Attila İlhan

Attila İlhan için ne desek eksik kalıyor; şair, yazar, senarist, aydın vb. O’nu kaybedeli bugün 15 yıl olmuş. Bu büyük yazarı, örnek aydını ölümünden sonra Beijing’den kızıma yazdığım satırlarla anmak istiyorum:

Canım Kızım, 

Aralıklı yağan yağmurun soğukluğunu hissettirdiği bir sonbahar gününde yağmurların ve sonbaharın şairini kaybettiğimizi öğrendim. 

Beijing dışında olduğumdan internete bakma olanağım yoktu ve gittiğim yerde cep telefonu da çekmiyordu. Beijing'e iner inmez telefonda dostluğumu "üstadın" şiirleriyle damıttığımız arkadaşlarımdan birinin mesajı vardı. Evet, "o an gelmiş ve Attila İlhan ölmüştü." 

Aslında kendimi bu ölüme uzun süredir alıştırmıştım. Çin'e uzun süre kalmaya her gelişimde yanımda "üstadın" şiir kitapları olurdu. Duygularımızın durulduğu anlarda, fırtınalar onun mısralarıyla kopardı. Ölüm haberini aldığımda da yanımda bir kitabı vardı. O andan itibaren kendimi avutmak için su dizeleri mırıldanmaya başladım: 

"Şairim ben giderim ölüme geze geze 

Şiirler ölmüyor ki, şairler öl(dürül)se..." 

Üniversite yıllarında ders kitaplarımızın yanında ayrılmaz bir parça olarak taşıdığımız şiir kitaplarının yazarından arkadaşlar arasında "üstad" diye bahsederdik. Öğrencilik yıllarının saf ve coşkulu sohbetlerinin arasında birimizin duygu dolu bir sesle başladığı mısra hep kulaklarımda: 

"Elimden tut düşeceğim 

Yoksa bir bir yıldızlar düşecek" 

Düşünüyorum da, kurduğum güzel dostlukların çoğunun mayasında onun mısraları var. 

Sonra büyüdük, hayatın koşuşturmacası arasında belki eskisi kadar aşk şiirleri okuyamıyorduk, ama Attila İlhan yine yaşamımızın bir köşesindeydi. Televizyondaki sohbetlerinin hepsi birer tadına doyulmaz belgesel niteliğindedir. Bu kez daha çok ülkemizi sevmeyi öğreniyorduk, ne de olsa parola "vatan"dı. Bir söyleşisinde, Stefan Zweig ve eşinin intihar ederken yazdıkları, "üzerinde yaşadığınız, vatanım diyebileceğiniz bir toprak yoksa, okumak ve yazmak neye yarar?" sözlerini hatırlatmıştı. 

Ama ben bir televizyon dizisine verdiği ismi ve başrol oyuncusu genç doktorun sadece laf üreten aydınlara söylediği sözü hiç unutmadım. "Yarın Artık Bugündür" dizisinde, küçük bir kasabada çalışan bayan doktor, barlarda ülkeyi kurtaranlara şöyle diyordu: 

"Hepinizi toplamasam bir ebe Kadriye bile etmezsiniz".. 

Dizinin adını ve bu sözleri hep bir uyarı olarak kabul ettim... 

Canım Kızım, sana bu mektubumda buralarda yaşananları, uzay çalışmalarındaki önemli gelişmeleri anlatmak istiyordum. Ama, "ayrılık girdi araya/hicrana düştük bugün/elde var hüzün".. 

Haftaya devam etmek üzere seni özlem ve sevgiyle kucaklıyorum. 

Öptüm.  

14 Ekim 2005

***

an gelir 

paldır küldür yıkılır bulutlar 

gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet 

eski heyecan ölür 

an gelir biter muhabbet 

çalgılar susar heves kalmaz 

şatârâbân ölür 

şarabın gazabından kork 

çünkü fena kırmızıdır 

kan tutar / tutan ölür 

sokaklar kuşatılmış 

karakollar taranır 

yağmurda bir militan ölür 

an gelir 

ömrünün hırsızıdır 

her ölen pişman ölür 

hep yanlış anlaşılmıştır 

hayalleri yasaklanmış 

an gelir şimşek yalar 

masmavi dehşetiyle siyaset meydanını 

direkler çatırdar yalnızlıktan 

sehpada pir sultan ölür 

son umut kırılmıştır 

kaf dağı'nın ardındaki 

ne selam artık ne sabah 

kimseler bilmez nerdeler 

namlı masal sevdalıları 

evvel zaman içinde 

kalbur saman ölür 

kubbelerde uğuldar bâkî 

çeşmelerden akar sinan 

an gelir 

-lâ ilâhe illallah- 

kanunî süleyman ölür 

görünmez bir mezarlıktır zaman 

şairler dolaşır saf saf 

tenhalarında şiir söyleyerek 

kim duysa / korkudan ölür 

-tahrip gücü yüksek- 

saatlı bir bombadır patlar 

an gelir 

Attila İlhan ölür" 

Önceki ve Sonraki Yazılar