Deniz Hasreti

Ne zaman denizle şiiri bir arada düşünsem sanırım ilk etkileşim olarak Ömer Bedrettin Uşaklı’nın Deniz Hasreti şiiri gelir aklıma:

Gözümde, bir damla su deniz olup taşıyor,

Çöllerde kalmış gibi yanıyor, yanıyorum;

Bütün gemicilerin ruhu bende yaşıyor,

Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum.

Nasıl yaşayacağım ey deniz, senden uzak?

Yanıp sönüyor gibi gözlerimde fenerin,

Uyuyor mu limanda her gece sallanarak

Altından çivilerle çakılmış gemilerin?

Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgârı,

Dalgaların gözümde tütüyor mavi, yeşil…

İçimi güldürmüyor sensiz ay ışıkları;

Ufkundan yükselmeyen güneşler güneş değil.

Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden,

Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım?

Ey deniz, şöyle bir gün sana bakacak mıyım,

Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden?..

Deniz, hemen bütün ozanları etkilemiş, onlara özgürlük duygusu, temizlik duygusu vermiştir. İnsandaki, evrendeki değişimi, denizin verdiği düşlerle yeni bir bireşime götürür Yahya Kemal. Deniz Türküsü’nde kişiyi derinden saran büyük tenhalığı sezdirirken okura o tenhalığı yaratan denizin yarattığı değişimi, ruh iklimini söyler:

Dolu rüzgârla çıkıp ufka giden yelkenli,

Gidişin seçtiğin akşam saatinden belli.

Ömrünün geçtiği sahilden uzaklaştıkça

Ve hayâlinde doğan âleme yaklaştıkça,

Dalga kıvrımları ardında büyür tenhalık;

Başka bir çerçevedir, gitgide dünyâ artık.

Daldığın mihveri, gittikçe sarar başka ziya;

Mavidir her taraf, üstün gece, altın derya…

Yahya Kemal, için deniz yaşamın anlamını içeren derinlikleriyle, günün her saatinde değişen rengiyle, sesiyle bir başka evrendir; o evrenin ayrımına da insan varabilir. Her insanın denizden aldıklarıyla, denize bakışıyla değişen bir büyük varsıllıktır deniz. Büyülü güzelliklerin saklı suyudur.

Yine Yahya Kemal, bir başka şiiri Deniz’de geleceğini düşler, denizle büyüyen yalnızlığını konu edinir. Bu evrensel, her insanın canında yatan, sık sık baş kaldıan bir yalnızlıktır.  Bu yalnızlıkta ölümcül duygular yorar şairin kalbini; .u yalnızlıkta kentin kederli yaşamı vardır, bu yalnızlıkta kaçınılmaz son vardır.

Bir gün deniz ölgündü, bir oltayla balıkta,

Kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta…

Şehrin eleminden bir uzak merhaledeydim,

Fanileri gökten ayıran perdeye değdim.    

Rüzgârlara benzer uğultuyla sulardan,

Sesler geliyor sandım ilâhi kuğulardan.

Her an daha coşkun, daha yüksek, daha gergin;

Binlerce ağızdan bir ilâhi gibi engin

Sesler denizin ufkunu uçtan uca sardı

Benzim, ölümün şi’ri yayıldıkça sarardı.

Yahya Kemal’in denize bakışıyla  Ömer Bedrettin Uşaklı’nın bakışı  çok ayrıdır görüldüğü gibi. Biri denize özlemle bakıyor; onu yaşamının temel güzelliklerinden biri, olmazsa olmazlarından biri gibi görüyor; Yahya Kemal’se daha felsefi, daha mistik bir bakışla yaklaşıyor denize. Denizin güzelliğinde de gücünde de tanrısal bir güç vardır. İçinde taşıdığı sesler; Tanrı katından, cennetten gelen sesleri düşündürür ona.

Birbirine yakın zamanların ama çok başka şiir anlayışlarının şairi olarak Yahya Kemal’le Ömer Bedrettin Uşaklı’ya Orhan Veli’yi eklemeliyiz burada. Onun şiiri de denize özlemle ilgilidir ama her yiğidin yoğurt yiyişi başkadır örneğinde olduğu gibi söylediği de  şiirin içinde taşıdığı özlemin niteliği de farklıdır. Yahya Kemal Türk şiirinde Divan Şirinin çağcıl örneklerini verir. Beyitlerle oluşturduğu şiirlerini beyit aralıkları bırakmadan yazar.

Türkçe’nin kendi dönemine göre en güzel örneklerini Divan Şiirini Osmanlıca’dan kurtarır. Yeni mazmunlar yaratır. Taze bir ruh verir divan kalıplarına; gizemli bir dünyayı söyler kendi kavrulan ruhuyla.

Ömer Bedrettin Uşaklı, hececilerin izindedir. İçten bir deniz özlemiyle tutuşur. Türkçesi temiz; söylemi, özlem duygusunun yakıcılığıyla doludur. Sesleri güzel kullanır. Gemicilerle, yalnız deniz fenerleriyle, limanlarıyla birlikte bir büyük dünyayı düşler Ömer Bedrettin Uşaklı.

Kimi şiirleri bestelenen şairin çok sevilen Yıldızların Altında şarkısının sözlerinin de şairi olduğunu bir ara not olarak söyleyelim.

Gelelim Orhan Veli’nin Denizi Özleyenler İçin şiirine…

Gemiler geçer rüyalarımda,

Allı pullu gemiler, damların üzerinden,

Ben zavallı, 

Ben yıllardır denize hasret,,

“Bakar bakar ağlarım.”

Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,

Bir midye kabuğunun aralığından;

Suların yeşili; göklerin mavisi,

Lapinaların en harelisi…

Hâlâ tuzlu akar kanım

İstiridyelerin kestiği yerden.

Neydi o deli gibi gidişimiz,

Bembeyaz köpüklerle açıklara!

Köpükler ki fena kalpli değil,

Köpükler ki dudaklara benzer;

Köpükler ki insanlarla

Zinaları ayıp değil.

Gemiler geçer rüyalarımda,

Allı pullu gemiler damların üzerinden;

Ben zavallı,

Ben yıllardır denize hasret.

Denizi söyleyen bu şairlerimizin denize bakışları, onda buldukları özellikler, denizin onlara düşündürdükleri başka başkadır ama söyleyişleri de, sözcükleri de başkadır şairlerin. Onları şair yapan da bu duyarlıkları, bu kendilerine özgü dilleridir.

Orhan Veli’den sekiz yıl önce yirmi iki yaşındayken ölen Rüştü Onur’sa çocuksu düşler içinde denize seslenir. Denize Serenad yapar:

Neyim varsa

Sana bırakmalıyım deniz

Sende geçmeli mevsimlerim

Sende çiçek açmalı ağaçlarım

Sende yaşamalıyım deniz,

Âsi ve hür

Sende ölmeliyim

Bulutlara bakarak.

Denizin şiirini, öyküsünü, romanını yazanları anlatmayı sürdüreceğiz. Sevgili okuyucularımızın günleri denizler kadar ışıklı olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar