antlaşması ile İngilizlere, Hünkâr İskelesi Antlaşması ile Ruslara çeşitli kapitülasyonlar vermiştir (…)"

Devam edecek olursak:

"Kapitülasyonları kaldırma sözü Türk Kurtuluş Savaşı'ndan önce 1856'da alınmış. Bununla birlikte, Osmanlıya verilen bu söz hiçbir zaman yerine getirilmemiş. İttihat ve Terakki'nin 1911 yılında kaldırdığı kapitülasyonlar Sevr Anlaşması ile daha da güçlü bir şekilde Osmanlı Devleti'nin sırtına bindirilmiş."

Sonra mı?

"Kapitülasyonlar Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Sovyetler Birliği ile yapılan 28 Mart 1921 Anlaşmasının 7. Maddesiyle 'geçersiz ve kaldırılmış' sayılmıştır."

1921…

Tam olarak 100 yıl.

Gelelim günümüze.

Günümüzde ya da daha net anlatımıyla son 50-60-70 yıldır yabancılara verilen ve verilmekte olan ayrıcalıklara.

Diyorum ki, günümüzde verilen ayrıcalıklar “kapitülasyon” tanımını aşmış  ve verilen ayrıcalıkların belli bir istikameti kalmamıştır.

Ayrıcalıklar "önüne gelene" verilmektedir.

Dolayısıyla son 20 yılda, “kapitülasyonlar” ya da ayrıcalıklarla ilgili literatüre yeni bir anlam yüklenmiş, bence tanım güncellenmiştir.

Vikipedia bunu dikkate almalı, bize özgü yeni bir başlık açmalıdır!

Üstelik günümüzde sadece yabancılara değil belirli bir kesime verildiği ortaya çıkan siyasi, ticari, hukuki ve mafyöz ayrıcalıklıların fevkalade “soysuzlaştığı” gözlenmektedir.

ABD’den başlamak, belki de Karadeniz’e bile uzanan ve fakat Mısır yolu üzerinden geçecek şekilde Katar’da son bulduğunu umduğumuz bu “soysuz” ayrıcalıklar yelpazesinin, kimi (beşi bir yerde) iş insanlarından, kimi beşi bir yerde olmayan iş insanlarına ve kimi sonradan olma patron ve onlarla organik bağı bulunan gazetecilerde, kimi vicdanını yitirmiş yargı mensuplarına kadar uzanmakta olduğu anlaşılmaktadır.

O halde, son 20 yılda değişmeyen tek moda soysuzlaşmaktır.

Soysuzlaşmaya, bütün bu rezaletlere bir son verebilecekken “yeter ki karnım doysun” diyerek bu duruma son vermemekte ısrar edenlere sözümdür:

Vicdanınıza sığınarak ve en azından 301 madencimiz adına:

Ölümleri için “bu işin fıtratında var” diyenlere lanet ve hala bunlara oy verenlere inat.

Ve 20 yıldır alıştırıldığı üzere “DOYURULAMAYACAK OLMAKTAN” endişe duyan seçmen kitlesi.

ÖTEKİLERİN ne yapacağını, yapabileceğini gördünüz sanki.

Belki. Umarım.

Önceki ve Sonraki Yazılar