Hande Turan Abadan

Hande Turan Abadan

Sinir Uçları

Üniversite ne demek?

Latincede “universitas” deyiminden günümüze ulaşan ve dilimize “üniversite” olarak geçen bu kelime “bir konu etrafında birleşen bir topluluk ya da kurum için kullanılmış.

Modern anlamı da kurumların oluşmaya başlamasıyla bunları tanımlamak için kullanılan “universitas magistrorum et scholarium”dan türemiş.

İnternette özetle şunlar yazıyor:

“Günümüzdeki üniversitelere temel oluşturan ilk kurum Yunan filozofu Plato'nun MÖ 4. yüzyılda kurduğu “Akademi”. Bu okulun kuruluş tarihine ve nasıl bir işleyişe sahip olduğuna dair kesin bilgiler yok. Antik Atina kentinin dışında bulunan "Akademi" adlı bölgedeki gymnasium'un yakınlarında Plato'nun sahip olduğu

bir arazide, o ve onun gibi felsefe, bilim, tarih ve sanatla ilgilenen bir grup insanın düzenli toplantılarıyla tahminen MÖ 387'de başlamış.

Öğrenci öğretmen ayrımları bulunmayan, belirli bir ders programı ya da konu sınırlaması olmayan, en azından Plato zamanında belirli bir doktrini savunmayan Akademi, büyük ihtimalle ortaya atılan problemlerin birlikte tartışılarak çözülmeye çalışıldığı bir yermiş”.

Bu okul en az üç yüzyıl aynı yerde faaliyete devam etse de zaman içinde karakteri değişmiş, bu süre zarfında Plato'nun öğrencisi Aristo gibi pek çok filozof burada bulunmuş.

"Konstantinopoli Üniversitesi", 425 yılında yükseköğrenim kurumu olarak 425 yılında imparator naibi III. Michael tarafından 849 öğrenci tarafından öğrenci loncası olarak kurulmuş”.

Bugünkü anlamda ilk üniversitelere Abbasiler döneminde Bağdat’ta rastlanıyor.

Ah zavallı Bağdat... Medeniyetin beşiklerinden. Şimdiki haline ne demeli? Ah demekten başka?

İnternetteki bilgi şöyle devam ediyor:

“Eski Yunan ve Roma dönemlerinde bazı yüksek eğitim ve öğretim teşkilatları olmasına rağmen bunların bugünkü anlamda üniversite niteliği yoktur”.

Ve devamı çok dikkat çekici ve şöyle:

“Batıda üniversiteler İslam medeniyetinin Endülüs Emevi Devleti vasıtasıyla Avrupa’ya girmesiyle başlar. FasCordoba ve Gırnata üniversiteleri, ilim ve fennin kilise ve piskoposların tesirindeki ruhban sınıfına mensup öğretim üyeleri olan okullara girmesine vesile olarak, sadece hukuktan ibaret olan öğretim dalına tıpastronomiilahiyat ve benzerlerinin de eklenmesini sağladı. O zamana kadar Avrupa kralları ve devlet adamları tedavi olmak için Cordoba Üniversitesinin Tıp Fakültesine gelirdi. Bağdat’taki Nizâmiye Medresesi (1065), Osmanlılardaki ilk üniversite olan İznik Medresesi (1331) gibi misalleriyle de Selçuklular ve Osmanlılar döneminde hızla gelişen medrese müessesesi Tanzimat'a kadar fen derslerinde de söz sahibiydi”.

Derken bakın neler oluyor?

Şöyle oluyor:

Fen dersleri kaldırılınca ilim ve fenni Endülüs Emevileri vasıtasıyla İslam medeniyetinden alan batı, doğuyu geçmeye başladı. Daha sonra (1863) Dârül-Fünun adı altında teşkilatlanan bu yüksek eğitim öğretim müessesesi çeşitli safhalardan sonra 1933’te İstanbul Üniversitesi olarak yeniden düzenlendi.

Uzun uzun yazmaya ne hacet?

Bir başka yazımda da söylediğim gibi, “entelektüel” olabilmek demek, hayli uzun ve meşakkatli geçmişe sahip olmak demek. Öyle sonradan edinilebilecek yahut basıp parayı alınabilecek veyahut “mış gibi” yapılabilecek bir şey değil. Yani işte o geçmişi satın almak mümkün değil. Sadece, Atalarınızın tercihi.

Yolunun, babanın yolunun, bir de dedenin yolunun “üniversiteden geçmesi” demek.

Yani sinir ucu sıkışması ya da terörle filan hiç alakası yok entelektüel olmanın, olmak istemenin, evrensel olmanın, olabilmek istemenin yahut hak talep etmenin. Çünkü universitas kelimesinin içinde günümüzdeki evrensellik anlamı da mevcut. Bence. Ya sence?

Bu bir hastalık değil, kötü değil. Şimdi eğer üniversiteli isek, kurumun ne demek olduğunu anlarız.

Eğer değilsek, hiç olmadıysak bilemeyiz elbette.

Kimi durumlarda da, bu kurumda nefes aldığımızı unutabiliriz.

İşte onu anlamak hiç mümkün değil.

#AşağıBakmayacağız

Önceki ve Sonraki Yazılar